Perspektif

“Eşitsizlik öldürüyor”: Kapitalizm ve COVID-19 pandemisi

Pazartesi günü, Britanyalı yardım kuruluşu Oxfam, COVID-19 pandemisinin ilk iki yılında toplumsal eşitsizliğin aşırı büyümesini belgeleyen bir rapor yayımladı.

Rapor, milyonlarca insan bulaşıcı hastalıktan gereksiz yere ölürken toplumun alttaki yüzde 99’unun gelirlerinin düştüğünü, dünyanın en zengin 10 kişisinin servetinin ise ikiye katlandığını tespit etti.

Kurumun bulguları raporun başlığında özetleniyor “Eşitsizlik öldürüyor.”

Oxfam raporu yadsınamaz bir gerçeği ifade ediyor: COVID-19 pandemisi, kapitalist toplumsal düzenin ve bir mali oligarşinin topluma egemen olmasının habis bir yan ürünüdür. Rapor, dünya çapında milyonlarca kişinin “COVID-19 virüsünün tehlikeli bir şekilde mutasyona uğramasına uygun koşullara izin veren” hükümet politikaları nedeniyle öldüğünü ortaya koyuyor.

Kensington Capital Acquisition Corp. yöneticileri New York borsasının kapanış zilini çalıyor, 26 Haziran 2020. (AP aracılığıyla New York Stock Exchange) [AP Photo/New York Stock Exchange]

Rapor aynı zamanda, hükümetlerin “milyarder servetinin tamamen yeni bir varyantı için koşulları yarattığı” sonucuna varıyor. “Bu varyant, yani milyarder varyantı, dünyamız için son derece tehlikelidir.”

Oxfam şöyle yazıyor: “Pandemi başladığından beri her 26 saatte bir yeni bir milyarder yaratılıyor. Dünyanın en zengin 10 kişisi servetlerini ikiye katlarken, 160 milyondan fazla insanın yoksulluğa itildiği tahmin ediliyor. Aynı anda, COVID-19’dan tahminen 17 milyon insan öldü. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş ölçekte bir kayıptır.

Rapor şöyle devam ediyor: “Dünyanın 2.755 milyarderden oluşan az sayıda seçkini, servetlerinin COVID-19 sırasında son on dört yılın tamamında olduğundan daha fazla büyüdüğünü gördü. Bu on dört yıl bile milyarderlerin serveti açısından bir bolluk dönemiydi.”

Kaynak: Oxfam

Ardından, rapor, milyarderlerin servet birikiminin eşi görülmemiş ölçeğini ve kapsamını tarihsel bağlamına yerleştiriyor: “Bu, kayıtlar tutulmaya başladığından beri milyarder servetindeki en büyük yıllık artıştır. Her kıtada meydana gelen bir durum bu. Fırlayan borsa fiyatları, denetimsiz kuruluşlardaki patlama, tekel gücündeki artış ve özelleştirmenin yanı sıra kurumlar vergisi oranlarının ve düzenlemelerinin, işçi hakları ve ücretlerinin aşınması bunu mümkün kılıyor.”

Rapor şöyle devam ediyor: “Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı tarafından Aralık 2021’de yayımlanan yeni rakamlar ve analizler, 1995’ten bu yana en tepedeki yüzde 1’in, insanlığın en alttaki yüzde 50’sinin tamamından 19 kat daha fazla küresel servet artışı elde ettiğini ortaya koyuyor. Eşitsizlik artık Batı emperyalizminin zirvesinde olduğu 20. yüzyılın başlarındaki kadar büyük. 19. yüzyılın sonlarının Yaldızlı Çağı aşılmış durumda.”

Oxfam, pandeminin dünya genelinde yoksullukta keskin bir artışa yol açtığını belirtiyor: “Şu anda pandeminin başladığı zamana göre günde 5,50 doların altında bir gelirle yaşaması öngörülen 163 milyon daha fazla insan var. Kriz, insanlığın çoğu için yoksulluk ve güvencesizlikten kalıcı bir çıkış olmadığını gösterdi.”

Oxfam raporu, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve Credit Suisse tarafından yapılan tahminlerin “yoksulluk seviyelerinin 2030’a kadar dahi kriz öncesi seviyelerine dönmeyeceğini” gösterdiğini bildiriyor ve şunları ekliyor: “Yoksulluk sadece büyük acılar yaratmakla kalmıyor. Yoksulluk öldürüyor. Bu, her gün dünyanın her yerinde milyarlarca sıradan insana karşı uygulanan bir ekonomik şiddet biçimidir. Her ülkede, en yoksul insanlar yoksul olmayanlara göre daha kısa yaşar ve daha erken bir ölümle karşı karşıya kalır.”

Rapor bir kez daha, dünya çapında insan kitlelerinin karşı karşıya olduğu mevcut felaketin bir tesadüf değil, hükümetlerin bilinçli politikasının bir ürünü olduğunu söylüyor: “Ekonomilerimize akan büyük miktarlarda kamu parası, hisse senedi fiyatlarını çarpıcı bir şekilde şişirdi ve karşılığında milyarderlerin banka hesaplarını her zamankinden daha fazla büyüttü.”

