Perspektif

ABD ve NATO’nun Rusya ile çatışmayı tırmandırması savaşa doğru gidiyor

ABD ve Avrupalı müttefikleri, Ukrayna’yı bahane ederek, kasten ve pervasızca Rusya ile olan çatışmalarını tırmandırıyor. Söyledikleri ve yaptıkları her şey, ister ilan edilmiş ister edilmemiş olsun, hedeflerinin savaş olduğu sonucuna çıkıyor.

12 Ocak 2022’de Rusya’nın güneyindeki Rostov bölgesinde bulunan Kadamovskiy’de askerler tatbikatlara katılırken Rus tankı T-72B3 atış poligonuna ateş ediyor. (AP Photo)

Yaklaşan savaşla ilgili tüm konuşmalar Washington’dan, Avrupa başkentlerinden ve Atlantik’in her iki yakasındaki emperyalizm yanlısı kirli medyadan geliyor. Rusya’nın Ukrayna’yı istila etmek üzere olduğu iddialarına, Moskova’nın sonradan bir istilayı haklı çıkarmak için kullanacağı bir “sahte bayrak” operasyonu düzenlemeyi planladığına dair hiçbir kanıt sunulmayan vahim uyarılar ekleniyor.

Mevcut koşullarda, bu iddianın, Ukrayna’da faaliyet gösteren ABD’li askeri danışmanlar tarafından eğitilmiş Ukrayna özel kuvvetlerinin yapacağı tam da böyle bir operasyonun üstünü örtmek için ortaya atılıp yayıldığı açıktır.

Medya, ABD’nin son otuz yılda başlattığı tüm savaşlarda olduğu gibi, doğrulanmamış iddiaları ve apaçık yalanları gerçekmiş gibi sunuyor. New York Times (NYT) ve Washington Post (WP), amacı kamuoyunun yanlış yönlendirmek olan yanlış bilgi kampanyasına bir kez daha öncülük ediyor.

NYT ve WP, 2003’te Saddam Hüseyin’in “alüminyum tüpleri” ve kitle imha silahları hakkındaki yalanları yaydıkları zamanki gibi, ilk kez Rusya’daki kimliği belirsiz kişiler tarafından sosyal medya kuruluşları TikTok ve Twitter’da yayınlanan uydu ve video görüntülerini “kanıt” olarak gösteriyorlar. İddialara göre bu görüntüler, askeri malzemelerin ülkenin uzak doğusundan batısına doğru hareketini gösteriyor.

Eli kulağındaki bir Rus istilasının diğer “kanıtları” ise şunlar: 1) Baykal Gölü yakınlarında nakliye için yüklenen askeri araçların ağırlığının karda oluşturduğu iddia edilen lastik izleri; 2) “Belirtilmemiş bir konumdaki muşamba kaplı İskender-M füzesi fırlatma araçları” ve 3) “Askeri araçlara benzeyen araçlarla dolu” olarak Primorskiy Krayı’ndaki bir istasyonun yanına çekildiği iddia edilen bir tren. Bütün bu iddialar hiçbir şey ifade etmemektedir.

Washington Post, 16 Ocak’ta yayımladığı başyazıda gerçeği ters yüz ederek şunları ilan etti: “Bütün bu kriz Bay Putin tarafından yaratıldı ... Durumun, kuruluş antlaşması yalnızca savunma amaçlı askeri harekâta yetki veren NATO’nun genişlemesiyle hiçbir ilgisi yok.”

Rusya’nın Ukrayna’yı istila etmek üzere olduğu doğru olsaydı bile, böyle bir askeri harekatın, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasından beri sınırlarını 1.350 kilometre doğuya genişleten NATO’nun “genişlemesiyle hiçbir ilgisi” olmadığı ciddi olarak nasıl iddia edilebilir ki? Rusya, NATO’nun Ukrayna’yı kendi askeri ittifakına dahil etme konusundaki açık niyetinden nasıl endişe duymaz? Ve eğer Ukrayna meselesi, Putin tarafından megalomanisini gizlemek için kullanılan bir bahaneden ibaretse, ABD ve NATO neden Ukrayna’nın gelecekteki katılımını dışlamayacaklarında ısrar ediyor?

WP’nin NATO’nun “kuruluş antlaşmasının yalnızca savunma amaçlı askeri harekata yetki verdiğine” dair göstermelik güvencesine gelince, gazetenin başyazısının yazarları, NATO’nun son 30 yıldır saldırgan emperyalist harekatların merkezinde olduğunu unutmuş görünüyor. Bunlar arasında 1990-91 Irak istilasına katılım, 1992’de Bosna’ya müdahale, 1999’da Sırbistan’ın bombalanması, 2001’de Afganistan’a karşı savaşı, 2009’da Somali’de düzenlenen Okyanus Kalkanı Operasyonu ve 2011’de Libya hükümetinin devrilmesi yer alıyor.

