Yeni Zelanda İşçi Partisi hükümeti kemer sıkma, savaş ve sonu gelmeyen COVID enfeksiyonlarını dayatıyor

Bu konuşma, Sosyalist Eşitlik Grubu’nun (Yeni Zelanda) önde gelen üyelerinden Tom Peters tarafından 2023 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nda yapılmıştır. Tüm konuşmaları izlemek için wsws.org/mayday adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bu 1 Mayıs toplantısında, Yeni Zelanda’daki Sosyalist Eşitlik Grubu’ndan dünyanın dört bir yanındaki işçilere ve gençlere devrimci selamlar.

Emperyalist güçler, kapitalizmin tarihi krizine, emekçilerin yaşam standartlarına ve temel haklarına yönelik her zamankinden daha acımasız saldırılarla ve dünyayı yeniden paylaşmak üzere feci bir Üçüncü Dünya Savaşı’na hazırlanarak yanıt veriyorlar.

Yeni Zelanda’da İşçi Partisi önderliğindeki hükümet, ABD liderliğindeki NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşa derinden müdahil olmuş durumda. Hükümet, savaşı desteklemek için on milyonlarca dolar aktardı ve Ukraynalı askerleri eğitmek üzere Britanya’ya asker gönderdi.

Pasifik’teki küçük bir emperyalist güç ve ABD’nin başını çektiği Five Eyes gözetleme ağının bir parçası olarak Yeni Zelanda, Çin’e karşı oldukça ilerlemiş olan savaş planlarına da entegre olmuştur.

Savunma Bakanı Andrew Little, Çin karşıtı AUKUS paktına desteğini ifade etti ve Hint-Pasifik bölgesinde büyük güç “rekabeti” yoğunlaşırken Yeni Zelanda ordusunun müttefiklerini desteklemeye hazır olması gerektiğini açıkladı.

Orduya ve istihbarat teşkilatlarına milyarlarca dolar aktarılırken, işçi sınıfı derin ve giderek kötüleşen bir sosyal krizle karşı karşıya. Beş yıllık İşçi Partisi hükümetinin ardından, eşitsizliği ve yoksulluğu azaltma vaatlerinin bir sahtekârlık olduğu ortaya çıktı.

Jacinda Ardern’in İşçi Partisi’ne verilen desteğin azalmasının ardından Ocak ayında başbakanlıktan aniden istifa etmesi, artan siyasi kargaşanın altını çizen bir olaydı. Ekim ayında yapılması planlanan seçimlerle birlikte, düzen partilerinin daha fazla savaş ve kemer sıkma politikaları dışında sunabilecekleri bir şey kalmadı.

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern 31 Mayıs 2022 tarihinde ABD Başkanı Joe Biden ile Oval Ofis'te bir araya geldiğinde. [Photo: Adam Schultz]

Yeni Zelanda’da her beş aileden biri yoksulluk içinde yaşıyor. Yoksulluk içinde yaşayanların 200 binden fazlası çocuktur. Enflasyon 2022 ortasından bu yana yüzde 7,2’de ve gelir artışından yüksek seviyede. Gıda fiyatları geçtiğimiz yıl 1989’dan bu yana görülen en büyük artışla yüzde 12 oranında yükselirken, yardım kuruluşları gıda kolilerine yönelik rekor taleple karşı karşıya.

100 binden fazla insan ya evsiz durumda ya da ciddi şekilde yetersiz konutlarda yaşıyor. Yeni Zelanda’nın en büyük şehri olan Auckland, bir araştırmaya göre, uygun fiyatlı konut bakımından dünyada sondan yedincidir.

Haftalık ortalama kira, COVID-19 pandemisinin başlangıcından beri yüzde 16 arttı. Konut krizi, Ocak ve Şubat aylarında yaklaşık 10 bin kişiyi yerinden eden ve tarım arazileri ve altyapı ile birlikte kitleleri mahveden eşi görülmemiş sel nedeniyle daha da kötüleşti.

İpotek oranları 2021’den bu yana iki katına çıkarak yaklaşık yüzde 7’ye ulaştı ve hanehalkı faturalarına her hafta yüzlerce dolar eklenmesine yol açtı. Gecikmiş ipotek sayısı sadece geçtiğimiz yıl yüzde 23 arttı.

Ancak zenginler için işler hiç bu kadar iyi olmamıştır. Pandemi süresince kurtarma paketleri, sübvansiyonlar ve parasal genişleme yoluyla büyük şirketlere ve bankalara on milyarlarca dolar aktarıldı. Bankalar geçen yıl 7,18 milyar dolarlık rekor bir toplu kâr elde ettiler.

Bu rekor kârların ve kurtarma paketlerinin bedeli, artan sömürü ve tüm sosyal hizmetlerde kesintiler yoluyla işçi sınıfı tarafından ödeniyor.

