Irksal-toplulukçu politika ve Abraham Lincoln’e düzenlenen ikinci suikast

George Floyd’un öldürülmesinden bir ay sonra, polis şiddetine karşı çok ırklı kitlesel gösteriler, ırksal bölünmeyi teşvik etmeye, emekçilerin ve gençlerin birliğini baltalamaya ve kapitalizme karşı sınıf mücadelesinin gelişmesinin altını oymaya çalışan gerici siyasi güçler tarafından gasp edilip yanlış yönlendirilme tehlikesi altında bulunuyor. Bu kampanya, şu anda, Amerikan Devrimi’ne ve İç Savaş’a önderlik etmiş figürlerin heykellerinin saldırıya uğrayıp yıkılmasına odaklanıyor.

Kölecilerin İktidarı’nı yıkmış ve köleleştirilmiş milyonlarca Afrika kökenli Amerikalıyı özgürlüğüne kavuşturmuş olan İkinci Amerikan Devrimi sırasında ülkeye önderlik eden, Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük başkanı Abraham Lincoln’ün anısını onurlandıran anıtlara yapılan iğrenç saldırıların yol açtığı kuvvetli tepki duygusunu yeterince ifade eden sözcükler bulmak zor.

Konfederasyon’un başlıca ordusunun teslim olmasıyla dört yıllık İç Savaş’ın sona ermesinden yaklaşık bir hafta sonra, 14 Nisan 1865 akşamı, Lincoln, kölelik yanlısı oyuncu John Wilkes Booth tarafından başından vuruldu. Lincoln, dokuz saat sonra, 15 Nisan sabahı saat 7:22’de hayatını kaybetti. Lincoln’ün öldüğü yatağın başında duran Savaş Bakanı Edwin Stanton, onun için şu ünlü sözü söyledi: “O artık asırlara ait.”

Lincoln’ün şehit edilmesi, ABD ve dünya genelinde büyük bir kedere neden oldu. İşçi sınıfı, demokrasinin ve insan eşitliğinin büyük bir savunucusunu yitirdiğini anlamıştı. Karl Marx, Lincoln’ün suikasta uğramasından sonraki günlerde Uluslararası İşçiler Birliği adına kaleme aldığı metinde, onun için, “iyi olmayı bırakmadan büyük olmayı başaran nadir insanlardan biriydi,” diye yazmıştı.

Abraham Lincoln, hayatı ve politikası zamanının çelişkilerini yansıtan son derece karmaşık bir insandı. Bir keresinde, “tarihten kaçamadığını” belirtmişti. Birlik’i kurtarmaya kendini adamış olan Lincoln, devrimci önlemlere başvurma konusunda kanlı iç savaşın mantığı eliyle yönlendirildi. Bu acımasız mücadele sırasında Lincoln, yüz binlerce Amerikalıya “özgürlüğün yeniden doğuşu” için mücadele edip hayatlarını feda etme konusunda ilham vermiş olan devrimci-demokratik özlemlere ifade kazandırdı.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki her siyasi dalgalanma dönemi, Lincoln’ün yaşamından feyz almıştır. Washington, DC’deki Lincoln Anıtı, 1922’de açılmasından beri, ırksal baskıya karşı ve eşitlik uğruna mücadeledeki en önemli anlardan bir kısmının mekânı olmuştur. Hitler’in Nazilerinin Avrupa’da yürüyüşe geçtiği ve faşizmin Amerikan egemen seçkinleri arasında pek çok sempatizanın bulunduğu 1939’da, Afrika kökenli Amerikalı ünlü kontralto Marian Anderson, Anayasa Salonu’nda şarkı söyleme hakkından mahrum edildi. O da bunun yerine, Lincoln Anıtı’nın merdivenlerinde, 75 bin kişilik bir kalabalığın önünde şarkı söyledi.

1963’te, Martin Luther King, Jr., Washington Yürüyüşü’nde, “Bir Hayalim Var” konuşmasını yapmak için aynı yerde durdu ve 250 bin kişinin önünde eşitlik ve ırksal bütünleşme çağrısı yaptı. Aynı on yılın devamında, Vietnam Savaşı’nı protesto eden on binlerce genç, bu anıtta bir araya geldi.

1930’lardaki işçi sınıfı mücadeleleri dalgasının, Lincoln’le ilgili çok sayıda büyük sanatsal tasvir ile ilişkilendirilmesi rastlantı değildir. Bunlara, Young Mr. Lincoln (1939) ve Abe Lincoln in Illinois (1940) filmleri dahildir. Aaron Copland’ın sevilen orkestra şaheseri Lincoln Portrait (1942), Amerika Birleşik Devletleri’nin on altıncı başkanının “yurttaşlarının anısında yaşadığını” ilan ederek noktalanır.

