ABD Rusya ile savaşa hazırlanırken Türkiye Ukrayna’da arabuluculuk çağrısı yapıyor

Amerika Birleşik Devletleri önderliğindeki NATO güçleri Moskova’nın Ukrayna’yı istilaya hazırlandığına dair asılsız iddialar üzerinden Rusya’ya karşı savaş yönelimini tırmandırırken, NATO üyesi Türkiye gerilimi azaltma ve Moskova ile Kiev arasında arabuluculuk yapma çağrısında bulunuyor.

Bugün Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüşmesi beklenen Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumartesi günü CNN Türk kanalına verdiği röportajda, Ankara’nın, ABD ve Avrupa tarafından ileri sürülen, Ukrayna’ya yönelik bir Rus istilasının “eli kulağında” olduğu iddialarıyla aynı fikirde olmadığını belirtti. Çavuşoğlu, “Bu süreç devam ederken Rusya bir işgale kalkışırsa bu da doğru olmaz. Böyle bir durum yoksa da Batılı ülkelerin sürekli Ukrayna’da panik yaratan açıklamaları dikkatli şekilde yapmaları gerekiyor,” diye konuştu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (solda), Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (soldan ikinci) ile Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’yı alkışlıyor, Kiev, Ukrayna, 3 Şubat 2022. (AP Photo/Efrem Lukatsky)

Batılı ülkelerin bu iddiaları daha önce de öne sürdüğünü belirten Çavuşoğlu, Türkiye’nin temasta olduğu Rusya ve Belarus kaynaklarının bu durumu reddettiğini ifade etti. “Bırakın savaşı herhangi bir gerginliğin hepimize etkisi var. Hepimizin huzurunu bozar. Ekonomiyi etkiler, enerji güvenliği, turizm ve her bakımdan önemlidir,” diyen dışişleri bakanı, Rusya-Ukrayna görüşmelerine arabuluculuk yapma çağrısını yineledi: “Biz iki taraf da kabul ederse memnuniyetle arabuluculuk yapmak isteriz.”

Çavuşoğlu’nun tarafsızlık pozuna karşın Ankara, NATO’nun Ukrayna politikasını büyük ölçüde destekliyor ve Kiev’e kritik önemdeki Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) tedarik ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ocak ayı ortasında “İşgal edeyim mantığıyla bu işler yürümez. Ne yaptı Rusya? Kırım’a çöktü” açıklamasıyla Rusya’yı kınayarak Ankara’nın tavrını bir kez daha ortaya koymuştu.

Erdoğan bu ay başında Kiev’e yaptığı resmi ziyaret sırasında “Krizin Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve uluslararası hukuk temelinde Minsk Anlaşmaları çerçevesinde barışçı ve diplomatik yöntemlerle sona erdirileceğine samimiyetle inanıyoruz,” diye konuştu.

Ne var ki, Türkiye’nin tedarik ettiği SİHA’ların doğu Ukrayna’da kullanımı Minsk anlaşmalarını ihlal ediyor. Üstelik Erdoğan’ın ziyaretinde, bir serbest ticaret anlaşmasının yanı sıra Türkiye ile Ukrayna’nın birlikte Bayraktar SİHA’ları üretmesini içeren bir askeri anlaşma da yapıldı. Söz konusu SİHA’lar 2020 yılında Kafkasya’da patlak veren savaşta Türkiye destekli Azerbaycan’ın Rusya destekli Ermenistan’ı yenilgiye uğratmasında önemli bir rol oynamıştı.

Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Oleksiy Danilov, geçtiğimiz ay Associated Press’e verdiği demeçte “Minsk anlaşmasının uygulanması ülkenin yıkımı olur,” diyerek Kiev’in anlaşmayı uygulamayı reddettiğini bildirdi. Bu yüzden Moskova, Ankara’nın Rusya Devlet Başkanı Putin ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasında bir görüşmeye arabuluculuk yapma teklifini kabul etmedi. Putin’in önümüzdeki günlerde Türkiye’ye gelmesi ancak sadece Erdoğan ile görüşmesi bekleniyor.

