Binlerce ABD askerinin bu hafta sonu Rusya’nın batı sınırlarını tehdit etmek üzere Doğu Avrupa’ya varmasının ardından, Avrupa Birliği (AB) güçleri Pazartesi günü üst düzey görüşmeler yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmek için Moskova’ya giderken, Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Rusya’nın Ukrayna’yı istila etmeye hazırlandığına dair NATO propagandası iddialarını ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmek üzere Washington’a gitti.
Pazartesi günkü olaylar, Avrupalı emperyalist güçlerin, Rusya’ya karşı ABD önderliğindeki askeri tırmanmaya daha yumuşak bir alternatifi temsil ettiğine dair iddiaların sonunu getirdi. Her iki AB gücü de diplomasi çağrısında bulunsa da, ABD’nin Doğu Avrupa’da on binlerce asker konuşlandırma ve Ukrayna ile Rusya sınırlarındaki diğer devletlerin NATO askeri ittifakına girmesini destekleme planlarıyla aynı fikirde olduklarını açık bir şekilde ilan ettiler.
Pazartesi akşamı, Kremlin’de dört saat süren bire bir görüşmenin ardından Putin ve Macron bir basın toplantısı düzenledi. Putin, Macron’un önerilerinin “daha sonraki ortak adımlarımızın temeli” olabileceğini iddia ederken, Ukrayna’nın NATO’ya katılması halinde açık açık bir dünya savaşı tehlikesinin olduğu konusunda uyarıda bulundu. “Bence bu sadece Rusya’nın değil, tüm dünyanın güvenliğiyle ilgili bir sorun,” diyen Putin şunları ekledi: “Eğer herkes barış istiyorsa, sınırlarımızın yakınına füze sistemleri yerleştirmemenin nesi kötü?”
Putin, Fransız bir gazeteciye hitaben ise şunları söyledi: “Okurlarınıza sorun, Rusya ile savaş istiyor musunuz? Çünkü Kırım’ı zorla geri alma taahhüdünde bulunan Ukrayna NATO’ya katılırsa böyle olacak… Rusya’ya karşı savaşacaksınız.”
Ukraynalı aşırı sağcıların önderlik ettiği 2014 yılındaki NATO destekli darbeden sonra, Sivastopol’da bir Rus deniz üssüne sahip Rusça konuşulan bir yarımada olan Kırım, düzenlenen referandumda Rusya’ya yeniden katılma lehine oy kullandı. NATO güçleri, oylamayı tanımayı reddederek Kırım’a saldırma tehdidinde bulunan Ukrayna rejimini destekledi. Putin, böyle bir saldırının NATO kuruluş antlaşmasının 5. maddesini tetikleyeceğini, ABD ve büyük Avrupa devletleri dahil olmak üzere NATO güçlerinin Rusya’ya karşı savaşa girmesini gerektireceğini kaydetti.
“Rusya dünyanın önde gelen atom güçlerinden biridir. [Böyle bir savaşta] Kazanan olmaz” diye uyaran Putin, Macron da “böyle bir sonucu istemiyor. Ben de istemiyorum,” diye ekledi.
Ancak Macron, Putin’in görüşlerini kesin olarak reddetti ve Ukrayna’nın NATO’ya katılmasına izin veren bir “Açık Kapı” politikasında ısrar etti. Yalnızca, Ukrayna’nın NATO’ya katılması durumunda NATO’nun Rusya sınırlarına yerleştireceği füze üslerinde “şeffaflık” olacağına dair belirsiz önerilerde bulundu. Aynı zamanda Macron, Putin’e ders vererek Rusya’yı uluslararası hukuk ilkelerini ihlal etmekle suçladı.
Macron şunları söylüyordu: “Kıtamızda şu haklar ihlal edilmiştir: kuvvet kullanılmaması, sınırların dokunulmazlığı, içişlerine karışmama, temel haklara ve insan haklarına saygı gösterilmesi.”
