Pazartesi günü Florida’daki Mar‑a‑Lago malikanesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu genelinde savaşı tırmandırma yönünde tehditler savurduğu bir konuşma yaptı.
Görüşmenin ardından konuşan Trump, ABD’nin Gazze’deki her direnişi “ortadan kaldıracağını” ilan etti ve “İran yeniden güç toplamaya çalışıyorsa onların canına okuruz,” diye ekledi.
Washington Post’un pazartesi günü bildirdiğine göre, görüşmede İran’a yönelik saldırılar önemli bir tartışma konusuydu; Netanyahu, İran’ın balistik füze programına yeni saldırılar düzenlemek için ABD’nin onayını almaya çalıştı.
Trump’ın tehditleri, ABD’nin üç İran nükleer tesisini bombalamasının yedi ay sonrasına denk geliyor. 22 Haziran 2025’te yedi Amerikan B‑2 uçağı, Fordo, Natanz ve İsfahan’a 14 adet Büyük Ordonat Delici (yaklaşık 15 ton ağırlığında, muharebede kullanılmış en güçlü nükleer olmayan mühimmat) attı. Bundan önceki 12 gün boyunca İsrail, İran’a saldırarak 400’den fazla kişiyi öldürmüş ve üç binden fazla kişiyi yaralamıştı.
Mar‑a‑Lago’daki toplantı, savaş suçlularının toplantısıydı. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu hakkında Kasım 2024’te, “savaş yöntemi olarak açlığa mahkûm etme” ve “cinayet, zulüm ve diğer insanlık dışı eylemler” dahil savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar iddiasıyla yakalama emri çıkarmıştı; İsrail’de ise Netanyahu üç ayrı yolsuzluk davasında rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla yargılanıyor.
Netanyahu ile görüşmesinde Trump, Gazze’de etnik temizlik çağrısını yineledi; gazetecilere Filistinlilerin “daha iyi bir iklimde yaşama fırsatı verilse taşınacaklarını” ve “orada olmaya bir bakıma mecbur olduklarını” söyledi. Hamas’ın ABD ve İsrail’e karşı direnişi sürdürmesi halinde “kıyamet kopacak” diyen Trump, “içeri girip hepsini yok etmekle” tehdit etti.
Ocak ayında Trump, ABD’nin Gazze’deki 1,5 milyon insanı “temizleyeceğini” söylemişti. Şubat ayında Washington’da Netanyahu’nun yanında dururken, ABD’nin bölgeyi “devralacağını” ve “ona sahip olacağını”, bölgeyi dümdüz edip “Ortadoğu’nun Rivierası”nı inşa edeceğini ilan etti. İsrail hükümeti, bu etnik temizlik planını yürütmek üzere bir “Gönüllü Göç Bürosu” kurdu.
Ekim 2023’te Gazze soykırımının başlamasından bu yana 71 binden fazla Filistinli öldürüldü; bunların arasında 20 binden fazla çocuk bulunuyor. 22 Ağustos’ta, BM destekli Entegre Gıda Güvenliği Faz Sınıflandırması (IPC) bölgede resmen kıtlık ilan etti —Ortadoğu’da doğrulanmış ilk kıtlık— ve açlık krizini “tamamen insan yapımı” olarak tanımladı. Sağlık sistemi çöktü. Üniversitelerin tamamı yıkıldı. Halk iki yılı aşkın bir zaman sürekli bombalandı, aç bırakıldı, ilaca erişimi engellendi ve evlerinden defalarca sürüldü.
Bu koşullar altında Trump, Filistinlilerin ayrılmak “istemesinden” söz ediyor—sanki sistematik olarak yok edilmekte olan bir halk, cinayet ve kıtlık yoluyla tehcir edilmiyor da kendi isteğiyle vatanını terk ediyormuş gibi.
Ekim ayında ilan edilen “ateşkes”, kapitalist güçlerin onayıyla İsrail’in kalıcı işgali ve Gazze’nin büyük bir bölümünün ilhakına meşruiyet sağladı; bu, günlük kitlesel katliamlar ve nüfusun kasten aç bırakılmasıyla birlikte yürütülüyor.
Trump pazartesi günü “İsrail planı yüzde 100 yerine getirdi,” diye buyurdu. Oysa Gazze Hükümet Medya Ofisi’nin pazar günü yayımladığı açıklamaya göre, anlaşmanın yürürlüğe girdiği 80 gün içinde İsrail ordusu 969 kez ateşkes, ihlal etti; bu ihlaller 418 Filistinlinin ölümüne ve 1.141’inin yaralanmasına yol açtı. İhlaller arasında sivillere yönelik 289 doğrudan ateş olayı, silahsız sivillere ve evlerine yönelik 455 bombardıman saldırısı, yerleşim bölgelerine yönelik 54 askeri baskın ve 162 konut ve sivil tesis yıkımı vakası bulunuyor.
