COVID-19 pandemisine karşı uluslararası işçi sınıfı eylemi için!

24 Haziran 2020

Küresel koronavirüs pandemisi kontrolden çıkıyor. İlk COVID-19 vakasından altı ay sonra, yeni vaka sayıları rekor seviyede. Tüm dünyada hükümetlerin umursamazlık, yetersizlik ve bilinçli politikayı birleştiren eylemlerinin doğrudan sonucu olarak, durum vahim ve giderek kötüleşiyor.

COVID-19 pandemisi küresel bir felakettir; yirmi birinci yüzyıl tarihindeki etkisi, I. Dünya Savaşı’nın yirminci yüzyıla etkisinden az olmayacaktır.

Geçtiğimiz beş ayın deneyimi, ABD başta olmak üzere büyük kapitalist hükümetlerin izlediği politikanın yalnızca felaket getirdiğini açıkça ortaya koymuştur. Şirket-finans oligarşilerinin emperyalist-kapitalist politikaları belirleyen sınıfsal çıkarları, pandemiye karşı bilimin yol gösterdiği, toplumsal olarak ilerici, demokratik, eşitlikçi ve insani bir politikaya izin vermemektedir. Kâr dürtüsüne, kişisel servete ve dolayısıyla işçi sınıfının dizginsiz sömürüsüne, dünya nüfusunun ezici çoğunluğunun toplumsal çıkarları karşısında mutlak öncelik verilmektedir.

Koruyucu giysi giyen mezar kazıcılar bir COVID-19 kurbanını gömerken akrabaları ve dostları güvenli bir mesafede bekliyor, St. Petersburg, Rusya. (AP Photo/Dmitri Lovetsky)

Haziran ayının son haftasına girerken, ölümleri olduğundan az gösteren resmi sayılara göre, şimdiden 450 binden fazla insan hayatını kaybetti. Erkenden ve pervasızca “işe geri dönülmesi” (doğrusu, koronavirüsün yayılmasını kontrol altına alma yönündeki her türlü sistematik çabanın terk edilmesi), Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin defalarca uyarmış olduğu gibi, yeni vakalarda hızla patlayıcı bir artışa yol açmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde pandemi, büyük bir can kaybına sebep olarak hızla ülke geneline yayılıyor. Toplam servetleri yaklaşık sekiz trilyon dolar olan 300 dolayında milyardere ev sahipliği yapan dünyanın en zengin ülkesinde dünyadaki en yüksek ölüm sayısının kaydedilmesi, Amerikan toplumunun çürümüş durumunu ve kapitalist sistemin tarihsel başarısızlığını keskin ve itiraz edilemez bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Mart ayının başından bu yana, ABD’de 2,3 milyondan fazla insan bu hastalığa yakalandı ve ölü sayısı 120 bini geçti. 21 Haziran’da 25 bin yeni vaka kaydedildi ki bu, iki hafta öncesinden yüzde 20 daha fazladır. Yirmiden fazla eyalette vaka sayısında artış olduğu bildiriliyor. Yeni vaka sayıları, son iki haftada, Kaliforniya’da yüzde 48,3; Teksas’ta yüzde 114; Florida’da yüzde 168, Arizona’da yüzde 142 ve Georgia’da yüzde 47 arttı.

Bu oranla, virüsün yayılmasını durdurmak için eşgüdümlü bir planın yokluğunda, yaz sonuna kadar virüse yenik düşen Amerikalıların sayısı çeyrek milyon dolayında olacaktır. Kayıpların büyük kısmı işçi sınıfının en yoksul kesimlerinden olduğu için, kurbanların ezici çoğunluğu işçiler olacak.

Pandeminin yayılmasını durdurduğunu ve ekonomisini güvenle geri açabileceğini iddia eden Batı Avrupa’da, bulaşma hızının yeniden yükselişte olduğunun tehlikeli belirtileri var. Hafta sonu, Almanya’nın batısındaki büyük bir mezbahada çalışan ve çoğunluğunu Doğu Avrupa’dan gelen göçmen işçilerin oluşturduğu 1.300’den fazla işçinin COVID-19 testi pozitif çıktı. Kapanma önlemlerinin sona ermesinin ardından birçok mezbahada ve fabrikada salgınlar görüldü. “Sürü bağışıklığı” için örnek gösterilen İsveç’te hastalığın yayılmaya devam etmesi, özellikle önemlidir. İsveç’teki yeni vakalar son iki hafta içinde yüzde 22,2 arttı.

Tarihsel olarak emperyalizm tarafından ezilen, geç kapitalist gelişmeye sahip ülkelerdeki büyük yoksulluk göz önünde bulundurulduğunda, pandemi, bu ülkelerin sınırlı sağlık sistemlerini ve zayıf sosyal güvenlik ağlarını çökertme tehlikesi yaratmaktadır.

