Aralarında Britanya, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’nın da bulunduğu Avrupa’nın önde gelen güçlerinin liderleri, Kanada lideri, Türkiye dışişleri bakanı ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile birlikte, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna konusunda Rusya ile tek taraflı anlaşma arayışına karşı ortak bir yanıt formüle etmek üzere Pazar günü Londra’daki Lancaster House’da bir araya geldi.
Britanya Başbakanı Sir Keir Starmer tarafından toplanan zirve, ABD-Avrupa ilişkilerindeki tarihi kırılmayı teyit etmekle kalmadı, aynı zamanda Avrupalı güçlerin tepkisinin de altını çizdi: Ukrayna’ya 30 bin asker konuşlandırılması da dahil olmak üzere Rusya ile savaşı sürdürme ve hatta tırmandırma kararlılığı.
Starmer, Ukrayna’da bir barış anlaşmasını dayatmak için Avrupa’da bir “Gönüllüler Koalisyonu” oluşturmayı planladıklarını ve bunun Britanya’nın kara birliklerini ve uçaklarını kapsayabileceğini açıkladı. Geleceğe yönelik planlar, hava savunma “takviyesi” şeklinde ABD desteği istemeye devam ederken, Avrupa’nın 1930’lardan bu yana görülmemiş ölçekte silahlanmasına odaklanıyor.
Avrupa liderleri Cuma günü Beyaz Saray’da Trump ile Zelenskiy arasında patlak veren çatışmanın ardından bir araya geldiler. Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, Ukrayna’nın maden zenginliğinin aslan payını ABD’ye verecek bir anlaşmayı imzalamadan önce “güvenlik garantileri” isteyerek ABD’ye “saygısızlık” ettiği gerekçesiyle Zelenskiy’i alenen azarlamıştı.
Trump Ukrayna’daki savaşı pahalıya patlayan bir başarısızlık olarak görüyor. Şimdi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le bir anlaşma müzakere ederek ABD’nin Ukrayna’nın nadir toprak minerallerine ve diğer stratejik varlıklarına derhal erişim sağlamasını istiyor. Bu tür bir anlaşma, Moskova’nın açıkça belirttiği gibi ABD’nin Ukrayna’dakilerden çok daha fazla olan Rus kaynaklarına erişimini de sağlayabilir.
ABD, Avrupa ekonomileri için hayati öneme sahip maden yatakları üzerinde mutlak hakimiyet sağlayacakken, Ukrayna’daki yenilgi, Avrupalı güçler için büyük bir darbe olacaktır. Avrupalı güçler için daha da endişe verici olan, daha kapsamlı bir ABD-Rusya ittifakı olasılığıdır. Onlar bunu varoluşsal bir tehdit olarak görüyorlar. Britanya, Fransa ve diğer ülkelerin, ABD’nin desteği olsun ya da olmasın, Rusya ile doğrudan savaş riskini göze alarak Ukrayna’ya asker göndermeyi düşünmelerinin asıl nedeni budur.
Bu aşamada Starmer, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya’nın faşist Başbakanı Giorgia Meloni ve diğerleri, ABD’nin onayı olmadan hiçbir adım atılmayacağı ve Avrupa’nın herhangi bir önerisinin Trump’ın değerlendirmesine sunulacağı konusunda ısrar ediyorlar. Bununla birlikte, uzlaşma için ne tür adımlar atılırsa atılsın ve Londra, Paris ve Berlin adına ne tür zorluklar çıkarsa çıksın, gidişat Washington ile açık bir çatışma yönündedir.
Trump’ın kışkırtıcı ve bazen de dengesiz davranışları açık bir siyasi ve ekonomik mantık izliyor. Amerikan egemen sınıfının bir kesimi (dünyanın en zengin insanı Elon Musk bunun somut örneğidir), Avrupa’yı bir müttefik olarak değil, doğrudan bir rakip olarak görüyor. Bu grup, ABD’nin stratejik çıkarlarına yönelik daha büyük bir tehdit olarak algıladıkları Avrupa Birliği’ne karşı Rusya ile siyasi, ekonomik ve hatta askeri bir ittifakı değerlendirmeye isteklidir.
Rusya, büyük ölçüde dünya ekonomisine hammadde, yakıt ve gıda maddeleri tedarik etmeye bağımlı küçük bir ekonomik güçtür. Buna karşılık Avrupa, Rusya’nın 10 katı büyüklüğündeki ekonomisiyle Çin’den sonra Amerika’nın en büyük ekonomik rakibi konumundadır. Trump defalarca AB’ye saldırarak onu Amerika’yı “mahvetmek” için tasarlanmış bir “vahşet” olarak nitelendirdi. Bu hafta, Avrupa mallarına “çok yakında” yüzde 25 gümrük vergisi getirmeyi planladığını açıkladı.
Yani “Önce Amerika”, Avrupa’nın artık sonuncu olduğu anlamına geliyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana Avrupa’yı Amerika’nın nükleer şemsiyesi altında tutan NATO ittifakı şimdi yakın bir tehditle karşı karşıya bulunuyor. Musk Pazar günü sosyal medyada Trump’ın önde gelen destekçilerinden Gunther Eagleman’ın “NATO ve BM’den ayrılma zamanı geldi” şeklindeki açıklamasını “Katılıyorum,” yazıp yeniden paylaşarak bu durumu açıkça ortaya koydu. Musk ayrıca Cumhuriyetçi Kongre üyesi Thomas Massie’nin NATO’yu “Smithsonian’da [bir müzenin] bir bilgi alma noktası haline getirilmesi gereken bir Soğuk Savaş kalıntısı” olarak niteleyen paylaşımını da öne çıkardı.