Macron’un iddiaları, AB dış politika sorumlusu Josep Borrell tarafından Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile düzenlediği basın toplantısı sırasında tekrarlandı. Borrell, krizden tamamen Rusya’yı sorumlu tutarak, “Anladığım kadarıyla, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra Avrupa’da güvenlik açısından en tehlikeli anda yaşıyoruz,” dedi. Borrell, “Hiç kimse büyük bir tehdit oluşturmadan bir ülkenin sınırında 140.000 ağır silahlı askeri toplayamaz,” dedi ve ABD’nin tavrının kesinlikle panik yaratıcı olduğunu inkâr etti. “Bu panik yaratıcılığı değil. Bunlar sadece gerçekler.”
Oysa gerçekte, Rusya’nın Ukrayna’yı istila etmeye hazırlandığı şeklindeki tamamen yanlış bir öncüle dayanarak Rusya’ya karşı saldırgan bir savaş hamlesine öncülük eden NATO güçlerinin kendisidir. NATO’nun Ukrayna’daki kukla rejiminin Devlet Başkanı Başkan Volodimir Zelenskiy bile, Rus ordusunun Ukrayna’yı topyekûn bir istilaya hazır bir şekilde beklemediğini açıkça ilan etti. Buna rağmen, üst düzey NATO ve AB yetkilileri, Ukrayna’ya yönelik bir Rus tehdidine karşı koymak adına büyük bir askeri yığınağın gerekli olduğunu iddia etmeyi sürdürüyor.
Macron’un suçlamalarının ikiyüzlülüğü şaşırtıcı boyuttadır: NATO, Moskova’yı yapmakla itham ettiği her şeyden suçludur. Stalinist rejimin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtarak emperyalist savaşların önündeki başlıca askeri engeli ortadan kaldırmasından bu yana geçen 30 yılda, NATO güçleri durmadan zora başvurdular. Irak, Somali, Afganistan, Pakistan, Libya, Suriye ve Mali’ye yönelik istilalar veya müdahaleler toplamda milyonlarca cana mal oldu. NATO 1990’lı yıllarda Yugoslavya’yı etnik temelde parçalayıp başkenti Belgrad’ı bombalarken, 2014’te Ukrayna’da bir darbe düzenledi.
Avrupalı güçlerin bu dönemde sağa kaydığı yadsınamaz. 2002-2003 yıllarında, Bush yönetiminin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in “kitle imha silahları”na sahip olduğu yalanlarına dayanarak Irak’ı istila etmesinden önce, Paris ve Berlin, ABD’nin savaş yönelimini eleştirme ve ona karşı çıkma noktasında Moskova’ya katılmıştı. ABD’nin Rusya’ya karşı mevcut savaş yönelimi sırasında Avrupalı egemen çevreleri de saran savaş histerisi, Le Monde Editörü Sylvie Kauffmann’ın yakın tarihli bir köşe yazısında tam olarak gözler önüne serildi.
Kauffmann şunları yazıyordu: “Hayır, 2003’te Irak’ın işgali ve sözde kitle imha silahları üzerine Batı’da yaşanan büyük çatışmayı Ukrayna üzerinden tekrar gündeme getirmeyeceğiz. Saddam Hüseyin’in suçlarının kanıtı olan ve bazı Avrupalıların ABD’den boş yere istediği ‘somut delil’ efsanesi tekrarlanmayacak. … Şiar, nihayet müttefikler arasında açıkça belirlendi: birlik! ... Rusya Devlet Başkanı, Ukraynalıların hangi kampta olduklarını seçme hakkını tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda ABD’nin kazandığı Soğuk Savaş’ın kesin sonucunu da sorguluyor.”
Bu yönelim, Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un Washington’da Biden ile yaptığı görüşmede sergilendi. Scholz, Berlin’in Rusya’ya karşı Washington ile işbirliği yapacağını taahhüt etti. Biden ise, NATO’nun Rusya’nın Ukrayna’yı istila ettiğini ilan etmesi halinde, Rusya ile Almanya arasındaki –ABD yönetimlerinin uzun zamandır karşı çıktığı– Kuzey Akım 2 doğalgaz boru hattını durduracağını vurguladı. Biden, “Eğer Rusya istila ederse –ki bu, tankların veya birliklerin Ukrayna sınırını geçmesi anlamına gelir, o zaman artık bir Kuzey Akım 2 olmayacaktır. Ona bir son vereceğiz,” dedi.
