Dilovası’nda katliam: Kadın ve çocuk işçiler yanarak öldü

8 Kasım Cumartesi sabahı İstanbul’a komşu sanayi kenti Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde, Ravive Kozmetik firmasına ait bir parfüm dolum deposunda patlama ve yangın meydana geldi. Yangın söndürüldüğünde içeride mahsur kalan üçü kadın, üçü çocuk altı işçinin yanarak öldüğü anlaşıldı. Biri ağır olmak üzere 7 kişi ise yaralandı.

Henüz nedeni kesinleşmeyen patlama, içeride depolanan alkol bazlı kimyasalların tutuşmasıyla kısa sürede bütün binayı sardı. Mahalle sakinleri, patlama anında “gökyüzünün siyah dumanla kaplandığını ve içeriden çığlıkların yükseldiğini” aktardılar. Alevler ancak itfaiyenin birkaç saat süren müdahalesinin ardından söndürülebildi.

Ravive Kozmetik’in yanan kaçak deposu, iş güvenliğini denetlemekle yükümlü İŞKUR Dilovası Hizmet Merkezi ile aynı karede. (Photo: X / @insaatiscilerii) [Photo: X/@insaatiscilerii]

Dilovası’ndaki bu yangın felaketi, yalnızca gözünü kâr hırsı bürümüş bir işletmenin veya patronun bir ihmalinin ürünü değildir. Bu felaket, işyeri sahiplerinden yerel yetkililere, bakanlıklara ve cumhurbaşkanlığına kadar tüm kapitalist seçkinlere ve devlete yöneltilmiş bir suçlama niteliğindedir.

Tesisin, yıllardır hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden, ruhsatsız ve koruma önlemleri olmaksızın faaliyet yürüttüğü açığa çıktı. Facianın ardından ortaya çıkan bulgular, binada yangın merdiveni, acil çıkış kapısı ve hatta yangın söndürme tüpü bile olmadığını gösteriyor. Tek çıkış kapısı alevler nedeniyle kullanılamaz hale gelince işçiler içeride mahsur kaldılar; itfaiye ekipleri, cansız bedenlere ulaşabilmek için kapıyı forkliftle kırmak zorunda kaldılar. Havalandırma sistemi de yetersizdi.

Bu işletme görünümlü “ölüm tuzağı”nın en çarpıcı yönlerinden biri, devlet kurumlarının gözünün önünde faaliyet gösteriyor olmasıdır. Ravive Kozmetik’in deposu, iş güvenliğini denetlemekle yükümlü İŞKUR Dilovası Hizmet Merkezi’nin hemen bitişiğinde, yalnızca birkaç metre ötesindeydi.

Asıl önemlisi; bu ölümcül koşullar, aylar öncesinden devletin en üst kademelerinin bilgisine sunulmuştu. Aralık 2024’te Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yapılan şikâyette, işyerinde kadın ve çocukların sigortasız, iş güvenliği olmadan ve “kovulma tehdidiyle” çalıştırıldığı açıkça belirtilmişti. Basında yer alan şikâyette şu ifadeler vardı:

Kocaeli Dilovası ilçesi Mimar Sinan Mahallesi’de ismi levhası olmayan parfüm imalatı ve dolumu yapılan iş yerinde mahallemizin kadınları ve çocukları yaklaşık 15 çalışan olup bunların çoğu sigortasız çalışıp iş güvenliği hiç olmayıp ihtiyacı olan kadınların kovulma tehdidiyle çalıştırılıp yemek parası 70 lira karşılığında “yemeği kendiniz yiyin” diyerek işçiyi, kadını sömüren bu doymaz işyeri sahibini yüce devletimize şikayet ediyorum.

Mahalle muhtarı Alaattin Durmuş da depodaki yangın öncesinde defalarca yetkililere başvurduğunu, mahalledeki tehlikeyi açıkça dile getirdiğini ancak hiçbir önlem alınmadığını açıkladı.

