Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, 30 Ocak 2020’de, bir ay önce Çin’in Vuhan kentinde patlak veren yeni koronavirüs salgınının Uluslararası Öneme Sahip Halk Sağlığı Acil Durumu (PHEIC) olduğunu ilan etti. Teyit edilen COVID-19 vakaları sadece 10.000’e ulaşmıştı ve kaydedilen 220 ölümün tamamı halen Çin’le sınırlıydı. Çin dışında 100’den az enfeksiyon bildirilmişti.
Karar, WHO’nun COVID-19 IHR (Uluslararası Sağlık Tüzüğü) Acil Durum Komitesi üyeleri ve danışmanlarının, virüsün dünya için önemli bir tehdit oluşturduğu sonucuna varmasının ardından alındı. PHEIC, WHO’nun üzerinde anlaşmaya varılan uluslararası sağlık düzenlemelerine dayalı olarak ilan edebileceği en yüksek tehdit düzeyidir.
WHO, yaptığı bir açıklamada, Çin’in salgını kontrol altına alma konusundaki muazzam çabasını kabul ettikten sonra, bir ay (Ocak 2020) içinde beş WHO bölgesinde vaka bildirildiği, insandan insana bulaşmanın Vuhan ve Çin dışında da gerçekleştiği konusunda uyarıda bulunuyordu.
WHO, halen iyimser bir tavırla şöyle yazıyordu: “Komite, ülkelerin hastalığı erken tespit etmek, vakaları izole ve tedavi etmek, temaslıları takip etmek ve riskle orantılı sosyal mesafe önlemlerini teşvik etmek için güçlü önlemler almaları koşuluyla virüsün yayılmasını durdurmanın hâlâ mümkün olduğuna inanıyor.” Ardından şunları ekliyordu: “Durum gelişmeye devam ettikçe, stratejik mesafe önlemlerinin riskle orantılı olarak gelişeceğini belirtmekte yarar var.”
Bu açıklamadan iki yıl sonra, WHO Genel Direktörü Tedros geçtiğimiz ay düzenlediği basın toplantısında durumun endişe verici olduğunu ve PHEIC'in yürürlükte kaldığını söyledi. Acil durum komitesi, küresel krizi yeniden değerlendirmek için her üç ayda bir toplanıyor.
Yürürlükteki PHEIC ilanı, hükümetleri pandeminin önemli bir risk oluşturmaya devam ettiği konusunda uyarmanın yanı sıra, üye devletlerin raporlama yükümlülüklerini yerine getirmesini istiyor. Bundan dolayı, ABD de dahil olmak üzere birçok ülkenin, toplumda bulaşıcı hastalık salgınlarını durdurma yönündeki halk sağlığı önlemlerinin temeli olan tüm temaslı takibi, izleme ve izolasyon önlemlerini sona erdirme girişimleri, tüm üye devletler tarafından kabul edilen düzenlemelere göre yasa dışıdır.
Bunlara ek olarak, PCR testini durdurma ve daha az doğru olan ve sonuçları hiç bildirilmeyen hızlı antijen testlerine güvenme çağrıları yapıldı. Kısacası, pandemiyi sona erdirmek için hiçbir şey yapılmayacak. Hastalığın endemik olduğunu ilan etme girişimleri bilimsel bir değerlendirmeye değil, ekonomik etmenlere dayanıyor.
Geçtiğimiz hafta 150. Yürütme Kurulu toplantısında konuşan Genel Direktör Tedros, “Pandeminin nasıl gelişebileceğine ve akut dönemin nasıl sona erebileceğine dair farklı senaryolar var ancak Omicron’un son varyant olacağını ya da son aşamada olduğumuzu varsaymak tehlikeli,” dedi.
Gerçekten de dünya pandemiye karşı zafer kazanmaktan çok uzak. 10 milyar dozdan fazla COVID-19 aşısı uygulanmış olmasına rağmen ölüm ve ızdırap azalmadan devam ediyor. Halkı, koronavirüsün sürekli yayılmasını kaçınılmaz ve olağan bir sonuç olarak kabul etmeye zorlamak için her türlü çaba sarf ediliyor.
