Türkiye’de Filistin’e destek gösterileri düzenlenirken Ankara “gerilimi azaltma” çağrısı yapıyor

Protestocular, 14 Ekim 2023 Cumartesi günü İstanbul'da Ayasofya önünde Filistinlilerle dayanışma içinde olduklarını göstermek için düzenledikleri protesto gösterisinde Filistin bayrakları taşıyarak sloganlar attılar. (AP Photo/Khalil Hamra) [AP Photo/Khalil Hamra]

Dünyanın dört bir yanındaki işçiler ve gençler, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İsrail rejiminin Gazze’de Filistin halkına karşı soykırımsal savaşını protesto ederken, son günlerde Türkiye’de de Filistin halkına destek gösterilerine on binlerce kişi katıldı.

Cuma namazından sonra çeşitli illerde yürüyüşler ve basın açıklamaları yapıldı. Aynı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti yanlısı İslamcı derneklerin çağrısıyla İstanbul’daki Beyazıt Meydanı’ndan Ayasofya’ya bir yürüyüş düzenlendi. Pazar günü İslamcı Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Hüda Par tarafından İstanbul Maltepe’de bir protesto gösterisi yapıldı. Hüda Par ayrıca Diyarbakır’da bir gösteri düzenledi.

Cumartesi günü çeşitli sol örgütler İstanbul’daki İsrail konsolosluğu önünde bir protesto eylemi düzenlerken, dün akşam da çeşitli bağımsız sendikalar aynı yerde bir basın açıklaması yaptı.

Bununla birlikte, İsrail’in Gazze’de Filistin halkına karşı savaşı soykırım boyutunu alırken, ABD’nin krizi İran’a karşı savaş hazırlığı için kullanması ve bölge çapında bir savaş olasılığı Türk egemen seçkinlerini tedirgin ediyor.

Washington açıkça Ortadoğu’da İran’la savaş da dahil olmak üzere çok daha geniş bir çatışmaya hazırlanıyor. Washington, Filistin ayaklanmasının ardından İsrail’in Gazze’deki yürüttüğü savaşa sınırsız destek sunduğunu açıkladı ve iki uçak gemisini ve bunlarla bağlantılı savaş gruplarını bölgeye gönderdi.

Anadolu Ajansı, ABD ordusunun Suriye’nin doğusunda ABD ve vekili Kürt güçlerinin (YPG-SDG)  kontrolündeki Deyrizor ilindeki petrol sahasına yeni Sentinel radar sistemi sevkiyatı yaptığını bildirdi.  Habere göre ayrıca “ABD ordusu, 17 Temmuz’da 4 HIMARS hava savunma sistemi, yaklaşık 15 topçu bataryası, 5 zırhlı araç, 5 tank ve 45 mühimmat aracını Şeddadi üssünden naklederek Deyrizor’daki üslerinde konuşlandırmıştı.”

Bu durum, içeride Filistin halkını destekleyen ve giderek daha huzursuz bir işçi sınıfı ile karşı karşıya olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetini Gazze’de ve bölgede “gerilimi düşürme” ve “itidal” çağrılarına yöneltiyor.

Erdoğan Perşembe günü “Nerede Batı? Aldıkları tedbir yok. ABD uçak gemisi gönderiyor. Bay Amerika, Amerika nere, İsrail-Filistin nere? Ne işin var senin orada? Amerika gibi ülkeye barışı tesis mi yakışır, yoksa oraya benzinle körükle gitmek mi yakışır?” açıklamasında bulundu.

Cuma günü ise Erdoğan ABD’yi ve Avrupalı müttefiklerini hedef alarak, “kimi aktörlerin sükûneti tesis etme yerine ateşe benzin döken, provokatif tavırları hem bizim çabalarımızı sekteye uğratmakta hem de krizi derinleştirmektedir,” dedi.

ABD’nin bölgeye savaş gemileri göndermesinin ardından Türk Deniz Kuvvetleri, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs açıklarında 16-20 Ekim tarihleri arasında fiili atış eğitimlerini içeren bir tatbikat yapacağını duyurdu.

Türkiye, çok sayıda ABD ve NATO üssüne ev sahipliği yapıyor ve kuruluşundan bugüne müttefiki olduğu İsrail’in Filistin halkına karşı saldırganlığının suç ortağı konumunda bulunuyor. Bununla birlikte Ankara, Yunanistan’da artan ABD üslerinde olduğu gibi, bölgeye yapılan ABD takviyesini aynı zamanda kendine bir tehdit olarak görüyor.

Ankara ile Washington arasındaki anlaşmazlık, Suriye’de iki NATO müttefiki arasındaki gerilimin tırmanmasının ardından geliyor. 5 Ekim’de ABD, Türkiye’nin Suriye’de Kürt milliyetçisi milislere hava harekâtları düzenlemesine, bir Türk SİHA’sını düşürerek yanıt vermişti. Erdoğan ABD destekli Kürt güçlere karşı bir kara harekâtı olasılığını dışlamıyor.

