Perspektif

Amasra’daki maden faciası ve sosyalizmin gerekliliği

Cuma günü Karadeniz kıyısındaki Bartın’da bulunan devlete ait Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessese Müdürlüğü madeninde meydana gelen grizu patlamasında en az 41 işçinin hayatını kaybettiği önlenebilir trajedi, kapitalist sisteme, egemen sınıfa ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümete yönelik bir suçlama niteliğindedir.

IMAGE: Madenciler, Karadeniz kıyısındaki Bartın iline bağlı Amasra’da bir kurbanın cesedini taşıyor, Türkiye, 14 Ekim 2022 Cuma. [AP Photo/Nilay Meryem Comlek/Depo Photos]

Yerin 300 metre altında gelen patlamanın ardından dışarıya çıkabilen madencilerin olaya verdiği tepki ile hükümet yetkililerininki arasındaki taban tabana zıtlık, bir ölüm kalım anında toplumdaki iki büyük ve uzlaşmaz sınıfın konumunu yansıtmaktadır.

Madenciler içeride kalan arkadaşlarını kurtarmak için ölümü göze alarak aşağıya inerken (bir madenci kurtarma çalışması sırasında hayatını kaybetti), başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere hükümet yetkilileri bu önlenebilir felaketi “kader” olarak gösterip toplumsal öfkeyi bastırmaya odaklandılar.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) derlediği verilere göre Türkiye’de son 20 yılda en az 2.000 madencinin madenlerde ölmüş olması yalnızca “toplumsal cinayet” olarak tanımlanabilir.

Mevcut bilimsel ve teknik gelişme seviyesi, uluslararası işçi sınıfının demokratik denetimi altında hiçbir işçinin güvenliğini riske atmadan madencilik yapılmasına olanak sağlarken, kapitalizm altında işçiler kâr sunağında kurban edilmektedir.

Küresel kapitalist ekonomide kritik bir konuma sahip olan madenciler, aynı zamanda en tehlikeli işkollarında birinde çalışıyorlar. The World Counts web sitesine göre, her yıl dünya çapında en az 15.000 madenci iş cinayetine kurban gidiyor. Üstelik bu sadece resmi rakamlardır.

Türkiye’de bu yıl hayatını kaybeden madenci sayısı 90’ı geçerken, Çin’de 2022’nin ilk yedi ayında 129 madenci ölümü meydana geldi. 2021’de ABD’de 37 madenci öldü. NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü bir savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkan doğalgaz kriziyle birlikte kömüre artan talep, bu ölümlerin artma tehlikesine işaret ediyor.

Sosyal medyada on binlerce kişi Amasra madenindeki ölümlerden hükümet ihmalini sorumlu tutarken, Erdoğan’ın Twitter’daki ilk tepkisi “provokatif ve dezenformasyon içeren art niyetli içeriklere itibar edilmemesi” şeklinde oldu. İçişleri Bakanlığı sosyal medyadaki 12 hesap yöneticisi hakkında halkı “kin, nefret ve düşmanlığa alenen tahrik eden ve provokatif içerikli paylaşımlarda bulunduğu” gerekçesiyle adli işlem başlatarak geniş kitlelere gözdağı vermeye girişti.

Ertesi gün Amasra’ya giden Erdoğan, kendisinin başında bulunduğu devlete ait bir kömür madeninde meydana gelen ölümlerden sevinecek bir şey bulmayı başararak şunları söyledi: “Rabbime hamd ediyorum. Dün akşamdan bu yana, 24 saati bulmadan bir neticeye varmış olmamız bizleri bu noktada rahatlattı. Çünkü Soma’da biliyorsunuz çok uzun sürdü.”

2014’te Erdoğan hükümetine yakın Soma Holding’e ait özel madende gerekli önlemlerin alınmaması ve devlet yetkililerinin ve korporatist sendikanın buna göz yumması, 301 madencinin öldüğü bir katliamla sonuçlanmıştı.

Türkiye tarihinin bu en büyük maden faciasının ardından ülke genelinde kitlesel protestolar patlak verdi. Ne var ki, şirketin yönetim kurulu başkanı Can Gürkan 2019’da tahliye edilir ve Soma davasında tutuklu kimse kalmazken, hiçbir üst düzey devlet görevlisi bu önlenebilir kıyımdan sorumlu tutulmadı.