Avrupa’nın itirazları -her ne kadar sözde Trump’a yönelik olsa da- ABD egemen sınıfı içindeki güçlü grupların Trump’ın Putin’e yönelik açılımlarına şiddetle karşı çıktıklarını hesaba katmaktadır. Siyasi olarak Demokratik Parti tarafından temsil edilen bu güçler, Rusya’ya karşı derin bir düşmanlık besliyor ve Trump’ın NATO’yu ve savaş sonrası düzenin diğer ayaklarını parçalama tehditlerini, on yıllardır Amerikan hegemonyasını güvence altına alan düzenlemelere yönelik stratejik bir tehdit olarak görüyorlar.
Avrupalı güçler uzun zamandır kendilerini Amerikan emperyalizminin en kötü aşırılıklarını dizginleyen bir el olarak gösteriyorlar. Oysa bugün Washington’la olan anlaşmazlıkları, Starmer’in hava savunma füzeleri satın almak için 2 milyar dolar daha taahhüt etmesi de dahil olmak üzere, açıkça barışa karşı çıkmak ve Ukrayna’daki savaşı sürdürmek üzerine yoğunlaşıyor.
Avrupa’nın emperyalist çıkarlarını saldırgan bir şekilde kovalamasının önündeki tek kısıtlama, yeniden silahlanma hızıdır. Tüm Avrupa başkentlerinde öncelikli tartışma askeri büyümenin hızlandırılması etrafında dönüyor.
Alman egemen sınıfı, halihazırda harcanan 100 milyar avroya ek olarak en az 200 milyar avroluk özel bir yeniden silahlanma fonu oluşturmayı düşünürken, kilit endüstrilerin sivil üretimden askeri üretime dönüştürülmesi için bastırıyor. Bu arada Avrupa Birliği, kıtanın askeri takviyesini finanse etmek için 500 milyar avroluk bir “yeniden silahlanma bankası” önerisi geliştiriyor.
Etkili Bruegel Enstitüsü, “Avrupa’nın Rus saldırganlığını caydırmak için kısa vadede 300 bin askere ve yıllık en az 250 milyar avroluk bir savunma harcaması artışına ihtiyacı olabilir,” diye yazdı. The Economist de 300 milyar avroluk bir meblağdan bahsetti.
Ticari ve askeri çatışma, toplumun savaş için tamamen seferber edilmesini gerektirir. Avrupa’nın savaş sonrası refah devletinin kalıntılarını ortadan kaldırmak, kıtanın kapitalist hükümetlerinin şu anda talep edilen askeri harcamaları ödeyebilmelerinin tek yoludur. Bu da işçi sınıfına savaş açmak demektir.
The Economist, “borçlu, yaşlanan, zar zor büyüyen ve kendini savunamayan ya da sert güç gösteremeyen bir kıta”dan yakınarak “mali devrim” çağrısında bulundu. Dergiye göre, “Avrupa refahı kısmak zorunda kalacak: Almanya’nın eski şansölyesi Angela Merkel, Avrupa’nın dünya nüfusunun %7’sini, GSYİH’sinin %25’ini ama sosyal harcamalarının %50’sini oluşturduğunu söylerdi.”
Bruegel Enstitüsü’nün kısa vadede savunma harcamalarında 250 milyar avroluk bir artış öngörmesi, AB’nin sosyal programlara (özellikle emeklilik, refah ve sağlık) ve eğitime yaptığı yaklaşık 5 trilyon avroluk harcamanın yüzde 5’ine denk geliyor. Ancak bu bile askeri harcamaları GSYİH’nin mevcut yüzde 1,6’sından sadece yüzde 3’üne çıkarırken, egemen sınıf stratejistleri artık açıkça yüzde 4 hatta yüzde 5 hedeflerini tartışıyor.
Avrupa’nın egemen sınıfları için bu stratejik zorunluluk, Almanya İçin Alternatif (AfD) ve Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri gibi aşırı sağ partilerin geliştirilmesini açıklamaktadır. Bunlara destek sunan sadece Trump ile Musk değildir. Bu partiler, temel demokratik haklara yönelik sistematik saldırıda ve milliyetçi tepkiyi teşvik etmek için göçmen işçilerin sürekli günah keçisi ilan edilmesinde başı çekmektedir.
Cuma günü Yunanistan’da gerçekleşen kitlesel protestolar ve genel grev, sendikalar, sosyal demokrat ve Stalinist partiler ve onların sahte sol suç ortakları tarafından uzun süredir bastırılan sınıf karşıtlıklarının hızla büyüdüğünün altını çizmektedir. Avrupa hükümetleri işçi sınıfına yönelik saldırılarını tırmandırdıkça, daha büyük ve daha yoğun toplumsal mücadelelerin olması kaçınılmazdır.
Fakat bu mücadelelere yeni bir siyasi perspektif yol göstermelidir: savaşa karşı mücadeleyi yaşam standartlarının ve demokratik hakların savunulmasıyla birleştiren sosyalist enternasyonalizm programı.
İşçiler ve gençler, kendilerini şu ya da bu emperyalist bloğun arkasına dizmeye yönelik tüm girişimleri reddetmeli, uluslararası kardeşleriyle birlikte tüm ulusal bölünmelere karşı çıkmalı ve militarizm ve savaşın bedelini sırtlarına yüklemeye yönelik tüm girişimlere meydan okumalıdır.
Amerika, Rusya ya da herhangi bir Avrupa ülkesinde egemen sınıfın hiçbir hizbi demokrasiyi temsil etmemekte ya da savaş ve sosyoekonomik yıkımla karşı karşıya olan küresel halk kitlelerine ileriye dönük bir yol sunmamaktadır. Bu yol, uluslararası işçi sınıfının sosyalizm mücadelesi ile açılacaktır.