Buna karşılık, ABD Başkanı Joe Biden, 14 Ekim’de Suriye hakkındaki Ulusal Acil Durum halini bir yıl daha uzattı ve “Türkiye Hükümeti’nin kuzeydoğu Suriye’ye askeri saldırı düzenleme yönündeki eylemleri”nin “bölgedeki barışı, güvenliği ve istikrarı baltalama tehdidi oluşturmakta ve ABD’nin ulusal güvenliğine ve dış politikasına olağandışı ve olağanüstü bir tehdit” oluşturduğunu ilan etti.

Bununla birlikte, Türkiye’deki başlıca burjuva partileri, Erdoğan’ın İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımsal saldırısı karşısındaki “itidal” çizgisini benimsemiş durumda. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan altı siyasi parti, Perşembe günü konuyla ilgili ortak bir bildiri yayımladı.

Bildiriyi imzalayan partiler iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), onun faşist müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), ana muhalefet Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), aşırı sağcı İYİ Parti, İslamcı Saadet Partisi ve sahte solun desteklediği Kürt milliyetçisi Yeşil Sol Parti idi.

Bildiri İsrail’i sözde eleştirmekle birlikte onun Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarını açıkça kınamaktan kaçındı. İsrail’in hiçbir zaman uymadığı etnik temelli gerici bir iki devlet “çözümünü” öne sürdü.

Bildiriye, derin bir ekonomik, toplumsal ve siyasi krizle ve işçi sınıfının büyüyen grev hareketiyle karşı karşıya bulunan Türkiye egemen sınıfının, çatışmaların yaygınlaşmasının doğurabileceği risklerden duyulan kaygılar hâkimdi.

Bildiri daha ilk paragrafta “krizin başka bölgelere de sirayet potansiyeli, bölgesel güvenlik ve istikrarı ciddi biçimde tehdit etmektedir” uyarısında bulunuyor ve sonraki paragrafta “tüm tarafları barış-güvenlik-istikrar vizyonumuz çerçevesinde itidale ve aklıselime davet ediyor.”

Türkiye son dönemde Erdoğan’ın daha önce defalarca “terör devleti” olarak tanımladığı İsrail’le ve 2013’te General Abdülfettah El Sisi’nin kanlı darbesinden sonra diplomatik ilişkileri kestiği Mısır’la ilişkileri normalleştirme yönünde adımlar attı. Washington ile ilişkileri iyileştirme ve Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervleri konusunda Türk burjuvazisinin çıkarlarını ilerletme amacı, bu sürecin önemli bir faktörüydü.

Ayrıca Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğinin onaylanması ve İsveç’in üyeliği için de yeşil ışık yakılması Türkiye’nin ABD önderliğindeki emperyalist müttefikleriyle yaşadığı gerilimleri yatıştırmayı amaçlayan hamlelerdi.

Erdoğan hükümeti ve NATO yanlısı burjuva muhalefet partileri içinde, Filistinlilerin ayaklanmasının, İsrail’in soykırım savaşının ve ABD’nin İran’a karşı savaş hazırlığının tüm bu çabaları ortadan kaldıracağı endişesi hâkim.

Bildirinin son paragrafında, İsrail’in on yıllardır uyguladığı işgal ve şiddet göstermelik olarak eleştirildikten sonra Gazze’deki “kolektif cezalandırma yöntemleri ile hedefi doğrudan siviller olan tüm saldırılar” kınanıyor.

Neredeyse savunmasız Filistin halkı ile dünya emperyalizminin desteklediği ve suç ortaklığı yaptığı İsrail devletini eşitleyen bir dil kullanan bildiri “Filistin ve İsrail’i, iki devlet temelinde adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmaları için, daha fazla gecikmeksizin kalıcı barışa yönelik müzakerelere başlamaya davet” ederek sonuçlanıyor.

Erdoğan ise yaptığı son açıklamalarda İsrail’in Gazze’ye artan acımasız saldırısı karşısında eleştirisinin dozunu bir miktar artırmak zorunda kaldı ancak İsrail’i açıkça kınamaktan özellikle kaçınmaya devam ederek “arabuluculuk ve adaletli hakemlik” rolünü üstleneceklerini belirtti.

Hem Erdoğan’ın sözleri hem de bildirideki benzer çağrı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından Varşova’da bir gettoya kapatılan Yahudiler ile Alman devleti arasında müzakere çağrısı yapmaktan farksızdır.

ABD-NATO emperyalizmi ve Siyonist İsrail ile sıkı askeri-stratejik bağlara sahip olan Türk egemen sınıfı, Filistin halkı için ileriye giden bir yol öne sürebilmek şöyle dursun, kendi Kürt sorununu çözmekten yapısal olarak acizdir. İsrail’in Filistin halkına yönelik savaşına ve ABD’nin İran’a savaş hazırlıklarına karşı ileriye giden yol, savaşa karşı dünya çapında ortaya çıkmakta olan kitlesel hareketi sosyalist bir program temelinde emperyalist sistemi ortadan kaldırmak üzere seferber etmekten geçmektedir.

Loading