Erdoğan, Soma faciasının ardından “Bunlar olağan şeyler, bu işin fıtratında var” diyerek ölümleri normalleştirmeye çalışmıştı.

Erdoğan, aslında bir bütün olarak kapitalist egemen sınıfın işçilerin yaşamına ve sağlığına yönelik kayıtsızlığını yansıtacak şekilde, Amasra’daki felaketin ardından aynı şeyi söyledi: “Biz kader planına inanmış insanlarız. Bunlar her zaman olacaktır, bunu da bilmemiz lazım.”

Hükümet yetkililerinin “kader”den söz ederek sorumluluktan kurtulmaya çalışmalarına karşın eldeki sınırlı veriler Soma ve daha birçok maden faciasında olduğu gibi Amasra’da da işçilerin gerekli olduğu ve iyi bilindiği halde alınmayan önlemlerle kâr dürtüsüne kurban edildiğini göstermektedir.

2019 tarihli Sayıştay raporunda şu uyarıda bulunulmuştu: “2019 yılında müessesenin dengelenmiş üretim derinliği -300 metre olmuştur. Bu derinleşme, ani gaz degajı ve grizu patlaması gibi ciddi kaza risklerinin artmasına neden olmaktadır.”

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Sonuç olarak burada ihmal nedeniyle oluşmuş bir kaza var… Biliyoruz ki iki ihmal var: Bir; gazın yükselmesi, iki; ateşin gazı patlatması. Bu iki ihmal olmasaydı zaten böyle bir kaza olmazdı.”

Hayatını kaybeden madencilerden Rahman Özçelik’in cenaze töreninde Özçelik’in ablası, Erdoğan’a, “‘Kardeşim 10-15 gün önce burada gaz kaçağı var demiş. Bizi yakında patlatacaklar’ demiş. Nasıl ihmal oldu?” diye sordu ama bir cevap alamadı.

Basında yer alan haberlere göre son üç yılda TTK’ye ayrılan ödeneğin yaklaşık yarısı ödenmemişti ve madenlerde madenci açığı vardı. 1970’lerin sonunda 5.000 işçinin çalıştığı Amasra tesisindeki madenci sayısı şu anda 720’ye kadar inmiş durumda. TTK’ye bağlı maden işçisi sayısı ise 40.000’in üzerindeyken 8.600’e indi.

Bu durum, daha az sayıda işçiye işi hızlandırarak daha fazla üretim yapma baskısı sonucunu doğurmaktadır. 20 Eylül’de madencilerin üyesi olduğu ve hükümetin hizmetinde bulunan sendikanın (Türk-İş ve ona bağlı Genel Maden İşçileri Sendikası) bürokratlarıyla birlikte Amasra’yı ziyaret eden Enerji Bakanı Fatih Dönmez, “üretim artış hedefini” ilan etmişti.

Sendikaların suç ortaklığıyla gerçekleştirilen geniş çaplı özelleştirmeler ve kuralsızlaştırma politikalarıyla işçilerin hem özelde hem de kamu sektöründe artan sömürüye tabi tutulması, on yıllardır devam eden bir toplumsal karşıdevrimin merkezi parçasını oluşturmaktadır.

Burjuvazi ABD’de Başkan Ronald Reagan ve Britanya’da Başbakan Margaret Thatcher’ın önderliğinde dünya genelinde işçilere karşı sınıf savaşı önlemlerine girişirken, 1991’de Stalinist bürokrasinin Sovyetler Birliği’ni dağıtması, uluslararası işçi sınıfının toplumsal koşullarının geriletilmesinde bir dönüm noktası oluşturdu. Türkiye’de de 1980’de düzenlenen NATO destekli darbenin ardından hayata geçirilmeye başlanan bu önlemler, özellikle son 20 yılda büyük bir hız kazandı.

Erdoğan’ın bir madenci cenazesinde dini duygulara seslendikten sonra “Birliğimizi beraberliğimizi hiçbir zaman kaybetmeyelim” demesi, hükümetinin ve temsil ettiği egemen sınıfın temel kaygısını yansıtmaktadır.

COVID-19 pandemisinin başından beri işçi sınıfından mali sermayeye devasa bir servet aktarımını yöneten Erdoğan hükümeti, giderek patlamaya doğru giden bir toplumsal barut fıçısının üzerinde oturuyor.