İsrail, anlaşmayla kabul edilen insani yardım miktarının asgari seviyelerine uymadı. 80 gün içinde Gazze’ye yalnızca 19.764 yardım kamyonu giriş yaptı; kararlaştırılan 600 yerine günde ortalama 253 kamyon, yaklaşık yüzde 40 uyum oranı. Yalnızca 425 akaryakıt kamyonu girdi; kararlaştırılan 50 yerine günde ortalama beş kamyon. Medya Ofisi, gıda, ilaç, su ve yakıtta akut sıkıntılar olduğunu bildirdi.
Bu “ateşkes”, İsrail’in işgal altındaki topraklarda genişlemesi için bir çerçeve işlevi gördü. Savunma Bakanı İsrael Katz, İsrail’in Gazze’den “asla ayrılmayacağını” ve kuzey bölgelerini yeniden iskân edeceğini taahhüt etti. Maliye Bakanı Bezalel Smotriç, Filistin devletinin kurulmasını engellemek için Batı Şeria’nın yüzde 82’sinin ilhak edilmesini önerdi. Ekim’de İsrail parlamentosu (Knesset), bir ilhak tasarısını ilerletmeyi onayladı. Kapitalist medyanın Ortadoğu’da “barış” ilan ettiği koşullar bunlar.
Trump‑Netanyahu görüşmesi, Trump yönetiminin küresel askeri tırmanışının hızlandığı bir dönemde yapıldı. 9 Aralık’ta Trump, Politico’ya Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun “günlerinin sayılı olduğunu” söyledi ve ülkeye ABD askeri göndermeyi dışlamadı. Eylülden bu yana, ABD güçleri sivil teknelere yönelik 28 saldırıda en az 104 kişiyi öldürdü.
Trump yönetimi, Venezuela çevresinde, 1962 Küba Füze Krizi’nden bu yana Karayipler’deki en büyük ABD askeri seferberliğini yapmış durumda. Trump Venezuela petrol tankerlerine 16 Aralık’ta “tam ve eksiksiz” blokaj ilan etti ve ülkedeki “büyük bir tesisi” vurduğunu iddia etti. Yönetim, Washington’un “Batı Yarımküre’de Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etme” çabalarının bir parçası olarak, Maduro hükümetini devirmeyi ve Venezuela’nın petrol rezervlerini ele geçirmeyi amaçladığını açıkça ortaya koymuştur.
Demokratik Parti, Trump’ın küresel saldırganlığına daima olanak sağladı. Aralık ayında Temsilciler Meclisi’nde 115 Demokrat —Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Azınlık Denetçisi Katherine Clark ve Demokrat Grup Başkanı Pete Aguilar dahil— Trump’ın talep ettiğinden 8 milyar dolar fazla olmak üzere 901 milyar dolarlık savunma yetkilendirmesi lehine oy verdi. Yirmi yedi Senato Demokratı bunu destekledi. Nisan ayında Senato üyesi Demokratlar, İsrail’e silah satışlarını kısıtlamaya yönelik tasarıları ezici çoğunlukla reddetti. Her iki parti de aynı egemen sınıfın çıkarlarını temsil ediyor; siyaset kurumunun hiçbir fraksiyonu Amerikan militarizminin küresel genişlemesine karşı çıkmıyor.
Kapitalizm 2025 yılı boyunca soykırımı normalleştirdi. Kapitalist medya, bir halkın amansızca aç bırakıldığı, bombalandığı ve yerinden edildiği koşullar altında “barış” ilan etti.
Son iki yıl içinde milyonlarca insan Gazze soykırımına karşı kitlesel protestolara katılmak üzere sokaklara döküldü. Her kıtada yapılan gösteriler kıyımın sona erdirilmesini talep etti. Benzeri görülmemiş bu muhalefet patlamasına rağmen, kapitalist partiler soykırımı daha da normalleştirdiler. Protestolar görmezden gelindi, bastırıldı ve kriminalize edildi. Seçimler, lobicilik ve uluslararası hukuka başvurular gibi tüm çabalar siyaset kurumu üzerinde baskı kurmada başarısız oldu. Biden soykırım için silah sağladı; Trump ise soykırımı açıkça sahiplendi.
2025’ten çıkarılacak ders açıktır: Savaşa ve soykırıma karşı mücadele kapitalist egemenlik kurumları aracılığıyla yürütülemez. Gerekli olan, uluslararası işçi sınıfının bizzat kapitalist sisteme karşı bağımsız siyasi seferberliğidir.
Filistinlileri yok eden ile işçilerin yaşam standartlarına saldıran, demokratik hakları kaldırıp daha büyük savaşlara hazırlanan aynı egemen sınıftır. Gazze’deki soykırıma karşı mücadele, her ülkede sömürü ve eşitsizlik ile mücadeleden ayrılamaz. Kapitalist partilerden bağımsız örgütlenmiş ve sınırların ötesinde birleşmiş bir işçi sınıfı, barbarlığa gidişi durduracak tek toplumsal güçtür.