Scholz, muhabirlerin basıncı altında, boru hattı projesini sona erdirme taahhüdünde bulunmadı ancak Washington ve tüm NATO ittifakıyla yakın işbirliği içinde çalışma sözü verdi. “Ukrayna’ya askeri bir saldırı olması durumunda gerekli yaptırımlara hazır olmak için her şeyi yoğun bir şekilde hazırladık,” diyen Scholz şunları ekliyordu: “Bizler kesinlikle birleşmiş durumdayız ve farklı adımlar atmayacağız.”
NATO üyesi emperyalist güçlerin pervasız militarizminin arkasında, dünya kapitalist sistemini zorlayarak büyüyen sınıfsal ve uluslararası gerilimler yatmaktadır. NATO, bir savaş krizini, dikkati COVID-19 pandemisinde kitlesel enfeksiyon bulaştırma politikasının neden olduğu devasa insani bedelden ve toplumsal krizden başka tarafa çekmesi sebebiyle memnuniyetle karşılıyor. NATO ülkelerinde 2 milyondan fazla insan COVID-19’dan öldü ve hükümetler büyüyen işçi sınıfı öfkesine rağmen geri kalan tüm halk sağlığı önlemlerini kaldırırken her hafta milyonlarca insan hastalanıyor. NATO güçleri, içerideki sınıfsal gerilimleri dışarıya doğru bir savaş dürtüsüne yönlendirmeye çalışıyorlar.
NATO’nun jeopolitik hesapları Fransız yetkililer tarafından ortaya kondu. Onlar, katı bir politikanın Rusya’yı NATO’ya boyun eğmeye zorlayabileceğini ve Rusya’nın Çin’e karşı bir üs olarak kullanılabileceğini savunuyor. Sosyal demokrat eski dışişleri bakanı Hubert Védrine, Journal du Dimanche’e verdiği demeçte, Rusya ile “saldırgan diyalog”un şart olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyordu: “Kimse [Ukrayna’nın] NATO’ya asla katılamayacağına dair yazılı bir taahhütte bulunmayacak. Rus seçkinleri Çin’e doğru kaymaktan mutlu olmamalı. Bize harekete geçmemiz için bir kaldıraç sağlayan bu ihtiyata güvenmeliyiz.”
Gerçekten de, uluslararası işçi sınıfının savaşa karşı muhalefetine başvurmaktan aciz olan ve bunu istemeyen Moskova’daki Sovyet sonrası müflis kapitalist rejim, bu krizden bir çıkış yolu görmüyor. Rus rejimi, Doğu Avrupa’da savaşı tetikleyebilecek saldırgan bir politikayı destekleyen hizipler ile NATO’ya alçakça teslim olmayı savunan diğer hizipler arasında bölünmüş durumda. İkinci gruptakiler, görüşlerini emekli Rus Orgeneral Leonid İvaşov tarafından imzalanan ve NATO’nun Rusya’yı Ukrayna’da saldırgan olarak gösteren yalan propagandasını tekrarlayan bir açık mektupla duyurdular.
Moskova’yı “Rusya Federasyonu’nun Batı’nın birleşik kuvvetlerine karşısında kendisini tek başına bulacağı bir savaşı kışkırtma biçimindeki suç oluşturan politikasını terk etmeye” çağıran İvaşov, Putin’in “ Rusya Federasyonu Anayasası’nın 3. Maddesini” uygulayıp istifa etmesini istedi.
Bu açıklamalar, Washington’ın kapitalist rakiplerinden hiçbirinin Rusya’ya karşı Biden yönetiminin önderlik ettiği savaş yönelimine herhangi bir alternatif sunmadığının altını çizmektedir. COVID-19 pandemisine karşı olduğu gibi savaş tehlikesine karşı da seferber edilebilecek tek güç, uluslararası işçi sınıfıdır. Bu, emperyalist savaşa karşı sosyalizm mücadelesidir.