Güney Asya’da yeni vaka ve ölüm sayısı sert biçimde artıyor. Hindistan’da şu anda bildirilen 440 bin vaka ve 14 bin ölüm var. Stat News’e göre, 21 Haziran’da 11.484 yeni vaka açıklandı. Bu, iki hafta öncesinden yüzde 32,8 fazla. Aynı dönemde ölü sayısı yüzde 88,5 yükseldi. Ülkenin başkenti Yeni Delhi’de yeni vakalar yüzde 87,6 arttı. Kentteki hastaneler dolup taşıyor ve başka hastalıkları bulunan insanlar, tedavi edilemedikleri için ölüyor.

3.590 ölümün bildirildiği Pakistan’da, son iki hafta içinde yeni vaka sayısı yüzde 63,6; ölü sayısı ise yaklaşık yüzde 70 arttı. Bangladeş’te yeni vaka sayısı yüzde 43,6 artarken, ölü sayısında yüzde 33,3’lük bir artış kaydedildi. Ülkedeki toplam vaka sayısı 115 bini geride bırakırken, 1.500’den fazla insan hayatını kaybetti.

Afrika’da 100 bin vaka sayısına ulaşılması 98 gün sürerken, vaka sayısının 100 binden 200 bine çıkması sadece 18 gün sürdü. Artık sadece Güney Afrika’da 100 binden fazla vaka var ve ülkedeki yeni vaka sayısı son iki hafta içinde yüzde 86 arttı. Geçtiğimiz iki haftada yeni vaka sayısının yüzde 22,2 yükseldiği Mısır’da da vaka sayısı 50 binden fazla.

Pandemi, Latin Amerika’da büyük bir can kaybına sebep oluyor. Faşizan Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun virüsü durdurmak için önlem almayı reddettiği Brezilya’da, 1,1 milyondan fazla vaka bildirildi. Bu, dünyadaki en yüksek ikinci vaka sayısıdır. Ülkede 21 Haziran’da yaklaşık 30 bin yeni vaka bildirildi ki bu, iki hafta öncesinden yüzde 30 fazla. Günlük ölü sayısı bini geçerken, toplam 51 binden fazla insan hayatını kaybetti. Ülkenin salgından en sert etkilenen şehri olan Sao Paulo’da 220 binden fazla insan hastalığa yakalandı. Şehirdeki yeni vaka sayısı, iki hafta öncesinden yüzde 32,7 fazla.

Meksika’da, bildirilen vaka sayısı 180 binden fazla ve 21.825 ölüm var. Yeni vaka sayısı iki hafta öncesinin iki katı ve ölü sayısı yüzde 155 artmış durumda. Şili’de yeni vaka sayısı yüzde 66,7 artarken, Ekvador’da iki hafta öncesine göre vaka sayısında yüzde 20’lik bir artış var.

Gelişen küresel felaket, egemen sınıfın benimsediği politikanın doğrudan sonucudur. “Sürü bağışıklığı” programı ilk kez önerildiğinde, bunun genel olarak insanlık dışı ve pervasız bir politika olduğu düşünülüyordu. Bilim insanları ve epidemiyoloji uzmanları, bunu hep birlikte kınadılar. Fakat şimdi tüm dünyadaki hükümetler bu politikayı benimsemiş durumda. Bir yorumcunun itiraf ettiği gibi, artık COVID-19 pandemisine yönelik politika, “hızlandır” şeklindedir.

Başından itibaren, Trump yönetiminin ve dünyadaki diğer hükümetlerin politikasını, halkın sağlığı ve güvenliği değil, şirket ve finans oligarşisinin çıkarları belirledi. Mart ayı sonunda Wall Street’e trilyonlarca dolar akıtıldıktan hemen sonra, koronavirüsün yayılmasını önleme yönündeki tüm kısıtlamaların kaldırılması için bir kampanya başlatıldı.

Egemen sınıfın amacı, ücretleri düşürmek, sömürüyü arttırmak, zenginlere aktarılan kaynakları karşılamak üzere sert kemer sıkma önlemleri dayatmak ve dünya çapında sınıfsal ilişkileri köklü bir şekilde yeniden yapılandırmak için mevcut durumdan istifade etmektir. Mali oligarşinin çıkarları ile halkın ezici çoğunluğunun çıkarları arasındaki uçurum, pandemi sırasında borsalardaki artışın devam etmesinde grotesk ifadesini bulmaktadır. Bu, günümüzün savaş vurgunculuğudur.

Koronavirüsü durdurmak için gerekli önlemlerin alınması, uluslararası işçi sınıfının müdahalesine bağlıdır. Virüsü durdurmak için gerekli tüm adımların –hayati önemde olmayan üretimin durdurulması, karantina, yaygın test ve temas takibi– karşısına, egemen sınıfın kâr çıkarları çıkmaktadır. Bu önlemlerden etkilenen herkese destek sağlanması, toplumsal kaynakların büyük çapta yeniden yönlendirilmesini gerektirmektedir.