Aynı röportajda “Şimdi tek gayemiz çatışmayı önlemek, gerginliği azaltmak” diye belirten Çavuşoğlu, kısa süre önce de şunu vurgulamıştı: “Biz ne kadar sağlam bir NATO müttefiki olduğumuzu bu süreçte de gösterdik ama aynı zamanda Rusya ile ilişkilerimizin de iyi olması lazım.”

Ukrayna ziyaretinin ardından Erdoğan da “Bizim Rusya’yla şu anda ciddi manada ikili münasebetlerimiz var. Bu münasebetler sıradan değil,” diyerek içeride giderek tırmanan bir ekonomik krizle karşı karşıya bulunan hükümetin NATO ile Rusya arasındaki bir savaşın yıkıcı sonuçlarından duyduğu korkuyu dile getiriyordu.

Türk lirası geçtiğimiz yıl ABD doları karşısında rekor değer kaybederken, resmi yıllık enflasyon Ocak ayında yüzde 48’e ulaştı. Genel yoksullaşma ve COVID-19 pandemisi karşısında izlenen ölümcül kitlesel enfeksiyon politikasının ortasında, işçi sınıfı harekete geçmeye başlıyor ve eşi görülmemiş bir fiili grev dalgasına tanık olunuyor.

Erdoğan, NATO müttefiklerini çatışmayı kışkırtmakla eleştirerek “bu süreç içerisinde dikkat edilirse Batı maalesef şu ana kadar bu işin çözümünde katkı diye bir şey sağlamadı. Sadece adeta çomak sokuyorlar diyebilirim,” diyor ve şunları ekliyordu: “ABD ile ilgili duruma da baktığımızda, Biden da şu an itibariyle bu sürece henüz olumlu yaklaşım sergileyemedi.”

Türk burjuvazisi, geleneksel olarak ABD önderliğindeki emperyalist güçler ile derin askeri-stratejik bağlara sahip. Çok sayıda NATO üssüne ev sahipliği yapan Türkiye’nin silahlı kuvvetleri, ittifakın en büyük ikinci ordusu konumunda. Türkiye, ihracatının yaklaşık yüzde 50’sini Avrupa ülkelerine yapıyor. Moskova ile Ankara arasında Akdeniz ile Karadeniz üzerine tarihi rekabetin yanı sıra Suriye, Libya ve Kafkasya üzerine süregiden çatışmalar var.

Ankara, NATO üyesi emperyalist güçlerin Rusya’ya karşı savaş yönelimi hakkında zaman zaman etkisiz şikâyetlerde bulunmakla birlikte, bu yönelimle işbirliği içinde bulunuyor. Bununla birlikte, Türkiye, özellikle Washington ile büyüyen gerilimlerin 15 Temmuz 2016’da Erdoğan hükümetine karşı NATO destekli bir askeri darbe girişimine yol açmasının ardından Rusya ile jeopolitik, ekonomik ve askeri bağlarını geliştirmiş durumda.

Bunların başında, Washington’ın sert itirazlarına rağmen Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın alması geliyordu. Washington, buna, S-400’lerin kullanımının ABD’nin ve NATO’nun güvenliğini riske atabileceği gerekçesiyle Türkiye’yi F-35 Müşterek Taarruz Uçağı programından çıkararak ve Türk savunma sanayisine yaptırım uygulayarak yanıt verdi.

Rusya’dan enerji ithalatı da Ankara için kritik önem taşıyor. Resmi verilere göre Türkiye’nin 2020’deki doğalgaz tüketiminin yüzde 33,6’sı (16,2 milyar metreküp) Rusya tarafından tedarik edildi. Bu tedarik, Rusya’dan başlayıp Karadeniz üzerinden Türkiye’ye ulaşan Mavi Akım ve TürkAkım boru hatları üzerinden gerçekleşiyor. TürkAkım Doğu Avrupa ülkelerine de gaz tedariki sağlıyor. Ankara ile Moskova arasında bir nükleer enerji işbirliği de söz konusu. Mersin’deki Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin yapımı sürerken, Erdoğan Rusya ile yeni bir nükleer santral anlaşması daha yapılabileceğini ilan etti.