Oysa virüsün nasıl yayıldığını ve mutasyona uğramasını neyin engellediği bilinmektedir. Virüsün bulaşmasını durdurmak ve pandemiyi sona erdirmek için akla gelebilecek her bilimsel araç insanlığın elinde mevcuttur. Ebedi pandemi yaklaşımı siyasi bir kurgudur ve herhangi bir bilimsel anlayışa dayanmamaktadır.
PHEIC’in ilanından bu yana dünya çapında 377 milyondan fazla teyit edilmiş vaka rapor edildi. Yaklaşık 5,7 milyon ölüm teyit edildi ve fazladan ölümler 20 milyonu aştı. 30 Mart 2020’de sona eren haftadan bu yana, ölümler esasen her hafta 35.000’in üzerinde kaldı. Omicron’la yaşanan küresel yükselişten sonra, haftalık ölüm sayısı art arda beş hafta artarak 59.000’i (veya her gün yaklaşık 8.500’ü) aştı.
Pandeminin kalıcı merkez üssü olan ABD’de şu ana kadar 910.000’e yakın COVID-19 ölümü teyit edildi. Medya ve hükümet yetkilileri Omicron vakalarının hızla azaldığını kutlayadursun, hastaneye yatışlar pandeminin yüksek seviyelerinde kalmaya ve ölümlerdeki günlük ortalama tırmanmaya devam ediyor (şu anda günde 2.572).
NPR’ye konuşan Virginia Üniversitesi yoğun bakım doktoru Dr. Taison Bell, daha az öldürücü bir Omicron ile ölümcül bir Delta varyantı arasındaki belirgin ikiliği açıklayacak şekilde şunları söylüyordu: “Omicron ancak bir kasırganın bir hortumdan daha hafif olması gibi daha hafiftir. Hortum, yüksek rüzgâr hızlarıyla daha yıkıcı olabilir fakat kasırga çok daha büyük bir iz bırakır.”
Amerikan Pediatri Derneği (AAP) tarafından derlenen veriler, mevcut enfeksiyon dalgasının yükünü çocukların aldığını ortaya koyuyor. AAP’ye göre sadece Ocak ayında 3,5 milyondan fazla çocuk enfekte oldu. Çocuklar için teyit edilen toplam vaka sayısı şu anda 11,4 milyon. Bu durum, Omicron’un bu yaş grubu üzerinde bu kadar kısa bir sürede yaptığı büyük etkiyi, çocukların hastalık için süper yayıcı alanlar işlevi gören okullara geri dönmeye zorlanmasıyla bağlantılandırıyor.
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre, ABD’de çocuklar ve gençlerin COVID-19’dan hastaneye yatışları rekor seviyede kalmaya devam ediyor. AAP tarafından bu hafta rapor edilen 18 çocuk ölümüyle birlikte, 2022’de COVID-19’dan ölen çocuk sayısı 72’ye yükseldi. Pandeminin başından beri, 1.100’den fazla çocuk COVID-19’dan öldü.
Dahası çocuklar arasında krup ve soluk borusu iltihabının (trakeit) yükselişinde benzeri görülmemiş bir artış oldu. Çocukların dar üst solunum yollarının Omicron’la enfekte olması, nefes almalarının engellenmesine ve karakteristik, gürültülü bir öksürüğe neden olabiliyor. Çocuk doktoru Dr. Jake Kane’in kısa süre önce Twitter’da yazdığı gibi, “Bunun bir şey olmadığını düşünen biri, ödemli bir pediatrik hava yolunu bir kalem çapında entübe etmek zorunda kalmamıştır!”
Yaş yelpazesinin diğer ucunda bulunan uzun süreli bakım tesislerinin sakinleri, kârı her zaman nüfusun, özellikle de en zayıf ve savunmasız olanların refahının/sağlığının önüne koyan siyasi kararlarla yok ediliyor. 2021’in sonu itibarıyla, ABD’de 195.000’den fazla uzun süreli bakım sakini bu hastalıktan hayatını kaybetti. Bu, tüm COVID-19 ölümlerinin yüzde 23’ünü oluşturuyor. Yüksek aşı oranlarına rağmen bu ay 1000’den fazla bakım evi sakini öldü. Kaiser Aile Vakfı’nın yakın tarihli bir raporuna göre, “Huzurevlerindeki vakalar ve ölümler artıyor. Bu, genel olarak ABD’deki mevcut eğilimleri yansıtıyor ancak son zamanlarda huzurevlerindeki oranlar daha hızlı yükselmeye başladı.”