Açıklamaları yerel basın ve haber sitelerinde yayımlanan Durmuş hem kaymakamlığa hem ilçe belediyesine hem de Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne binanın kimyasal madde depoladığı ve mahalle içinde büyük bir risk oluşturduğu yönünde resmi şikâyetlerde bulunduğunu belirtti. “Bizzat muhtar olarak bu işyeriyle ilgili tüm mercilere başvurdum. Burası mahalle ortasında kimyasal madde girişi-çıkışı olan bomba gibi bir yer; ‘önlem alın’ dedim fakat hiçbir sonuç alamadım,” diyen Durmuş, bu ölümlerin “göz göre göre geldiğini” söyledi.

Yerel kaynakların ve mahalle sakinlerinin ifadelerine göre, Ravive Kozmetik’in faaliyet gösterdiği bina hakkında daha önce belediye tarafından resmî yıkım kararı çıkarılmıştı. Ancak binanın hem ruhsatsız hem de riskli olduğu gerekçesiyle yapılan başvurular sonucunda alınan bu karar, hiçbir zaman uygulanmadı. Yani yetkililer, tehlikenin tamamen farkında oldukları halde ölümcül sonuçlar doğuracak bir işletmenin faaliyetine göz yumdular.  

Facia gerçekleşene kadar ortada görünmeyen yetkililer, her iş cinayetinde olduğu gibi “baş sağlığı” ve “soruşturma” mesajları yayımlamak için sıraya girdiler.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından “Bakanlığımız başmüfettiş görevlendirmiştir, süreci yakından takip ediyoruz,” açıklamasını yaptı. Bakanlık iki başmüfettiş ve bir müfettiş görevlendirdiğini, aralarında SGK Kocaeli İl Müdürü, İŞKUR Kocaeli İl Müdürü ve Dilovası Hizmet Merkezi Müdürünün de bulunduğu yedi kamu personelinin açığa alındığını açıkladı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise, “Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’nca adli soruşturma başlatılmıştır. Sorumlular hakkında gereken yapılacaktır,” ifadelerini kullandı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da “Olayla ilgili iki mülkiye müfettişi görevlendirilmiştir, gerekli idari işlemler yürütülmektedir,” dedi. Ancak bu tür açıklamalar, her seferinde olduğu gibi, kapitalist sistemden kaynaklanan iş cinayetlerinin sistematik karakterini gizlemekte ve sorumluluğu birkaç kişiye indirgemeye yöneliktir. Patlama olan depoya benzer sayısız işletme, sayısız işçinin hayatını tehdit ederek faaliyetine devam etmektedir.

Hükümetin açıklamalarının sahteliği, iş cinayetini protesto edenlere yönelik verdiği tepkide görülmektedir. İstanbul Kadıköy’de “Ölüm Nedeni: Holdingci Güçler” pankartıyla Dilovası’ndaki işçi katliamını protesto eden “Gençlik Komiteleri” üyelerini polis gözaltına alınırken, 4 genç “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklandı. Oysa bu katliamda sorumluluğu bulunan yetkililerden hiçbiri tutuklanmış değil.

Dilovası Türkiye’de kapitalist kâr sistemin işçiler üzerinde en vahşi sonuçlarının görüldüğü bölgelerden biridir. Bölge, özellikle petro-kimya sektörü fabrikalarının yoğun olduğu önemli sanayi merkezidir. Fabrikalar sadece işçiler açısından değil mahalle sakinleri için de ölüm saçıyor. Mahalle sakinlerince bölge “zehir ovası” veya “kanser ovası” ismi ile anılıyor.

Çevre Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi Başkanı Sait Ağdacı, 2017 verilerine göre, kanserden ölümlerin oranının dünyada yüzde 12,5, Türkiye’de yüzde 12,9 olduğunu belirterek şunları eklemişti: “Dilovası’nın kanserden ölüm oranı, yüzde 33,7. Dilovası bölgesinde, maalesef ağır metaller yoğunluktadır. Bu da bölgede kanserden ölüm vakalarının fazlalığını açıklamaktadır. Bu bölgede 10 yıldan fazla yaşayan insanların kanserden ölüm oranı, 10 yıldan daha az yaşayanlara oranla daha fazladır.”