Yukarıdaki liste, Amerika Birleşik Devletleri’nin ve NATO’nun diğer ülkelerin ulusal egemenliğine yönelik kanlı ihlallerinin yalnızca kısmi bir kaydını oluşturmaktadır. Yine de WP, ikiyüzlü bir şekilde şöyle buyuruyor: “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik tutumu, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın, ‘herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı tehdit veya güç kullanımını’ özellikle yasaklayan 2. Maddesi uyarınca yasaklanmış bir harekettir.”

Birleşmiş Milletler Antlaşması ayrıca, egemen ülkelerin iç savaşlarına büyük güçlerin müdahale etmesini ve onların hükümetlerini devirmesini yasaklar; bu, son 75 yılda Amerikan ve Avrupa emperyalizminin sayısız kez görmezden geldiği bir sınırlamadır. Doğrusu, bizzat Kiev’deki mevcut hükümet, ABD ve Almanya tarafından finanse edilip düzenlenen bir darbenin ürünüdür.

CNN’den Fareed Zakaria, Pazar günü Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ile yaptığı konuşmada, ABD’nin eski Rusya Büyükelçisi Michael McFaul’un son tweetlerine dikkat çekti. Obama yönetimi döneminde görevde olan McFaul, Putin mevcut çatışmaya bir çözüm bulmak istiyorsa Amerika’nın “taleplerini” dinlemek zorunda, diyordu.

McFaul’a göre, tüm Rus birliklerinin tartışmalı Abhazya ve Güney Osetya topraklarından ve ayrıca, dikkat çekici bir şekilde, Kaliningrad’dan çekilmesi bunlar arasında yer alıyor. Kaliningrad, uluslararası olarak egemen Rusya toprağı olarak tanınıyor. ABD/NATO’nun, Rusya sınırları içindeki birliklerin nereye konuşlandırılacağına karar verme talebi, Rusya’nın egemenliğini kaybetmeyi kabul etmesi gerektiği anlamına geliyor. Bu, fethedilmiş bir ülkeye dayatılan türde bir taleptir.

Bu bağlamda, Almanya’nın saldırgan tutumu, 1941 istilasının Sovyetler Birliği’ne yaklaşık 30 milyon cana mal olduğunu unutmayan Rusya için özellikle rahatsız edici olmalı. Almanya’nın en yüksek tirajlı haber dergisi Der Spiegel, son sayısında “Velhasıl NATO Ukrayna’ya ölümcül silahlar vermeli,” diyor.

Bu, bir krizi yatıştırmak için gayret gösterirken kullanılan dil değildir. Washington Post, Rusya ile anlaşmazlıkların müzakere yoluyla çözülmesi olasılığının tükendiğini ima edecek kadar ileri gidiyor.

WP şöyle yazıyor: “Kış mevsiminin Ukrayna’nın düz arazisini Rus tankları için donmuş, hızlı bir yarış yoluna çevirmesiyle birlikte, diplomatik bir çözüm için fırsat penceresi –tabii eğer gerçekten hiç açıldıysa– hızla kapanıyor.”

Müzakere zamanının sona erdiği iddiası, savaştan kaçınmaya çalışanlar tarafından değil, savaş başlatmayı planlayanlar tarafından başvurulan bir numaradır.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 77 yıl sonra, eski Sovyetler Birliği halklarının yeniden bir felaketle karşı karşıya kalması, SSCB’nin otuz yıl önce Komünist Parti yöneticisi ayrıcalıklı kişilerden oluşan nomenklatura tarafından tasfiye edilmesinin trajik sonucudur. Bu tasfiye, emperyalizmin bir tür mit olduğu ve Rusya’nın dünya kapitalist ekonomisiyle tekrar bütünleşmesinin yeni bir barış ve güvenlik çağını başlatacağı iddiasına dayandırılmıştı. Bu iddianın yanlışlığı artık çok trajik bir şekilde kanıtlanmıştır.

Rusya şimdi tam da sınırlarına NATO birliklerinin ve savaş makinelerinin yerleştirildiği ve NATO’nun ülkenin batı kanadı boyunca düzenli olarak büyük askeri tatbikatlar yaptığı bir durumla karşı karşıya.

Buradan şu soru ortaya çıkıyor: Rusya’yla –ve eklemek gerekir ki Çin’le– çatışmanın başlıca kışkırtıcısı olan ABD, neden sadece felakete yol açabilecek inanılmaz derecede pervasız bir politika izliyor?

