Perspektif

Britanya’da soykırıma karşı protestolarda 850’den fazla kişi gözaltına alındı: İşçiler, Starmer’ın polis devletine karşı muhalefete önderlik etmeli!

Cumartesi günü Londra’daki Parlamento Meydanı’nda, Gazze’deki soykırıma karşı çıkanlara yönelik son toplu gözaltında 850’den fazla kişi gözaltına alındı. Protesto grubu Filistin Eylem’in (Palestine Action) yasaklanmasının ardından yapılan bu gözaltılar, Britanya emperyalizmini bir polis devletinin yönetim biçimine daha da batırmıştır.

Gözaltına alınan bir adam polis minibüsüne sürükleniyor.

2 Temmuz’da, “Parlamentoların Anası”, neredeyse oybirliğiyle, 1215’teki Magna Carta’dan 1689’daki Haklar Bildirgesi’ne ve 1800’lü yılların halk mücadelelerine kadar uzanan, yurttaşları devletin keyfi eylemlerinden koruyan ve ifade, düşünce ve toplanma özgürlüğünü garanti altına alan, yüzyıllar boyunca yerleşmiş demokratik özgürlükleri ortadan kaldıran bir yasağı kabul etmişti.

Demokratik haklara yönelik bu büyük saldırı, 21. yüzyılın en büyük suçu olan Gazze’deki soykırıma muhalefet etmeyi suç saymak ve bu vahşete karşı barışçıl protestoları terörizmle bir tutmak için yapıldı.

Terörle Mücadele Yasası (2000) uyarınca, yasaklanmış bir örgüte üye olmak veya bu gruba destek vermek 14 yıla kadar hapis ile cezalandırılabilir ve hatta bu gruba destek verdiğini gösteren giysiler giymek veya eşyalar taşımak 6 ay hapis cezası veya 5.000 sterline kadar para cezası getirebilir.

Parlamentonun bu oylamasından beri bu suçlamayla yaklaşık 1.500 kişi gözaltına alındı. Bunların 850’si cumartesi günü, 500’den fazlası ise ağustos ayında aynı yerde düzenlenen bir protestoda gözaltına alındı. Filistin Eylem’in ve Jürilerimizi Savunun (Defend Our Juries) adlı yasal haklar grubunun önde gelen isimleri polis baskınlarının hedefi oldu ve yasaların öngördüğü en ağır cezayla karşı karşıyalar.

Savaşı Durdurun Koalisyonu (Stop the War Coalition) Başkan Yardımcısı Chris Nineham ve Filistinle Dayanışma Kampanyası (Palestine Solidarity Campaign) Direktörü Ben Jamal dahil olmak üzere, Filistin yanlısı protestolarda 300’den fazla kişi başka yasalar uyarınca gözaltına alındı. Önde gelen gazetecilerin evleri basıldı ve cihazlarına el konuldu.

Filistin Eylem grubunun yasaklanması ve ardından gelen devlet baskısı, Britanya tarihinin en sağcı hükümeti olan Başbakan Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi hükümeti tarafından gerçekleştirildi. Bu hükümet, soykırıma karşı protestoların bastırılmasını siyasi gündemin merkezi bir maddesi haline getirmiş, sığınmacıları şeytanlaştırmış ve Nigel Farage’ın Reform UK partisinden farksız bir milliyetçi zehir saçmıştır.

Bunlar, İşçi Partisi’nin sol kanadında neredeyse hiç dirençle karşılaşmadı ve sendikaların aktif işbirliğiyle yapıldı.

Filistin Eylem’in yasaklanmasına karşı sadece dokuz İşçi Partisi milletvekili oy kullandı; bunlar Sosyalist Kampanya Grubu’nun azınlığını oluşturuyor ve hepsi Starmer’in sadık muhalefeti olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Görünüşte yaklaşık 6 milyon işçiyi temsil eden örgütlerin başında bulunan sendika bürokrasisi, bu kitlesel baskıyı protesto etmek üzere örgütlü bir eylem yapmak şöyle dursun, bir açıklama bile yapmadı.

