COVID-19 Avrupa’da şiddetlenirken NATO, Rusya ve Çin’e yönelik tehditlerini artırıyor

COVID-19 vakaları ve varyantları Avrupa geneline yayılırken, NATO dışişleri bakanları, 23-24 Mart’ta Brüksel’deki görüşmelerde bir araya geldi. Zirve, bir kez daha, NATO hükümetlerinin insan yaşamına tamamen kayıtsız olduğunu gözler önüne serdi.

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa arasındaki bir ittifak olan ve dünyanın en zengin ülkelerinin çoğunu içeren NATO’ya üye ülkelerde 1,3 milyon insan COVID-19’dan hayatını kaybetti. NATO’nun 2020’deki 1,03 trilyon dolarlık toplam askeri harcamaları, dünya nüfusunun aşılanması için kabaca 100 milyar dolar olarak tahmin edilen maliyeti gölgede bırakıyor. Bunlara rağmen zirvede pandemiyle ilgili yeni tedbirler ilan edilmedi. Bunun yerine Rusya ve Çin ile nükleer savaşa hazırlanmak için bir NATO 2030 girişimi başlatıldı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Brüksel’deki NATO genel merkezinde düzenlenen NATO dışişleri bakanları toplantısının ardından konuşma yapıyor, 24 Mart 2021 (AP Photo/Virginia Mayo, Pool)

Joe Biden’ın ABD başkanı olarak göreve başlamasından bu yana düzenlenen bu ilk büyük NATO zirvesi, Avrupalı güçler ile Biden’ın önceli Donald Trump arasındaki ilişkilerin alenen bozulmasının ardından ABD’nin NATO’ya bağlılığını yeniden teyit ettiği bir zirve oldu. Trump, NATO’yu “köhne” diyerek alaya almakla kalmamış, aynı zamanda Avrupalı güçleri yüz milyarlarca dolarlık ticaret savaşı gümrük vergileriyle tehdit etmiş ve Avrupa’daki nükleer silahları kullanma konusunda spekülasyon yapmıştı.

Zirve, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Salı günü düzenlediği ortak basın toplantısıyla başladı.

Blinken, konuşmasına, NATO ittifakı için mevcut “çok önemli an”ı ve “ABD’nin bu ittifaka olan kararlı bağlılığını” vurgulayarak başladı ve şöyle devam etti: “Brüksel’e geldim çünkü ABD, her şeyden önce NATO müttefiklerimizle olan ortaklıklarımızı yeniden inşa etmek istiyor. [NATO’nun] Geçmişte olduğu gibi bugünün tehditlerine karşı da güçlü ve etkili olmasını sağlamak için ittifakı yeniden canlandırmak istiyoruz.”

Konferans, NATO’nun içeride kendi halklarına ve dışarıda ise askeri tehditlere karşı bir “sürü bağışıklığı” programı konusunda birleşmeye çalıştığını gösterdi. NATO hükümetleri, Rusya ve Çin’i daha fazla tehdit edebilmek için ordularına trilyonlar akıtıyorlar. Bu, hayati olmayan üretimi sürdürerek ve dolayısıyla işçiler arasında salgının devam etmesini kesinleştirerek mümkün oluyor.

Stoltenberg, zirvenin gündemini belirledi. “Biden yönetiminin ittifakların yeniden inşa edilmesi ve NATO’nun güçlendirilmesi konusundaki mesajını büyük memnuniyetle karşılıyorum. Çünkü büyük küresel zorluklarla karşı karşıyayız: Rusya’nın istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri, terörizm tehdidi, siber saldırılar ve nükleer silahların yayılması, yıkıcı teknolojiler ve Çin’in yükselişi, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin güvenlik etkisi.”

O gün ikinci bir basın toplantısı düzenleyen Stoltenberg, “İttifakımızda caydırıcılığı ve savunmayı desteklemek için ortak fonlarda önemli bir artış yapılmasını önerdim,” dedi.