Oxfam raporu, aşının dünya genelinde eşitsiz dağılımından “türümüzün tarihindeki bir leke” olarak söz ediyor ve şöyle devam ediyor: “Koronavirüs pandemisi, eşitsizlik nedeniyle etkin bir şekilde daha ölümcül, daha uzun süreli ve geçim kaynaklarına daha fazla zarar verir oldu. Gelir eşitsizliği, COVID-19’dan ölüp ölmeyeceğiniz konusunda yaştan daha güçlü bir göstergedir.”

Oxfam raporu ayrıca mali seçkinlerin pandemiyi tarihteki en büyük milyarder serveti artışına dönüştürdüğü mekanizmayı da ortaya koyuyor: “COVID-19 yayılırken, merkez bankaları dünya ekonomisini ayakta tutma hedefiyle dünya çapında ekonomilere trilyonlar enjekte etti. Bu teşvikin çoğu mali piyasalara ve oradan da milyarderlerin net servetine gitti. Hükümetler pandeminin başından bu yana küresel ekonomiye 16 trilyon dolar pompaladı ve sonuç olarak milyarderler, hükümet müdahalesinin hisse senedi fiyatlarını artırmasıyla birlikte servetlerinin Mart 2021’den beri 8,6 trilyon dolardan 13,8 trilyon dolara yükselerek 5 trilyon dolar arttığını gördüler.”

Temmuz 2020’de Dünya Sosyalist Web Sitesi, COVID-19’u “eşitsizlik pandemisi” olarak adlandırmıştı. Bu analiz artık inkâr edilemez. COVID-19’dan kaynaklı toplu ölümler, Oxfam’ın sözleriyle “eşitsizlikten kaynaklı ölümler” olmuştur.

Pandemi, tarihte altta yatan tüm süreçleri somutlaştırırken onları çok büyük ölçüde yoğunlaştıran bir “tetikleyici olay”dır. Hükümetlerin ve egemen seçkinlerin toplu ölüme karşı kayıtsızlığı, onlarca yıldır büyüyen toplumsal eşitsizliğin ve toplumun giderek artan oligarşik karakterinin sonucudur.

Pandeminin en başından beri, dünya genelinde ABD önderliğinde hükümetlerin pandemiye verdiği yanıt, mali oligarşiyi büyük ölçüde zenginleştirmek olmuştur. 2020’nin başlarında Trump yönetimi, her iki siyasi partiyle birlikte pandeminin yarattığı tehlikeyi örtbas etti.

Gerçeği gizlemek imkansız hale geldiğinde ve piyasalar sert bir şekilde düştüğünde, Trump yönetimi ve Merkez Bankası (Fed), ezici çoğunluğu şirket kârlarına ve borsaya yönlendirilen 6 trilyon dolarlık bir kurtarma programı uyguladı.

Kaynak: Oxfam

İki partinin desteğiyle eyalet yönetimleri okulları ve işletmeleri yeniden açarken hastalık dalga dalga yayıldı ve Omicron varyantının neden olduğu bugüne kadarki en büyük dalgayla zirveyle ulaştı.

Biden, 2020 seçimlerini “bilimi takip etme” sözü vererek kazanırken, yönetimi virüsü ortadan kaldırmak şöyle dursun, kontrol altına almaya çalışıyormuş gibi yapmayı da bıraktı ve her gün yaklaşık bir milyon insana bulaşmasına izin verdi.

Tüm bu kararlara, mali oligarşiyi işçi sınıfı zararına zenginleştirmeye yönelik kararlı çabalar yön verdi. Oxfam raporu, pandeminin egemen seçkinler için devasa ölçüde kârlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. En önemlisi de, bu yüzden onu durdurmaya hiç niyetleri yok.

Dünya Ekonomi Forumu olarak bilinen bu milyarder toplantısında, ABD Başkanı Biden’ın Tıbbi Başdanışmanı Anthony Fauci’ye, virüsün “yayılma ve enfeksiyon yoluyla bağışıklık sağlama” yeteneği göz önüne alındığında, 2022’nin “aslında pandemiden endemiye geçtiğimiz yıl” olup olmayacağı sorulunca, Fauici “Öyle olmasını umuyorum” yanıtını verdi.

Başka bir ifadeyle, ABD’nin başlıca halk sağlığı yetkilisine göre, “en iyisi”, COVID-19’un nüfus içinde “endemik” hale gelmesi ve durmadan yüz binlerce insanı öldürmesidir.

Buradan çıkan kaçınılmaz sonuç şudur: temel sorun, kapitalist toplumsal düzenin özünde toplumun ihtiyaçlarına düşman olmasıdır. Gerekli olan, mevcut toplumsal düzene karşı, sıfır-COVID politikasıyla her ülkede virüsün ortadan kaldırılması (eliminasyon) ve yok edilmesi (eradikasyon) mücadelesine dayanan bir uluslararası işçi sınıfı hareketidir.

Böyle bir mücadele ancak Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ile Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin uğruna mücadele ettiği sosyalist ve enternasyonalist siyasi programın geliştirilmesi yoluyla verilebilir.

Loading