Ölümün yanı sıra, pandeminin halk sağlığı üzerindeki etkisi bir hayli büyük olmuştur. Yakın zamanda raporlaştırıldığı üzere, çocuklar COVID-19 enfeksiyonundan sonra daha yüksek diyabet riski altında bulunuyorlar. Uzun COVID, virüs ve neden olduğu iltihaplanma doğrudan sinir sistemine zarar verdiği için, hastalığa yakalananların yüzde 10’dan fazlasını etkiliyor.
Kalp hastalığı ve kanser ölümlerin ilk iki ölüm nedeni olmayı sürdürürken, COVID-19 istikrarlı bir şekilde üçüncü sırayı almış durumda. Amerikalılar için yaşa göre düzeltilmiş ölüm oranı, pandemi sırasında neredeyse yüzde 17 arttı. Bu, 75 yıldan fazla bir süredir görülen en önemli artıştır.
Bununla beraber, Kim Tingley’in yakın tarihli New York Times yazısında belirttiği gibi, “Bu yükselişe katkıda bulunan tek faktör COVID ölümleri değildi. … Kardiyovasküler hastalıklardan —yani felçlerden ve kalp hastalıklarından— ölüm oranları yüzde 9, Alzheimer’dan ise yüzde 8,7 arttı. Diyabetten ölümler yaklaşık yüzde 15 arttı.” CDC, pandeminin başlangıcından bu yana Alzheimer’dan beklenenden 64.000 daha fazla insanın öldüğünü tahmin ediyor.
Bu ölümler, hastaneleri dolduran, yaşlıların ve birden fazla tıbbi sorunu olanların sağlık hizmetlerine erişimini engelleyen enfeksiyon dalgalarının bir yan ürünüdür. ABD İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Dairesi’nin COVID-19 görev gücü tarafından Kasım ayında yapılan bir araştırma, ülke genelinde yoğun bakım ünitesi yatak kapasitesi yüzde 75’e ulaştığında, iki hafta içinde tüm nedenlerden 12.000 fazladan ölümün beklenebileceğini ortaya koydu. Bu rakam yüzde 100 kapasiteye ulaştığında ise ölü sayısı 80.000’e fırlıyordu.
Bu istatistikler ABD’ye özgü değildir. Pandeminin yükselmesine izin verilen her yerde, halkın sağlığı kötüleşmiştir. ABD’de beklenen yaşam süresi 2020’de iki yıl azaldı. Benzer bir düşüş Rusya’da da görüldü. Kanada’da beklenen yaşam süresinin altı aydan fazla kısalması, 1921’den bu yana gözlemlenen en ciddi düşüş oldu.
Kapitalist egemen seçkinlerin izlediği “sürü bağışıklığı” yaklaşımı kapsamında pandemi, endemiye değil, sürekli pandemiye doğru gidiyor. SARS-CoV-2 varyantları, aşılar tarafından sunulanlar da dahil olmak üzere bağışıklıktan kaçmak için evrim geçiriyor. Dr. Yaneer Bar-Yam’ın geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabında yazdığı gibi, “Sürü ölümü tacirleri bağışıklığı pazarlıyordu. Oysa insanlar, Omicron enfeksiyonlarından hemen sonra yeniden enfekte oluyorlar. Verilerimiz var: Hem laboratuvar deneyleri hem de gerçek vakalar var!”
Dünya Sosyalist Web Sitesi ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, COVID-19’u ortadan kaldırma (eliminasyon) çağrısıyla tutarlı bir şekilde sağlam bilimsel ilkelere bağlı kalmıştır. İşçi sınıfı, daha fazla kitlesel enfeksiyon ve ölümü durdurmak için harekete geçmeli; halihazırda Birinci Dünya Savaşı’ndan daha fazla can alan ve zayiata yol açan bir pandemiye son vermelidir.