Türkiye ayrıca buğday ithalatının yüzde 60’tan fazlasını Rusya’dan yapıyor. Rusya aynı zamanda Türkiye’ye en çok turistin geldiği ülke konumunda.

Ukrayna ve Rusya ile Karadeniz komşusu olan Türkiye, NATO üyeliği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve coğrafi konumu nedeniyle hızla savaşın içine çekilebilir.

1936 Montrö Sözleşmesi, Türkiye’ye İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü veriyor ve gemilerin boğazlardan geçişini düzenliyor. Sözleşme, bölge dışından ülkelerin savaş gemilerinin Karadeniz’e erişimini katı bir şekilde sınırlıyor. Erdoğan’ın Kanal İstanbul projesiyle sözleşmeyi tartışmaya açmasının ardından anlaşmanın tarafı olan Kremlin “bölgesel istikrarı ve bölgesel Karadeniz boğazlar rejiminin güvenliğini sağlamak açısından 1936 Montrö Sözleşmesi’nin korunmasının önemini” vurgulamıştı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Ocak ayı sonunda yaptığı açıklamada, hükümetinin anlaşmaya bağlılığını teyit ederek şunları söyledi: “Montrö rejimi çerçevesinde Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin barış, diyalog, huzur ve refah içinde yaşamasından yana olduğumuzu yıllardan beri dile getiriyoruz. Montrö’nün sağladığı statünün bütün taraflar için yararlı olduğunu, günümüz koşullarında bundan vazgeçilmesinin söz konusu olmadığını hep gündeme getirdik.”

Hafta sonu Rus İzvestiya gazetesine demeç veren Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, “Ukrayna etrafındaki gerilim, hem coğrafi yakınlık hem de çeşitli bölgesel askeri ve siyasi ittifaklar nedeniyle Ankara’yı ciddi şekilde endişelendiriyor,” diyerek şunları ekliyordu: “Bu nedenle, burada gerilimin tırmanmasını istemeyen Türkiye, çözüme mümkün olduğunca yardımcı olmayı içtenlikle istedi ve böyle bir arzu elbette övgüye layık.”

Yerhov geçtiğimiz hafta Türkiye gazetesine verdiği röportajda da şunları söylemişti: “Rusya ile Ukrayna arasındaki anlaşmazlıkların, Minsk anlaşmalarının Kiev tarafından icrası sürecinde patinaj yaşanması ile bağlantılı olduğu kanaatindeyiz. Eğer Türk ortaklarımız Ukraynalılara nüfuz edip onları daha önce üstlendikleri yükümlülüklerinin yerine getirilmesi konusunda teşvik edebilirlerse, bunu memnuniyetle karşılayabiliriz.”

Büyükelçi ayrıca çatışmanın Ukrayna ile Rusya değil, NATO ile Rusya arasında olduğunu vurguluyordu: “Aslında sorunun çekirdeği Moskova ile Kiev arasında değil, Moskova ile Washington, Moskova ile Brüksel, yani NATO arasında. Esasen söz konusu olan, Kuzey Atlantik İttifakı’nın yıllardır Doğu’ya, yani Rusya sınırlarına doğru durmaksızın ilerlemesi.”

Yerhov, İzvestiya röportajında “kötü üne sahip Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ve sözde yöneticisi Ebu Muhammed el Culani’nin son haftalarda son derece aktifleştiğine” dikkat çekti. Culani, Suriye’deki NATO savaşında CIA’in ana vekil güçlerinden biri olan El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi’nin kurucusuydu. Yerhov’un HTŞ’nin “yabancılara ısrarla İdlib’i terk etmelerini tavsiye ettiğini” söylemesi, ABD önderliğindeki NATO güçlerinin Suriye’de de bir tırmanmaya hazırlanıyor olabileceğine işaret ediyor. 

2014’te Kiev’de düzenlenen ABD ve Almanya destekli aşırı sağcı darbe, Rusya’nın Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad’ı desteklemek üzere savaşa doğrudan müdahale etmesinin ve bir NATO saldırısının engellenmesine yardımcı olmasının ardından gelmişti.

Loading