İşçi Partisi’nin bu hücumu, eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn ve eski İşçi Partisi Milletvekili Zarah Sultana’nın, yıllarca süren tereddütlerin ardından, Starmer hükümetine sol bir alternatif olma vaadiyle yeni bir parti kurmasıyla aynı zamana denk geliyor. Ancak 750 bin kişinin desteğini almalarına rağmen, onlar da İşçi Partisi’nin baskısına karşı hiçbir eylem örgütlemediler.

Corbyn’in, İşçi Partisi’ndeki Tony Blair yanlısı sağ kanada yanıtı, parti lideri olduğu dönemdeki gibi, yine ahlaki çağrılarla politika değişikliği talep etmek oldu. Sky News’e verdiği demeçte, “Hükümet bir an olsun düşünemez mi, belki de bu yasada yanılmışlardır?” diye sordu. Ayrıca İşçi Partisi’nin “sığınmacıları çaresiz durumdaki insanlar olarak kabul ederek onlara insani yardımda bulunmak için ahlaki gerekçeler sunabileceğini” savundu.

Demokratik haklara yönelik ciddi tehditlere ve soykırım karşıtı aktivistlerin hedef alınmasına rağmen, Savaşı Durdurun Koalisyonu, Filistin Eylem’in yasaklanmasına karşı çıkan sadece birkaç göstermelik makale yayımladı. Gazze soykırımına karşı ulusal gösterileri, yasağa karşı yapılan eylemlerden ayrı tuttular. Öyle ki geçen cumartesi 200.000 kişi yürüyüş yapmışken, bu hafta Jürilerimizi Savunun’un gözaltına alınan beş lideriyle “dayanışma” için Parlamento Meydanı’na sadece liderlerden oluşan küçük bir heyet gönderdiler.

Britanya’daki sahte sol grupların tepkisi ise, Jürilerimizi Savunun’un protesto eylemlerini yüceltmek oldu. Bu protestoların Filistin Eylem’e getirilen yasağı uygulamayı imkânsız hale getirdiğini ve bunun hükümeti geri adım atmaya zorlayacağını iddia ettiler. Sosyalist İşçi Partisi (SWP), Jürilerimizi Savunun hareketinin “İşçi Partisi’ni küçük düşürdüğünü ve polisin bunaldığını” yazdı. Novara Media, “Polis, Filistin Eylem’in yasaklanmasına karşı düzenlenen en büyük protestoya katılanların üçte ikisini gözaltına alamadı,” diye yazdı ve bunu “Metropoliten Polis Teşkilatı Komiseri Sir Mark Rowley için büyük bir utanç” olarak nitelendirdi. Devrimci Komünist Parti ise “Starmer hükümetinin nafile ‘kanun ve düzen’ gösterisi”nden söz etti.

Bu örgütlerin siyasi niyeti, bu olaylardan çıkarılması gereken temel dersi gizlemektir: Sendika bürokrasisinin ve İşçi Partisi’nin (içindeki ve dışındaki) “solcular”ın böyle bir hareketin gelişmesini engelleme çabalarına karşı çıkarak, Starmer hükümetine karşı endüstriyel ve siyasi bir hücum için işçi sınıfını seferber etmenin gerekliliği.

Filistin Eylem ve Jürilerimizi Savunun hareketlerine verilen destek, esasen İşçi Partisi’nin “solcular”ının ve sendikal aygıtın bu bürokratik sabotajına karşı verilen, siyasi açıdan kafa karıştırıcı bir tepkidir. İşçi Partisi “solcuları” ve sendikal aygıt, İsrail’in Filistinlilere yönelik toplu katliam ve etnik temizlik hareketine karşı kitlesel hareketi etkisiz hale getirmiştir.

