Perspektif

Yunanistan genel seçimlerinde Syriza’nın hezimeti

Yunanistan’da Pazar günü yapılan genel seçimlerin ilk turunu iktidardaki muhafazakâr Yeni Demokrasi (ND) Partisi oyların yaklaşık yüzde 41’ini alarak rahat bir şekilde kazandı. En büyük muhalefet partisi olan Syriza (“Radikal Sol Koalisyon”) ise 2019’a göre 11 puanlık bir düşüşle sadece yüzde 20 oy alabildi.

ND’nin zaferi, uyguladığı kemer sıkma gündemine, altı milyon kişinin enfekte olmasına ve 36.000’den fazla ölüme yol açan ölümcül pandemi politikalarına ve Yunanistan’ı NATO’nun Rusya’ya karşı de facto savaşının merkezine yerleştirmesine karşı işçi sınıfı içindeki yaygın muhalefete rağmen geldi.

Şubat ayında Tempi vadisinde meydana gelen tren kazasında çoğu genç 57 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından haftalarca süren kitlesel protestolar ve grevler bile bu sonucu etkilemedi.

Syriza'nın seçimde Yeni Demokrasi tarafından hezimete uğratılmasını gösteren bir Yunanistan seçim haritası. Syriza'nın önde olduğu tek seçim bölgesi kırmızı ile işaretlenmiştir. [Photo: screenshot: Greek Ministry of Interior election page]

İşçiler, 15 yıllık kemer sıkma politikalarıyla kanları emilmiş bir halde, ciddi bir sosyal sıkıntı içindeler. Bu koşullar altında ND’nin zaferi ancak gerçek bir sol alternatifin yokluğu ile açıklanabilir. İşçi sınıfının büyük çoğunluğu, düzenin sözde sol partilerinden hiçbirinin –Syriza, PASOK ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE)– ND’den önemli ölçüde farklı olmadığı sonucuna vardı. Seçmenlerin yaklaşık yüzde 40’ı sandığa gitmedi.

Syriza’nın 2015-19 yılları arasındaki iktidar dönemi ve ND karşısında aldığı ilk yenilgiden bu yana geçen yıllar şunu ortaya koymuştur: Syriza, Avrupa Birliği tarafından dikte edilen kemer sıkma programını uygulayan, Avrupa’nın başlıca sığınmacı gardiyanlarından biri olarak hareket eden ve NATO’nun Rusya’ya karşı savaşını kolaylaştırmada belirleyici bir rol oynayan bir partidir.

Uluslararası işçi sınıfı açısından stratejik bir deneyim oluşturan Syriza’nın sicili, dünyanın dört bir yanındaki sahte sol eğilimlerin, kapitalizm yanlısı partileri hükümete getirerek anlamlı bir değişim yaratılabileceği iddialarının iflasını göstermektedir. Kapitalizme karşı sosyalist bir mücadelenin gerekliliğini gündeme getiren grev ve protestoların arttığı bir dönemde işçilerin bu siyasi tuzağı bilinçli bir şekilde reddetmesi elzemdir.

Yunanistan'ın eski Başbakanı Aleksis Çipras, 27 Mayıs 2019 tarihinde Atina'da düzenlenen bir toplantı sırasında partisinin üyelerine hitap ederken. [AP Photo/Yorgos Karahalis]

Syriza, önceki PASOK ve ND hükümetlerinin vahşi kemer sıkma politikalarına son verme sözü verdikten sonra Ocak 2015’te ezici bir çoğunlukla iktidara geldi. Ancak sözünü tutmayarak Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu tarafından talep edilen en az yedi kapsamlı kemer sıkma paketini uygulamaya koydu. Bu paketler arasında emekli maaşlarında 15 kesinti, ücretlerde azalma, vergi artışları, işten çıkarmalar ve kamu refahı, eğitim ve sağlık sektörlerinde bütçe kesintileri yer alıyordu.

