Sosyalist Eşitlik Grubu (SEG), 3 Aralık Pazar günü İstanbul’da “İsrail’in Gazze Soykırımını Durduralım! Sosyalist Enternasyonalizm ve Siyonizmle Emperyalizme Karşı Mücadele” başlıklı halka açık bir toplantı düzenledi. Toplantıda Dünya Sosyalist Web Sitesi yazarlarından ve SEG liderlerinden Ulaş Ateşçi bir sunum yaptı (Kaydı izlemek için tıklayın).
Ateşçi sunumuna toplantının Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne (DEUK) bağlı partiler ve gruplar tarafından dünyanın dört bir yanında düzenlenen toplantıların bir parçasını oluşturduğunu belirterek başladı. Ateşçi şöyle dedi:
Bu toplantılarda, işçi sınıfına ve gençliğe, yani bu soykırıma dur diyebilecek toplumsal tabana, İsrail’in Gazze’de devam ettiği emperyalizm destekli soykırımın tarihsel köklerini açıklayarak, hem bu soykırımı derhal durdurmak hem de emperyalist savaşlara, soykırımlara ve katliamlara “bir daha asla” diyebilmek için ne yapılması gerektiğini ortaya koyuyoruz.
Ateşçi’nin sunumu, İsrail’in soykırımının ve etnik temizlik harekâtının gündeme getirdiği tarihsel ve programatik meseleleri ele aldı. Siyonist hareketin gelişimi ve İsrail devletinin ortaya çıktığı tarihsel koşullar, Sovyetler Birliği’nde Stalinizmin iktidarı gasp etmesi ve yüzüncü yılını andığımız Sol Muhalefet’in kuruluşu ile ilişkilendirildi.
Ateşçi, Bolşevik Parti içinde 1923’te başlayan mücadelenin galibinin “tek ülkede sosyalizm” gerici teorisini öne süren Stalinist hizip yerine Troçkist muhalefet olması durumunda, yirminci yüzyılda dünya sosyalist devriminin zafere ulaşmış olacağını ve Holokost ve bugün yaşadığımız Gazze soykırımı gibi birçok felaketin önlenmiş olacağını vurguladı.
Ateşçi “Stalin ve Almanya’daki Stalinist Komünist Parti, sosyal demokratların da ‘sosyal faşist’ olduğunu ilan ederek işçi sınıfının bölünmesinde ve Nazilere iktidar yolunun açılmasına belirleyici bir rol oynadı,” diye belirtti ve David North’un Michigan toplantısı konuşmasına atıfta bulundu:
Hitler’in zaferi olmasaydı, faşizmin zaferi olmasaydı, asla kitlesel bir Siyonist hareket olmazdı, asla Yahudilerin Filistin’e kitlesel bir göçü olmazdı. Ve şu anda tanık olduğumuz krizin tırmanmasındaki en önemli faktörlerden biri var olmayacaktı.
Ateşçi tarihsel meselelere değinirken gerek antisemitizmin gerekse modern Siyonizmin gelişimini egemen sınıfların gelişen işçi sınıfı hareketine ve sosyalist harekete karşı onları siyasi bir silah olarak kullanması bağlamında ele aldı.
Ateşçi, Marksistlerin “antisemitlerin Yahudilere olan nefreti ile sosyalizme ve işçi hareketine olan nefreti arasındaki bağlantıya” dikkat çektiğini vurgulayarak şunları ekledi: “Nasıl ki antisemitizm 19. yüzyılın sonunda esas olarak gelişen işçi hareketini ve sosyalist hareketi hedef aldıysa, aynı dönemlerde gelişen Siyonist siyasi hareket de uluslararası sosyalizm programının Yahudi işçi ve aydın kitleleri arasında zemin kazanmasını hedef alan anti-sosyalist ve kapitalizm yanlısı bir hareket olmuştur.”
Siyonistlerin 1930’larda Nazilerle yaptığı işbirliğine de değinen Ateşçi, “her iki gerici ideolojinin de işçi sınıfının uluslararası sosyalist hareketine şiddetle düşman ve kapitalizm yanlısı milliyetçi hareketler” olduğunu açıkladı.
Sunumda tarihsel meselelerin yanında İsrail devletinin Gazze’de yürüttüğü soykırımın boyutu ve kapsamı da ele alındı ve ABD önderliğindeki emperyalist güçlerin ve onların Ortadoğu’daki müttefiklerinin desteği ve suç ortaklığı vurgulandı. Ateşçi daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk hükümetinin, Türkiye egemen sınıfının ve bütün bir siyaset kurumunun Gazze soykırımındaki rolünü, ikiyüzlülüğünü ve içinde bulundukları açmazı açıkladı.
Türkiye İsrail’i tanıyan Müslüman çoğunluklu ilk ülkeydi. İki ülke arasındaki ilişkiler 75 yıldır inişli çıkışlı olsa da, her zaman belirli bir temele dayanıyordu: egemen sınıfın emperyalizme bağlılığı, Siyonist devletle askeri-stratejik ittifakı ve ticareti.
Bugün Erdoğan hükümetinin tavrı da bu geleneksel politikanın büyük ölçüde devamıydı. “Erdoğan, İsrail’in saldırısını ne kadar kınarsa kınasın, bunu ne kadar ‘soykırım’ olarak adlandırırsa adlandırsın, bu onun hükümetinin Gazze’de olanların baş mimarı olan NATO askeri ittifakının bir parçası olduğu gerçeğini değiştiremez.”