Küresel enflasyon dalgasının merkez üslerinden biri olan Türkiye’de resmi yıllık enflasyon yüzde 80’i geçerken, bir araştırmaya göre nüfusun yüzde 90’ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı tahmin ediliyor.

2022’de Türkiye’de, kapitalizm altındaki hayat pahalılığına ve dayanılmaz çalışma ve yaşam koşullarına karşı büyüyen uluslararası işçi sınıfı hareketinin bir parçası olarak, çok sayıda greve tanık olundu. Doktorlar ve diğer sağlık emekçileri birçok kez ülke çapında greve giderken fiili grev etkinliğinde büyük bir artış meydana geldi. Ocak ayında Divriği demir madencilerinin ücret ve sosyal hak talepleri için yaptığı iş bırakma eylemi de bunlar arasındaydı.

Dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Türkiye’de de madencilerin büyük bir mücadele geleneği bulunuyor. Amasra’yı da kapsayan Batı Karadeniz havzası bu mücadelelerin merkezini oluşturuyor. 1965’te Zonguldak’ta ağır çalışma koşullarına ve düşük ücretlere karşı başlayan fiili grev bölge genelindeki ocaklara yayılmış, hükümet bu kitlesel hareketi bölgeye binlerce asker gönderip iki madenciyi öldürerek bastırabilmişti.

1990-91 Büyük Madenci Yürüyüşü ise, Türkiye işçi sınıfı mücadelelerindeki kilometre taşlarından biriydi. Kasım 1990’da başlayan grev, 1991’in ilk günlerinde başkent Ankara’ya yapılan ve 80.000’den fazla madencinin ve aile üyelerinin katıldığı büyük bir yürüyüşe dönüştü.

Körfez Savaşı’na karşı sloganlar atan ve koşullarına yönelik şiddetli toplumsal saldırıya direnen madencilerin işçi sınıfının geniş kesimlerini harekete geçirebileceğinden kaygılanan hükümet büyük korkuya kapılırken, başkent Ankara’nın girişleri ordu ve polis birliklerince kapatıldı.

Madencilerin mücadelesinin, Amasra’daki madencilerin de üyesi olduğu GMİS ve Türk-İş bürokrasinin ihanetiyle yenilgiye uğratılması, madencilere ve tüm işçi sınıfına yönelik büyük saldırıların önünü açacaktı.

Amasra’daki maden faciası, kapitalizmin başta madenciler olmak üzere işçi sınıfının can güvenliği ve refahı açısından zararlı olduğunun altını çizmektedir. Kapitalizmin kâr, özel servet ve egemen sınıfların jeopolitik çıkarları biçimindeki aynı nesnel dürtüsü, COVID-19 pandemisinden dünya çapında 20 milyondan fazla insanın önlenebilir ölümüne ve sayısız insanın sağlığının kalıcı olarak bozulmasına neden olmuştur. Bilinen ve gerekli halk sağlığı önlemleri, mali piyasalara ve işçilerin işyerlerinde sömürülmesine bağlı olan belirli ekonomik ve mali çıkarlara ters düştüğü için uygulanmamıştır.

İşçilerin hayatlarının ve sağlıklarının bu şekilde kasten feda edilmesi devam etmektedir. Bu, en uç ifadesini, savaş kışkırtıcısı ABD Başkanı Biden'ın ifadesiyle 'nükleer kıyamet' riski taşıyan ABD-NATO'nun Ukrayna'da Rusya'ya karşı savaşının pervasızca tırmandırılmasında buluyor.

Kapitalizmi nükleer bir soykırıma doğru sürükleyen aynı sistemik kriz, uluslararası işçi sınıfının dünya sosyalist devrimi yoluyla savaşa, iş cinayetlerine ve otoriter rejimlere son vermek üzere devrimci seferberliğinin koşullarını da yaratmaktadır. Bu, madenleri ve tüm büyük endüstrileri işçi sınıfının küresel ölçekte koordine edilen demokratik denetimi altında kamulaştırmak için işçi hükümetlerinin kurulması anlamına gelmektedir.

Dördüncü Enternasyonal'in Uluslararası Komitesi’nin öncülüğünde kurulan ve Sosyalist Eşitlik Grubu tarafından desteklenen Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı, bu acil görevi yerine getirmek üzere dünyanın dört bir yanındaki işçilerin mücadelelerini birleştirmek için inşa ediliyor. Bu mücadeleye katılın! Kaybedecek zaman yok!

Loading