Syriza, aşırı sağla bağları olan yabancı düşmanı sağcı bir parti olan Bağımsız Yunanlılar ile koalisyon hükümeti kurdu. Syriza’nın kapitalizm yanlısı politikaları, birçok Yunan işçisinin asla çıkamadığı yüzde 30’luk işsizlik de dahil olmak üzere, eşi görülmemiş seviyelerde sosyal çöküşe yol açtı. Bu durum Syriza’yı, işçiler ve gençler arasında ND’ye karşı oluşan halk muhalefetinden yararlanmaktan aciz kıldı. Parti lideri Aleksis Çipras, Tempi tren kazasını üzerine kampanya yaptı ancak kimse Syriza’nın 2017’de 6 milyar avroyu aşan özelleştirmelerin bir parçası olarak demiryolu ağını özelleştirerek bu felaketin koşullarını yaratmadaki rolünü unutmamıştı.

Syriza aslında 2019’dan bu yana daha da sağa kaymış ve PASOK destekçileri arasında destek kazanmak amacıyla adını Syriza-İlerici İttifak olarak değiştirmiştir. Çipras ana seçim tartışmasında “ülkenin mali kapasitesinin tamamen farkında olduğunu” ilan etti.

Syriza geçtiğimiz Eylül ayında ND ve PASOK ile birlikte İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularının kabul edilmesi lehine oy kullandı. Üstelik Syriza, iktidardayken NATO’nun güvenilir bir ortağıydı ve ittifaka, şu anda Rusya’ya karşı savaşın ayrılmaz bir parçası olan Suda Körfezi deniz üssü de dahil olmak üzere kritik askeri üsler sağladı.

Syriza’nın tüm siyasi ihanetlerinin sorumluluğu, onu Avrupa’da ve dünya çapında benzer “geniş sol” seçim oluşumları inşa etmek için bir model ilan eden sayısız sahte sol örgüt tarafından paylaşılmaktadır. İspanya’daki Podemos, Portekiz’deki Sol Blok, Birleşik Krallık’taki İşçi Partisi’nin eski lideri Jeremy Corbyn etrafındaki hareketler ve Şili’deki Gabriel Boric’i de kapsayan bu partiler her örnekte aynı siyasi ihanetleri gerçekleştirdiler. İşçi sınıfının bunların bedelini vahşi kemer sıkma politikalarının yanı sıra militarizmde bir patlama ve savaş ile ödemiştir.

Syriza’nın büyük ölçüde gözden düşmesiyle birlikte, sahte solun bazı kesimleri Çipras’ın eski maliye bakanı Yanis Varufakis’in siyasi aracı olan MeRA25’e (Avrupa Gerçekçi İtaatsizlik Cephesi) destek vererek aynı aldatmacayı gerçekleştirmeye çalıştı. Seçimden günler önce, Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) ile müttefik olan Jacobin dergisi, Mariana Tsichli ile yapılan bir röportajı yayımladı. Tsichli, Syriza’dan ayrılan Halkın Birliği ile MeRA25-Kopuş İttifakı’nın oluşturduğu koalisyonun adayıydı. Tsichli, Syriza’nın “kötü mirası”nın üstesinden “geçmişteki başarısızlıklardan ders çıkarabilen ve günümüzün zorluklarına yanıt verebilen birleşik bir radikal sol alanı yeniden inşa ederek” gelmeye çalıştıklarını iddia ediyordu.

Varufakis böyle bir alternatifi temsil etmek bir yana, Syriza’nın ihanetlerinin ortak mimarıydı. 2015’te iktidara gelirken sadece “standart Thatcher ya da Reaganvari ekonomi politikaları“ temelinde kemer sıkma politikalarının biraz değiştirilmiş bir versiyonunu uygulamak istediğini belirtmiş ve Troyka ile müzakerelerini bu temelde yürütmüştü.

İşçilerin onu Çipras kadar zararlı görmesi nedeniyle, MeRA25-Kopuş İttifakı parlamentoya girmek için gerekli olan yüzde 3’ün altında oy alarak 2019’da kazandığı dokuz sandalyeyi de kaybetti. Kendi sağcı gündemini ortaya koyan Varufakis, yenilgisini “insanların hakikaten gerçeği istememesine” bağladı ve ND’ye sağdan saldırarak “Avrupa Merkez Bankası’nın desteğiyle dört yıl boyunca harcadı, harcadı, harcadı,” diye konuştu.