Aynı durum, kendileri de NATO yanlısı ve İsrail ile ittifaktan yana olan burjuva muhalefet partileri ve onların arkasına dizilen sahte sol partiler ve sendika bürokrasileri için de geçerliydi. Ateşçi şunları ekledi:
Doğrusu, emperyalizme ve NATO’ya göbekten bağlı olan Türkiye egemen sınıfına ve onun her renkten düzen partilerine cepheden karşı çıkmadan, yani onlara uluslararası işçi sınıfına dayanan sosyalist bir programla karşı çıkmadan, Siyonizme ve Gazze’deki soykırıma ilkeli ve tutarlı bir şekilde karşı çıkmak mümkün değildir.
Bununla birlikte, buradan Erdoğan hükümeti ile Netanyahu hükümeti arasındaki çatışmanın tamamen yapay ve önemsiz olduğu sonucu çıkarılmamalıydı. Erdoğan’ın İsrail’in Gazze saldırısını ve ABD’nin bölgeye uçak gemileri göndermesini eleştirmesi, Türk egemen sınıfının belirli kaygılarını yansıtıyordu. ABD ve müttefiklerinin İran’a karşı olası bir savaşının bağımsız bir Kürt devletinin kurulması da dahil Ankara için kabul edilemez sonuçlar doğurması olasılığı, bunlar arasındaydı.
Ateşçi, Filistinlileri savunmak için düzenlenen kitlesel küresel protestoları bastırma girişimlerini ve bu protestoların “antisemitik” oldukları iftirasını ele aldı.
Ayrıca Hamas ve diğer Filistin örgütlere atıfta bulunarak ister sözde “iki devletli çözüm”ü ister tek bir kapitalist Filistin devletini savunsun bu örgütlerin programlarının Filistin halkına yönelik tarihsel baskının temelini oluşturan emperyalist ulus devlet sistemi hapishanesinin sınırlarını aşmadığını ifade eden Ateşçi, Marksist-Troçkist perspektifi şu şekilde özetledi:
Geçtiğimiz yüzyılın bütün deneyimi, Filistin halkının kurtuluşunun Arap ve Yahudi işçi sınıfının Ortadoğu’daki diğer sınıf kardeşleriyle birlikte Siyonist rejime ve bölgedeki tüm kapitalist rejimlere ve emperyalizme karşı birleşik devrimci mücadelesinden geçtiğini ortaya koymaktadır. Bu mücadelenin hedefi, Ortadoğu Sosyalist Federasyonu ve tüm dünyada bir sosyalist cumhuriyetler birliğinin kurulması olmalıdır.
Sunum, dinleyicileri bu mücadelede Sosyalist Eşitlik Grubu’na katılmaya çağırarak sona erdi. Ardından katılımcılardan gelen katkı ve sorular canlı bir tartışma ortamı yarattı ve DEUK’un perspektifinin katılımcılara daha detaylı bir aktarımına vesile oldu.
İzleyicilerden biri, Gazze’deki soykırıma karşı Avrupa’da ve dünya genelinde yasaklamalara ve baskılara rağmen yapılan kitlesel protestoların neden Türkiye’de görülmediğini sordu.
Ateşçi sahte solun söylemsel olarak İsrail soykırımına karşı açıklama yaparken pratikte işçileri ve gençleri buna karşı harekete geçirme çabası içinde olmadığını ifade etti. Bu partiler, uluslararası işçi sınıfına değil, üst orta sınıfa dayanıyor ve onu temsil ediyordu.
Söz konusu partiler, emperyalist güçlere ve onun Türkiye’deki siyasi temsilcilerine yönelmiş durumdaydı. Bu bağlamda, son seçimlerde sahte sol partilerin Kemal Kılıçdaroğlu’nu açıkça emperyalizm yanlısı ve mülteci karşıtı programına karşın desteklemesi ve HDP ve TİP milletvekillerinin Finlandiya’nın NATO’ya katılma oylamasında “hayır” oyu vermemesi hatırlatıldı.
Gelen sorular arasında Gazze’deki soykırıma karşı acil bir çözüm olarak “iki devletli çözüm”ün savunulup savunulamayacağı vardı. Ateşçi buna verdiği yanıtta, en az yetmiş beş yıldır “acil bir çözüm” olarak sunulan bu emperyalizm destekli aldatmacanın, nihayetinde bugünkü soykırıma yol açtığını vurguladı.
Gazze’de tanık olduğumuz şey, emperyalist ulus devlet sisteminin iflasının ve ulusal programların gerici sonuçlarının en çarpıcı örneklerinden biriydi. İşçi sınıfının iktidarı alması ve kapitalizmin yerine dünya çapında sosyalizmi kurması, günümüzün temel sorunlarına yönelik en acil ve doğrudan yanıtı ifade ediyordu.
Toplantıda ayrıca uluslararası işçi sınıfı ve gençlik içinde sosyalizme artan ilgi bağlamında ABD’deki Will Lehman’ın Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikası başkanlık adaylığı kampanyası da konuşuldu.
Toplantı, Sosyalist Eşitlik Grubu tarafından, 28 Kasım’da kaybettiğimiz ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin önderlerinden Helen Halyard yoldaş ile 31 Aralık’ta vefatının beşinci yıldönümü olan, SEG’in kurucusu ve lideri Halil Çelik yoldaşın anılarına ithaf edildi.
Toplantı sonrasında katılımcılarla tartışmalar devam etti ve Mehring Yayıncılık kitapları tanıtıldı.