7 Ekim 2023’ten bu yana, Birleşik Krallık ve dünya genelinde milyonlarca insan Gazze’deki soykırıma karşı çıkmak için sokaklara döküldü ancak sonuç alamadı. Protestolar önce Muhafazakâr hükümete karşı başlamıştı ama öfke aynı zamanda İsrail’in sözde “meşru müdafaa” hakkını savunan muhalefet lideri Starmer’e de yönelmişti. Savaşı Durdurun Koalisyonu ve sahte sol gruplar, sokaklardaki baskının hem İşçi Partisi’ni iktidara getirebileceğini hem de onun soykırıma verdiği desteği geri çekmeye zorlayabileceğini savundular.

Bunun yerine Starmer, Britanya emperyalizminin Netanyahu’nun faşizan hükümetiyle olan ittifakına mutlak bir bağlılık göstermiş ve Muhafazakarlardan daha vahşi bir şekilde anti-Siyonist protestolara baskı uygulamıştır.

Filistin Eylem ve Jürilerimizi Savunun destekçileri, sadece cesur bireylerin doğrudan eylemiyle soykırımı durdurabileceklerine ikna oldular. Ancak ne doğrudan eylem ne de Londra’da devam eden yürüyüşler hükümetin geri adım atmasını sağlayacaktır.

Her yerde egemen sınıf, derinleşen ekonomik kriz tehdidi altında, işçi sınıfının sosyal koşullarına yönelik saldırılar ve dünyanın yeniden paylaşımına yönelik emperyalist bir kampanya ile konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor.

Gazze’deki soykırım, münferit bir suç değil, jeostratejik açıdan kritik ve petrol zengini Ortadoğu’yu hakimiyeti altına almak için ABD’nin önderlik ettiği çabaların temel direğidir. Bu, NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşı, tırmanan ticaret savaşını ve Çin ile askeri çatışmaya hazırlıkları kapsayan küresel çatışmanın bir cephesidir.

Bu, işçi sınıfına karşı sınıf savaşını gerektirmektedir. Askeri harcamalarda büyük bir artış yaparken küresel olarak rekabetçi olmak demek, temel sosyal hizmetlerde geriye kalanları yok etmek ve vahşi düzeyde bir sömürü demektir. Bunlar demokratik yönetim biçimleriyle bağdaşmamaktadır.

Bu gündemin en gelişmiş ifadesi, Donald Trump’ın başkanlık diktatörlüğü kurma seferberliğidir. Bu seferberlik, Washington, Los Angeles, Chicago ve diğer büyük şehirlere göçmenlere ve tüm işçi sınıfına karşı silahlı kuvvetlerin konuşlandırılmasını içermektedir. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin de aynı yolu izlemesi gerekmektedir; özellikle de ABD ile “özel ilişki”sine bağlı olan ve onun savaş gündeminin en coşkulu savunucusu olan Britanya’daki hükümetin.

Starmer hükümetinin yaptıklarını belirleyen sınıfsal gereklilikler bunlardır. Bundan dolayı hükümet, milyonlarca işçi ve gencin nefretine ve hor görmesine daha keskin bir sağa kayışla yanıt verecektir Filistin Eylem’e yönelik saldırı, halkın desteklemediği savaşlar ve bunlar için gereken kemer sıkma politikalarına karşı kaçınılmaz olarak patlak verecek grevlere ve kitlesel protestolara yönelik devlet baskısının hazırlığıdır.

Milyonlarca insan, Starmer hükümetiyle ve onun hizmet ettiği şirket devleri ve süper zenginlerle çatışmaya sürükleniyor. Ancak bu harekete siyasi bir program, örgütlenme ve önderlik sağlanmalıdır, aksi takdirde Reform UK’nin artan hoşnutsuzluğun ana siyasi yararlanıcısı olma riski vardır.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ısrarla açıkladığı gibi, temel demokratik hakların ve işçilerin yaşam standartlarının savunulması ve soykırım ve savaşa karşı mücadele, ancak yeni bir mücadele ekseninin benimsenmesiyle mümkündür. Bu, her işyerinde, üniversitede ve mahallede yeni sınıf mücadelesi örgütlerinin –sendika bürokrasisinden bağımsız taban komitelerinin– inşasını ve işçi sınıfının kapitalizme karşı sosyalizm uğruna siyasi seferberliğini gerektirmektedir.

Loading