Dünya Troçkist hareketi olan Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), Syriza’nın sınıf karakteri ve siyasi rolü konusunda işçilere zamanında uyarılarda bulunan tek partiydi.

Çipras’ın iktidara geldiği 27 Ocak 2015 tarihinde Dünya Sosyalist Web Sitesi şunları yazmıştı:

Syriza’nın seçim zaferi, işçi sınıfı için siyasi bir gelişmeyi, ileriye atılmış bir adımı, bir ilerlemeyi ya da benzeri bir şeyi ifade etmiyor.

Syriza, kökeni, siyasi bileşimi ve politikalarıyla, “umut” ve “değişim” vaat ederek iktidara gelip ardından kemer sıkma ve savaş politikaları uygulayan, aralarında ABD Başkanı Barack Obama’nın yönetimindeki Demokratların da olduğu çok sayıda burjuva partiden biridir. Syriza, sinik bir şekilde kullandığı, toplumsal sıkıntılara ve zorluklara son verilmesine yönelik taleplere, er ya da geç, kaçınılmaz olarak ihanet edecektir… Syriza, Yunan burjuvazisinin güçlü bir kesiminin ve üst orta sınıfın ayrıcalıklı kesimlerinin çıkarlarını ifade eden bir program üzerinde iktidara geldi. Ayrıca, daha da etkili güçlere, Avrupalı emperyalistlere ve ABD’ye sesleniyor.

DEUK’un 13 Kasım 2015 tarihli “Yunanistan’da Syriza’nın İhanetinin Siyasi Dersleri” başlıklı açıklaması, Syriza’nın kendi düzenlediği referandumda Troyka’nın dayatmalarını reddeden kitlesel “Hayır” oylarını ayaklar altına almasının ve yeni bir kemer sıkma paketini parlamentodan geçirmesinin ardından kaleme alınmıştı. Açıklamada şunlar belirtiliyordu:

Açıkça belirtmek gerekiyor ki, Syriza hükümeti deneyimi, işçi sınıfı için önemli bir yenilgidir… Merkezi görev, yenilgiden sorumlu olan bu partilerin, kişilerin ve siyasi düşüncelerin amansız eleştirisi temelinde, işçi sınıfının yeniden silahlandırılması ve yeni bir devrimci önderliğin inşasıdır. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Yunanistan’daki gelişmelerle ilgili olarak yürüttüğü çalışmanın önemi budur.

İşçi sınıfı, Yunanistan’da, Avrupa’da ve tüm dünyada, kendisini, yalnızca, kapitalist sınıfın bütün kesimlerinden tamamen bağımsız, enternasyonalist devrimci bir program üzerine kurulu, işçi iktidarının kurulmasını, kapitalizmin ortadan kaldırılmasını ve bir dünya sosyalist toplumunun kurulmasını amaçlayan yeni işçi sınıfı partilerinin inşası yoluyla savunabilir.

Syriza’nın iktidardaki dört yılını ve 2019’daki seçim yenilgisini değerlendiren WSWS, işçilerin sahte sol siyasetle bütünüyle hesaplaşması gerektiğini vurguladı:

Bu deneyim, iflas etmiş olan kapitalist düzenle, kapitalizm altında reformlar uygulayacak “sol popülist” partilere oy vererek mücadele etmenin olanaksız olduğunu unutulmayacak şekilde göstermiştir. Syriza’nın gerçekleştirdiği ve varlıklı küçük burjuvazi içindeki sınıfsal temelinden kaynaklanan ihanet, benzer partilerin başka yerlerde iktidara gelmesi durumunda tekrarlanacaktır.

İleriye giden yol, klasik Marksizmin; yani Troçkizmin perspektifine yönelmekten geçmektedir: Uluslararası işçi sınıfının ekonomik yaşamın ve devlet iktidarının denetimini ele geçirmek üzere üretimden gelen tüm gücüyle devrimci temelde harekete geçirilmesi.

En ileri işçiler ve gençler, şimdi, Avrupa ve uluslararası işçi sınıfının yeni devrimci dönüşünün bir parçası olarak DEUK’un Yunanistan şubesinin inşasına yönelmelidir.

Loading