NATO ittifakının caydırıcılığı, yani nükleer silahların kullanılmasını engelleyen politikaları desteklediği iddiası bir sahtekârlıktır. ABD önderliğindeki NATO üyeleri, Rusya ve Çin üzerindeki baskıyı artırmak için 2001’de Anti-Balistik Füze antlaşması ve 2018’de Orta Menzilli Nükleer Güçler antlaşması da dahil olmak üzere silahların denetimiyle ilgili çok sayıda antlaşmayı iptal etmiştir. Stoltenberg, dürüst olmayan bir şekilde, bunun sonucunda ortaya çıkan nükleer silah yarışından, silahların denetlenmesi antlaşmalarını iptal eden NATO’yu değil, onun hedef aldığı ülkeleri sorumlu tuttu.

“Buradaki meydan okuma şu ki, hem Rusya'nın hem de Çin'in nükleer cephaneliklerini, nükleer silah sistemlerini önemli ölçüde modernize ettiklerini görüyoruz,” diyen Stoltenberg, özellikle Rusya’nın, ilk saldırıda NATO’nun onları imha etmesini zorlaştırmak için hareketli nükleer füze fırlatıcıları geliştirme kararına saldırdı. Bunlar [fırlatmadan sonra] uyarı süresini kısaltıyorlar, çift yetenekliler ve ayrıca hareketli oldukları için takip edilmeleri zor.”

Stoltenberg, bir yandan New START’ın (Stratejik Silahları Azaltma Antlaşması) kabul edilmesi çağrısında bulunurken, diğer yandan Rusya ve Çin’e karşı olağanüstü nükleer tehditlerde bulundu. Rusya’nın hareketli füze fırlatıcıları geliştirme politikasının “potansiyel bir çatışmada nükleer silahların herhangi bir şekilde kullanılmasının eşiğini de düşürdüğünü” söyledi. Yani NATO, Rus ve Çin kuvvetlerini bulmak ve yok etmek daha zorlaştığından dolayı, Rusya veya Çin’in geniş topraklarında bulunan herhangi bir silahı imha etmek için nükleer silah kullanmaya daha hızlı yönelebilir.

Stoltenberg, bu konuda daha inandırıcı olmak için, utanmadan, örnek olarak nükleer silah stoklarında yüzde 40’lık bir artış yapmayı planladığını duyuran Londra’yı övdü. “Elbette Birleşik Krallık aynı zamanda uluslararası silah denetiminin güçlendirilmesinin güçlü bir destekçisidir ve silahların denetlenmesiyle ilgili nasıl ilerleme kaydedebileceğimizi ele alma konusunda NATO’nun kilit bir platform olmasının güçlü bir destekçisidir.”

Stoltenberg ayrıca, NATO’nun Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etmek üzere yapılan mevcut askeri konuşlanmalarını ele aldığını bildirdi.

Çarşamba günü Stoltenberg, son basın toplantısında, yalnızca Rusya ile Çin’e bağladığı “yeni ve istikrarsızlaştırıcı nükleer silahlar”ı kınayarak şunları söyledi: “NATO, bir nesilde kolektif savunmamızın en büyük takviyesini gerçekleştirdi. Hibrit ve siber savunmamızı artırdık. … Müttefikler, artan Rus füze tehdidi gibi konulara karşı caydırıcılığımızı ve savunmamızı gözden geçirmeye ve duruma uyarlamaya devam etmemiz gerektiği konusunda hemfikirler.”

Stoltenberg, COVID-19 aşılarının dağıtımına ilişkin uluslararası dayanışma sorulduğunda, bunun açıkça kendisini ilgilendirmediğini belirtti. “Silahlı kuvvetlerimiz pandemiyle mücadelede sivil çabalara yardım ediyor. Ancak aşıların ihracatı ve ithalatı söz konusu olduğunda, bu NATO içinde tartışılan bir konu değildir.”

Zirve, NATO güçlerinin barbarca tutumunu gözler önüne seriyor. Onlar, 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana Irak’ta ve Ortadoğu’da sürdürdükleri bitmek bilmeyen savaşların fiyaskosu ve ekonomik ağırlıklarının Asya’ya kıyasla aşınması karşısında, pandemiye acımasızca tepki verdiler. Pandemiyi tamamen mali-askeri bir mesele olarak ele alan NATO, kârların bankalara ve askeri donanımların ordulara akmaya devam etmesini sağlamak için “sürü bağışıklığı” politikalarını kullandı.