Bir rapora göre Auckland’da konseyin yeni bütçesinde “kütüphane saatlerinden sanat programlarına, çevre girişimlerinden kültürel etkinliklere kadar her şey” tehdit altındadır.

Kasım’da Merkez Bankası Başkanı Adrian Orr, devletin tüketimi azaltmak ve işsizliği artırmak amacıyla faiz oranlarını yükselterek kasten durgunluk yarattığını itiraf etti.

Hükümet kısa bir süre önce ülke çapında, devlet sağlık sektörünün yeniden yapılandırılması kapsamında 1.600 idari çalışanın işten çıkarılabileceğini duyurdu. Bu, hastanelerin COVID hastalarıyla dolup taştığı, hayati önem taşıyan ameliyatların ertelendiği ve binlerce hemşire ve doktor açığının bulunduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Yeni Zelanda’nın sağlık sektöründe derinleşen krize ve yayılmaya devam eden COVID enfeksiyonlarına ve ölümlere rağmen, 11 Nisan’da Başbakan Chris Hipkins şöyle bir açıklama yaptı: “COVID-19’un normal hale geleceği bir noktaya doğru ilerliyoruz.”

Bu ne anlama geliyor? Yeni Zelanda’da yaklaşık 3.000 kişi koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Ölümlerin neredeyse tamamı İşçi Partisi’nin 2021’in sonlarında Sıfır COVID politikasını rafa kaldırmasından sonra meydana geldi.

Geçen yıl toplam ölümler yüzde 10 artarak 1918 grip pandemisinden bu yana en büyük yıllık artışı göstermiştir. Yeni Zelanda’da aralarında beş yaşın altındaki 2.500 çocuğun da bulunduğu 27.000’den fazla kişi COVID nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır ve büyük olasılıkla on binlerce kişi Uzun COVID’den muzdariptir.

Sağlık personeli, 2022 yılında Yeni Zelanda'nın Christchurch kentindeki bir süpermarketin otoparkında açılan COVID-19 test istasyonunda alışveriş yapanlara gönüllü olarak test yapıyor. [AP Photo/Mark Baker]

İşte dehşet verici “yeni normal” budur. İşçi Partisi hükümeti bunu, şirket ve finans seçkinlerinin talep ettiği kitlesel enfeksiyon politikasını benimseme yönündeki suç teşkil eden kararıyla yaratmıştır.

Bu koşullar işçileri mücadeleye itiyor. Binlerce sağlık emekçisi 15 Nisan’da ülke genelinde düşük ücretleri ve hastanelerdeki krizi protesto etti. Bir ay önce, 50 bin öğretmen enflasyonun altında bir ücret teklifini reddettikten sonra ülke çapında greve gitti. Öğretmenler, zengin ve yoksul okullar arasındaki eşitsizliğin giderilmesini talep ediyor.

İşçiler mücadele etmek istiyor. Karşı karşıya oldukları başlıca engel ise sendikalar.

Sosyalist Eşitlik Grubu, işçi muhalefetini bastırmak için hükümet ve büyük şirketlerle işbirliği yapan bu bürokratik örgütlere karşı bir başkaldırı çağrısında bulunmaktadır. Sendikalar halk sağlığı önlemlerinin kaldırılmasını zorla kabul ettirerek COVID’in okullara, hastanelere ve fabrikalara yayılmasına, her sektörde işçilerin ölmesine ve güçten düşmesine olanak vermiştir.

Sendikalar ve onların sahte solcu destekçileri, hükümetin Rusya ya da Çin’e karşı savaş politikalarına hiçbir itirazda bulunmadılar, çünkü bu savaşları destekliyorlar.

İşçilerin acilen kapitalizm yanlısı sendikalardan bağımsız yeni örgütlenmelere ihtiyacı var. Bu 1 Mayıs toplantısındaki diğer konuşmacılar gibi ben de işçileri bizimle iletişime geçmeye ve bizzat işçiler tarafından kontrol edilen bağımsız taban komitelerinin nasıl kurulacağını tartışmaya çağırıyorum.

Bu komiteler, sendikalar ve kapitalist politikacılar tarafından körüklenen milliyetçi bölünmelerin üstesinden gelerek, Yeni Zelanda’daki işçileri birleştirmek, Asya-Pasifik bölgesindeki ve dünya çapındaki işçilerle bağlantılar kurmak için mücadele edecektir.

Sosyalist Eşitlik Grubu, her şeyden önce işçileri DEUK’un sosyalist ve enternasyonalist perspektifiyle donatmayı amaçlamaktadır. Toplumsal eşitsizliği sona erdirmek, Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru çılgınca gidişi durdurmak ve COVID-19’u küresel ölçekte yok etmek için işçiler kapitalist sistemi ortadan kaldırmalı ve dünyayı özel kâr yerine insan ihtiyaçları temelinde yeniden düzenlemelidir.

Loading