Türkiye’de her yıl binlerce işçi “ölümlü iş kazası”na kurban gidiyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre, yalnızca 2025’in ilk on ayında en az 1.737 işçi, ekim ayında 7’si çocuk olmak üzere169 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

Ankara Tabip Odası’nın Aralık 2024 tarihli raporunda belirtildiği üzere, “SGK ve Avrupa Birliği İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2019 verilerine göre, Türkiye’deki ölümlü iş kazası oranı, Avrupa Birliği (AB) ortalamasının yaklaşık 10 katıdır. İşçi ölümlerinde Avrupa’da ilk sırada yer alan Türkiye, iş kazalarında en fazla ölüm yaşanan ülkeler arasındadır.”

Dilovası’nda ölen işçiler, küresel işçi mezbahasında kurban edilen sayısız işçinin arasına dahil oldular. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), her yıl yaklaşık 3 milyon işçinin iş kaynaklı yaralanmalar ve hastalıklardan öldüğünü tahmin ediyor.

Geçtiğimiz ay Bangladeş’in başkenti Dakka’da bir hazır giyim fabrikasında çıkan yangında en az 16 işçi hayatını kaybetti. Aynı günlerde, ABD’nin Tennessee eyaletinde bir mühimmat fabrikasındaki patlamada da 16 işçi öldü.

Geçtiğimiz hafta ise ABD’nin Kentucky eyaletinde bulunan Louisville’de bir UPS uçağı kalkışından kısa bir süre sonra yoğun bir sanayi bölgesine düştü. Üç mürettebat üyesi ve bir çocuk da dahil olmak üzere en az 13 kişi hayatını kaybetti. Kaza, Ford’un Louisville Montaj Fabrikası ve UPS’in devasa Worldport hava kargo merkezinin yanı sıra onlarca depo ve diğer endüstriyel işyerlerini de içeren bir koridorda meydana geldi. Uçağın ufak bir sapması ölü sayısının yüzlerce hatta binlerce kişiye ulaşmasına neden olabilirdi.

İşçiler bu ölümleri ve tehlikeli çalışma koşullarını kabul etmemeli ve kendilerinin ve iş arkadaşlarının yaşamlarını ve güvenliğini savunmalılar. Ancak onlarca yıllık deneyimin gösterdiği gibi, iş cinayetlerine karşı mücadele yargıya ya da şirketlerin ve devletin uzantısı haline gelen sendikal aygıta bırakılamaz.

2014’te 301 madencinin öldüğü Soma katliamı ile ilgili şirket sahibi, ölen her işçi başına yalnızca 8 gün hapis yattı; resmi sorumlulardan kimse ceza almadı. Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi’ndeki Grand Kartal Otel’de 21 Ocak 2025 tarihinde 78 kişinin yaşamını yitirdiği, 137 kişinin yaralandığı yangına ilişkin davada geçtiğimiz ay karar açıklandı. Şirket sahipleri ve yöneticileri müebbet hapis cezası alırken; hiçbir hükümet yetkilisi ceza almadı.

İşçiler ipleri kendi ellerine alarak taban komiteleri oluşturmalı ve bağımsız soruşturmalara öncülük etmeliler. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nın (TK-Uİİ), ABD’de 63 yaşındaki makine tamircisi Ronald Adams Sr.’nin 7 Nisan 2025’te Michigan’daki Stellantis Dundee Motor Kompleksi’nde ezilerek ölmesi üzerine başlattığı soruşturma, Türkiye’de ve dünya genelinde yol gösterici olmalı ve genişletilmelidir. Bu mücadele, emekçilerin yaşamlarının, güvenliğinin ve ihtiyaçlarının kapitalist özel kâr ve servet birikiminden önce geleceği sosyalizm uğruna daha geniş bir uluslararası mücadelenin ayrılmaz parçası olmalıdır.

Loading