Fransız gazetesi Le Monde, bir yıl önce, “Çin merkezli küreselleşme” riskine karşı, Trump’ın “sürü bağışıklığı” politikasını, yani “‘önce iş’ diyerek Çin’in gücüne açık bir alan bırakmamak için [Amerika’nın] nüfusunun bir kısmını kurban etmesini” onaylamıştı.

Milyonlarca insan böylelikle emperyalist mali ve stratejik çıkarlar için “kurban” edilirken, NATO devletleri büyük güç rakiplerini sindirme çabalarını artırıyorlar. Biden’ın geçtiğimiz hafta Putin’den “katil” diye söz etmesinin ardından Avrupa Birliği (AB), Çin’in Sincan bölgesindeki Uygur azınlığa soykırım yaptığı şeklindeki düzmece iddialara dayanarak Pekin’e yaptırım uyguladı.

Blinken ve Stoltenberg’in, Trump’ın görevden ayrılmasından sonra NATO’nun sözde birliğinin sağlandığına dair sevinç beyan eden tüm yorumlarına rağmen, NATO ittifakındaki patlayıcı bölünmeler Avrupa’daki aşı fiyaskosunda da tam olarak sergileniyordu. Çarşamba günü İtalya'nın AstraZeneca aşılarının Avustralya’ya ihracatını engellemesinin ardından polis, AB Komisyonu’nun talebi üzerine İtalya’daki bir AstraZeneca fabrikasını teftiş etti. AstraZeneca, defalarca yanlış bir şekilde AB yerine Britanya’ya aşı göndermekle suçlandı.

Aşılara, sağlık hizmetlerine ve sosyal mesafe önlemlerine harcanabilecek trilyonlarca dolar tüm insanlığı yok edebilecek savaşlara ve nükleer silahlara harcanırken, NATO içinde aşılara erişim konusunda şiddetli bir milliyetçi çatışma ortaya çıkıyor.

Bu hafta, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Dr. Tedros Ghebreyesus, NATO üyesi devletler gibi aşı ihracatını “diğer ülkelerdeki sağlık çalışanlarının, yaşlıların ve diğer risk altındaki grupların hayatları pahasına” engelleyenleri kınadı. Ghebreyesus, bunun sadece toplu ölümlere yol açmakla kalmadığını, aynı zamanda aşıya dirençli varyantların ortaya çıkmasını teşvik ettiğini ve bunların daha sonra dünya çapında yayıldığını belirtiyordu.

Ghebreyesus konuşmasında ayrıca şunları ifade etti: “Dünyanın en yoksul ülkeleri, zengin ülkelerin dayanışma hakkında konuşurken gerçekten neyi kastettiklerini merak ediyorlar. Aşıların adaletsiz dağılımı sadece ahlaki bir rezalet değil. Aynı zamanda ekonomik ve epidemiyolojik olarak başarısızlığa neden oluyor. Bazı ülkeler tüm nüfuslarını aşılamak için yarışırken, diğer ülkeler hiçbir şeye sahip değiller. Bu kısa vadeli güvenlik algısı satın alabilir, ancak yanlış bir güvenlik algısıdır.”

NATO’nun politikasının caniliği, tüm toplumsal düzenin iflasının ürünüdür. Çarşamba günkü perspektif yazısında NATO güçlerinin süregiden nükleer takviyesine dikkat çeken WSWS şunları yazmıştı: “Milliyetçiliğin ve şovenizmin teşvik edilmesi ile birleşen bu barbarlık, milyonlarca insanı en baştan önlenebilecek ve patlak verdiğinde kontrol altına alınabilecek bir pandemiden ölmeye mahkûm eden aynı kapitalist toplumsal düzenin ürünüdür.”

Bu durumun gündeme getirdiği temel sorun, uluslararası işçi sınıfı içinde savaşa karşı ve pandemiyle bilimsel bir şekilde mücadele edilmesi için sosyalist bir hareketin inşa edilmesidir.

25 Mart 2021

Loading