Fakat şimdi, Ford Tiyatrosu’ndaki trajediden 155 yıl sonra, Lincoln ikinci bir suikasta uğruyor. Suikast bu kez başarıya ulaşmamalı.

Washington DC’den oy hakkı olmayan Kongre delegesi Eleanor Holmes Norton, Washington, DC’deki Lincoln Parkı’nda bulunan ünlü Özgürlük Anıtı’nın kaldırılması için teklif sunacağını açıkladı. Irka kilitlenmiş protestocular, bedeli eski köleler tarafından karşılanmış ve 1876’da siyah kölelik karşıtı Frederick Douglass’ın dokunaklı bir konuşmasıyla açılmış olan anıtı yıkmayı planladıklarını ilan ettiler.

Norton, Twitter’da, “Lincoln Parkı’ndaki Özgürlük Heykeli’nin tasarımcıları, Afrika kökenli Amerikalıların görüşlerini dikkate almadı,” dedi. Demokratlar, heykeltıraşın İç Savaş ile gelen özgürlüğü sembolize etmeyi amaçladığı heykelde Lincoln’ü bir koşucu gibi çömelmiş bir köleyi serbest bırakırken tasvir ettiği için, “siyah toplumu” küçük düşürdüğünü öne sürüyorlar.

Norton’ın gerici çabası, Boston’daki Demokratik Parti yetkililerince destekleniyor. Onlar da önümüzdeki haftalarda Boston’daki Özgürlük Anıtı kopyasının kaldırılması talebini görüşecekler.

Konfederasyon karşıtı güçlerin önderlerinden hedef alınan tek kişi Lincoln değildir. Geçtiğimiz hafta San Francisco’da, muzaffer Birlik ordusunun büyük generali ve daha sonraki ABD başkanı Ulysses S. Grant’in bir heykeli yıkıldı.

Bu ırksal kampanyanın daha da kirli bir örneği, 54. Massachusetts Gönüllü Piyade Alayı’nı onurlandıran Boston anıtına yapılan saygısızlıktır. Kölelik karşıtı Robert Gould Shaw önderliğindeki 54. Alay, İç Savaş’ta tamamı siyahlardan örgütlenmiş ikinci alaydı. Protestocular, Glory (1989) filminde çok iyi tasvir edilen 54. Alay’a, beyaz bir subayın, Shaw’ın komuta etmiş olmasına itiraz ediyorlar. New York Times’ın baş sanat eleştirmenlerinden Holland Cotter, anıtın, Shaw’ı Afrika kökenli Amerikalı taburuna önderlik ederken tasvir ettiği için, “beyaz üstünlükçüsü” bir görsel olduğu iftirasını attı.

Bir başka Birlik anıtı, kölelik karşıtı Hans Christian Heg’in (1829–1863) heykeli, Salı gecesi Madison, Wisconsin’de yıkıldı. Nehre atılmadan önce heykelin kafası koparıldı.

Norveçli bir göçmen olan Heg, Konfederasyon’a karşı İskandinav Alayı olarak bilinen 15. Wisconsin Alayı’na önderlik etmişti. Savaştan önce Heg, Özgür Toprak Partisi’nin bir üyesi olarak köleliğe şiddetle karşı çıkmış ve Wisconsin’de kölelik savunucularına karşı bir milis gücüne önderlik etmişti. Heg, Eylül 1863’te, 33 yaşındayken, Chickamauga Muharebesi’nde öldürüldü.

Sosyalist Eşitlik Partisi, bu anıtlara yapılan saygısızlığı meşrulaştırmak için sunulan tüm sudan bahaneleri ve gerekçeleri reddeder. Onlara atfedilen dürtüler ne olursa olsun, eylemlerin nesnel bir anlamı ve oldukça gerçek siyasi sonuçları vardır.

Lincoln anıtlarına, Amerikan Devrimi’nin ve İç Savaş’ın önderlerini onurlandıran diğer anıtlara yönelik saldırılar, ırksal düşmanlıkları kışkırtmayı amaçlamaktadır. Bu tür provokasyonlar, iyi bilinen toplulukçu politika biçimleridir ve Hindu fanatiklerin Müslümanların camilerini veya Müslüman fanatiklerin Hindu tapınaklarını yakmalarına benzemektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise heykeller, “beyaz” egemenliğinin örnekleri olarak saldırıya uğruyor.