Cevap ancak Amerikan ve dünya emperyalizminin krizi bağlamında bulunabilir. Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağıtılmasından bu yana, küresel ekonomik üstünlüğünde uzun zamandır devam eden gerilemeyi dengelemek için defalarca savaşa başvurdu. Fakat tüm askeri müdahaleler, ABD’nin amaçladığının tam tersi sonuçlar doğurdu. Çöl Fırtınası’ndan Terörle Mücadele’ye kadar, askeri harekâtlarının sicili acımasız, kanlı ve acıklı bir felaket destanı olmuştur.

Fakat ABD “hatalarından ders çıkaramaz.” Birinci Bush yönetiminin “tek kutuplu uğrağı” ve yeni bir Amerikan Yüzyılı’nın başlangıcını ilan etmesinden otuz yıl sonra, ABD, bir dizi karmaşık uluslararası ve yerel ekonomik, siyasi ve toplumsal çelişkiyle karşı karşıyadır. ABD’nin bunlara, bırakın ilerici çözümleri, kesinlikle akılcı bir çözümü bulunmuyor.

Tüm ekonomik sistem, son 14 yılda, özellikle de 2008 çöküşünün ardından Wall Street’in kurtarılmasından bu yana katlanarak büyüyen, sürdürülemez bir borç dağının üzerinde tehlikeli bir şekilde duruyor.

Mali asalaklığın körüklediği toplumsal eşitsizlik sarsıcı seviyelere ulaşmış durumda. İşlevsiz siyasi sistem, artan ve kontrol edilemeyen toplumsal gerilimlerin ürünüdür.

Üçüncü yılına giren pandemi, Amerikan toplumundaki gerilimleri kırılma noktasına getirmiştir.

ABD medyasının aralıksız biçimde sürdürdüğü savaş yanlısı propaganda, dışarıdaki büyük bir askeri çatışmanın kamuoyunun dikkatini içerideki devasa toplumsal, ekonomik ve siyasi krizden uzaklaştıracağına dair kuruntusal inançtan kaynaklanmaktadır. “Tanrılar yok etmek istediklerini önce deli ederlermiş.”

Bununla birlikte, Amerikan krizi, tüm kapitalist sistemin küresel krizinin merkez üssüdür.

Washington ve müttefikleri tarafından izlenen canice dış politika, onların öldürücü iç politikasının öteki yüzüdür. Şu ana kadar COVID-19’dan 850.000 Amerikalı öldü. Yakında ölüm sayısı bir milyonun üzerinde olacak. Buna ek olarak 152.000 Britanyalı, 124.000 Fransız ve 116.000 Alman yurttaşı öldü. Biden yönetiminin Omicron varyantına yanıtı, Amerikan hanelerine iki hafta içinde devlete ait bir web sitesinden bazı COVID evde test kitleri sipariş edebileceklerini taahhüt etmek şeklindedir.

Okullar, hastaneler, temel altyapı, üretim; tüm bunlar, bu hükümetler tarafından izlenen kitlesel enfeksiyon programının ağırlığı altında eziliyor. Yine de piyasalar yükselmeye devam ediyor ve bu yüzden de işçilerin, borsa balonunun şişmesini sürdürmek için gereken değeri üretmek üzere işyerlerine zincirlenmesi gerekiyor.

Toplumsal öfke artıyor ve küresel boyutlarda bir grev dalgası güç kazanıyor. Öğretmenlerin, otomotiv işçilerinin, sağlık emekçilerinin, madencilerin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin iş bırakma eylemleri, dünyanın dört bir yanında bulundukları sektörü sallıyor. Ama küresel kapitalizmin tüm merkezlerinde, halk muhalefetini kontrol altına almaya çalışan siyasi kurumlar ileri seviyede bir çürüme halinde. Her kayanın altından faşistler çıkıyor.  Onlar, ABD’de Kongre binasının duvarlarına tırmanırken, Almanya’da meclis salonlarında oturuyorlar.

Kapitalist toplumda oluşan basınçları dizginleyemeyen egemen sınıf, toplumsal öfkeyi başka yöne kanalize etmek için savaşa yöneliyor. Bu şekilde, kendini kendiden kurtaracağını düşünüyor ya da umutsuzca umut ediyor. Ama belki de en büyük yanılgı, bu politikanın halkın geniş kesimleri içinde destek gördüğü inancıdır.

Amerikan ve uluslararası işçi sınıfı, ABD emperyalizminin geniş kapsamlı savaş planlarının uygulamaya konmasına izin veremez. Egemen sınıfın içerideki ölüm politikasına karşı mücadele, onun dışarıdaki ölüm politikasına karşı bir mücadeleyi gerektirmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya önderliğinde Rusya’yı kanlı bir çatışmaya çekme hamlesi, ancak işçi sınıfının anti-kapitalist ve sosyalist bir program temelinde birleşmiş uluslararası hareketi tarafından durdurulabilir.

Loading