Dahası, pandemiye karşı etkili bir mücadele, ekonomik, bilimsel, endüstriyel kaynakların ve bilginin sistematik koordinasyonunu gerektirir. Bu olmazsa olmaz uluslararası işbirliği, ulus devlet sistemine dayanan kapitalizm altında olanaksızdır. Her ülkenin egemen sınıfı, her şeyden önce kendi ulusal çıkarlarıyla meşguldür.

Birbirleriyle rekabet eden ilaç şirketleri, kolektif bir gayret yoluyla etkin tedavi tekniklerinin ve sonunda COVID-19 aşısının geliştirilmesini kolaylaştırabilecek bilgileri paylaşmaktansa “şirket sırları”nı koruyor.

Trump yönetiminin Dünya Sağlık Örgütü’nden çekilmesi, ulusal emperyalist politikanın yıkıcı karakterinin apaçık bir örneğidir. Fakat jeopolitik üstünlük peşinde koşarken pandemiden Çin’i sorumlu tutması ve ABD’nin bu başlıca rakibine karşı savaş hazırlıklarını bu yolla meşrulaştırma çabaları, bir kat daha tehlikelidir.

Peki, pandemiyi durdurmak ve milyonlarca insanın hayatını kurtarmak için ne yapmalı?

Pandemi karşısında izlenen politikanın kontrolü, kapitalist sınıfın elinden alınmalıdır. Pandemiyi kontrol altına almak ve şu anda risk altında olan milyonlarca hayatı kurtarmak için, işçi sınıfının uluslararası ölçekte koordine edilen kitlesel eylemi gereklidir. Pandemiye karşı mücadele, sadece veya öncelikle bir tıbbi mesele değildir. Bu, her şeyden önce bir toplumsal ve siyasi mücadele meselesidir.

Böyle bir hareketin gelişme potansiyeli, krizin kendi mantığından doğmaktadır.

Dünya genelinde işçi sınıfı içindeki muhalefet giderek artıyor. Pandemiyi kontrol altına alma yönünde herhangi bir sistematik planın olmayışına, sağlık tesislerinin feci halde yetersiz durumuna, sayısız hayatı tehlikeye atan tehlikeli çalışma koşullarına, kapitalist hükümetlerin işini kaybeden milyonlarca insana gerekli düzeyde sosyal destek sağlamayı reddetmesine, yaygın toplumsal eşitsizliğe, militarizmin aralıksız büyümesine ve temel demokratik haklara artan saldırılara karşı öfke büyüyor.

Egemen sınıf, işçi sınıfının siyasi radikalleşmesinin gelişmekte olduğunun farkındadır. Trump’ın “aşırı solcular”a karşı atıp tutması ve protestoculara karşı orduyu görevlendirmeye çalışması, bir uyarı olarak görülmelidir.

George Floyd’un Minnesota’da öldürülmesine ve diğer polis vahşeti olaylarına karşı protestoların patlak vermesinde ilk ifadesini bulan büyüyen toplumsal öfke, işçi sınıfının kapitalizme karşı ve sosyalizm uğruna sınıf bilinçli bir küresel hareketi haline getirilmelidir.

İşçiler, egemen sınıfın savunucularının “Tedavinin hastalıktan kötü olmasına izin vermeyin” diye ısrar etmesine şu yanıtı vermeliler: Temel toplumsal hastalık kapitalizmdir, pandemi bu hastalığın bir semptomudur ve çare sosyalizmdir.

Zenginlerin biriktirdiği devasa meblağlara el konulmalı ve bunlar, pandemiyi durdurmak için acil durum önlemlerini finanse etmeye ve alınan önlemlerden etkilenenlere tam gelir sağlamaya yönlendirilmelidir. Dev bankalar ve şirketler, işçi sınıfının demokratik denetimi altına alınarak akılcı ve bilimsel bir planlama temelinde yönetilmelidir. Savaşa ve yıkıma heba edilen devasa kaynaklar, sağlık, eğitim ve diğer sosyal gereksinimleri karşılamaya yönlendirilmelidir.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), şu anda işçi sınıfının güçlü bir devrimci hareketinin gelişmekte olduğundan kuşku duymamaktadır. DEUK’un görevi, bu harekete gerekli taktiksel, stratejik ve programatik yönelimi sağlayarak yardımcı olmaktır. Ancak bu, her ülkede Dördüncü Enternasyonal’in şubelerinin inşasını gerektiren çok büyük bir görevdir. İşçi sınıfını, öğrencileri ve insanlığın geleceğini güvence altına almak için dünyanın sosyalist temelde yeniden örgütlenmesi gereğini kabul eden herkesi, bu mücadelede bize katılmaya çağırıyoruz.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin açıklaması