Heykellere yapılan saldırılar, iki kapitalist partinin ve üst orta sınıf içindeki çeşitli gerici unsurların Amerikan politikasını ırk ve topluluk temelinde biçimlendirme kampanyasının sonucudur. Bu kampanyanın yoğunluğunun arttırılması, kapitalizme yönelik bir tehdit olarak görülen işçi sınıfı militanlığındaki yükselişe verilen bir yanıttır. Egemen seçkinler ve orta sınıfın en hali vakti yerinde kesimleri, polis vahşetine karşı gösterilerde sergilenen ırklar arası birlikten memnuniyet duymak şöyle dursun, bunun olası siyasi sonuçlarından dehşete kapılmıştır.

Irksal politikanın teşvik edilmesinde, Demokratik ve Cumhuriyetçi partiler arasında bir iş bölümü mevcuttur. Trump ve Cumhuriyetçiler, Amerikan toplumunda siyasi olarak kafası en karışık unsurlara sesleniyor; onların ekonomik güvencesizliklerini ırksal karşıtlığı kışkırtacak ve toplumsal öfkeyi kapitalist sistemden başka yöne çevirecek şekilde manipüle ediyorlar.

Demokratik Parti ise, bütün toplumsal sorunları ve çatışmaları ırksal terimlerle değerlendirip açıklayarak bir başka toplulukçu politika çeşidine başvuruyor. Konu ne olursa olsun –yoksulluk, polis vahşeti, işsizlik, düşük ücretler, pandeminin neden olduğu ölümler– neredeyse yalnızca ırksal terimlerle tanımlanıyor. Bu ırksallaştırılmış fantezi dünyasında, “beyazlar”, onları bütün güçlüklerden muaf tutan, doğuştan gelen bir “ayrıcalığa” sahiptir.

Günümüz gerçekliğine yönelik bu grotesk çarpıtma, geçmişin de aynı şekilde çarpıtılmasını gerektirmektedir. Çağdaş Amerika’nın amansız bir ırk savaşı ülkesi olarak resmedilmesi için, aynı terimlerle bir tarihsel anlatı yaratılması gereklidir. Bütün bir ABD tarihi, sınıf mücadelesi yerine ebedi bir ırksal çatışma hikâyesi olarak sunulmaktadır.

Çağdaş toplulukçu politikanın ırksal temellerini yaratma çabaları daha pandemi başlamadan önce oldukça ilerlemişti. Demokratik Parti’nin şirket ve finans patronlarının başlıca sesi olan New York Times, ana hedefi ırksal bir anlatıyı teşvik etmek olan sinsi 1619 Projesi’ni uydurdu. Ağustos 2019’da ortaya çıkarılan bu projenin ana argümanı, Amerikan Devrimi’nin Kuzey Amerika’daki köleliği korumak için yapıldığı ve ırkçı Abraham Lincoln’ün önderlik ettiği İç Savaş’ın köleliğin sona erdirilmesi ile hiçbir ilişkisinin olmadığıydı. Yeni hikâyeye göre, köleler kendilerini özgürleştirmişlerdi.

Troçki’nin açıkladığı gibi, tarih hakkında söylenen yalanların amacı, asıl toplumsal çelişkileri gizlemektedir. Bu örnekte, çelişkiler, kapitalizmin neden olduğu sarsıcı düzeydeki toplumsal eşitsizliğin içine gömülüdür. Bu çelişkiler, ancak sınıf mücadelesi yöntemleriyle ilerici bir temelde çözüme kavuşturulabilir. Bu, işçi sınıfının kapitalizme son verip sosyalizmi kurmak için bilinçli mücadelesi demektir. Sınıf kimliğini tehlikeli ırksal kimlik atmosferinde eriterek bu mücadeleyi başka yöne çevirme ve baltalama çabaları, kaçınılmaz olarak faşizm yönünde ilerlemektedir.

Egemen sınıfın bütün hizipleri, işçi sınıfını daha iyi sömürmek ve devrim tehdidini uzaklaştırmak için, toplulukçuluğun ırksal versiyonunu teşvik ederek işçi sınıfını bölmeye uğraşıyor. Amerikan toplumunun, 120 binden fazla insanın ölümüne yol açan ve Büyük Bunalım ölçeğinde bir ekonomik krizi tetikleyen COVID-19 pandemisinin ağırlığı altında ezildiği sırada, Demokratların her zamankinden daha şiddetli bir şekilde ırkı temel mesele haline getirmeye çalışıyor olmaları bir tesadüf değildir.

Irksal toplulukçuluk politikasının alternatifi, işçi sınıfının birliğine dayanan sosyalist politikadır. Bu, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin programıdır ve bu perspektifle aynı fikirde olanlar partimize katılmalıdır.

Loading