Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya yasa dışı bir askeri saldırı düzenleyip Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırmasının ertesi günü, Trump yönetimi sadece Latin Amerika’ya değil, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’daki ülkelere de tehditler savurdu.
ABD Başkanı Trump, pazar günü The Atlantic’e verdiği demeçte, cumartesi günü geçici devlet başkanı olarak yemin eden Venezuela Devlet Başkanı Yardımcısı Delcy Rodríguez’in Maduro’dan “daha kötü” bir kaderinin olabileceği tehdidinde bulunarak şunları söyledi: “Eğer doğru olanı yapmazsa, çok büyük bir bedel ödeyecek. Muhtemelen Maduro’dan daha büyük bir bedel.”
Rodríguez’e yönelik tehdit, Trump’ın cumartesi günkü basın toplantısında Rodríguez’in ABD ile işbirliği yapmayı kabul ettiğini iddia etmesinden sadece birkaç saat sonra geldi. Rodríguez’in kamuoyuna yaptığı açıklamalar ise meydan okuyan bir nitelikteydi; ABD’nin operasyonunu “barbarlık” olarak nitelendirerek Maduro’yu Venezuela’nın “tek devlet başkanı” olarak tanımladı.
NBC’nin “Meet the Press” programına konuk olan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Küba’nın ABD’nin askeri operasyonlarının bir sonraki hedefi olacağını ima etti.
Küba’nın Trump yönetiminin “bir sonraki hedefi” olup olmadığı sorulduğunda Rubio, “Küba hükümeti çok büyük bir problem,” yanıtını verdi. Aynı soru tekrar sorulduğunda ise “Evet, başları büyük belada,” dedi.
Trump daha da ileri giderek, ABD’nin NATO müttefiki Danimarka’ya ait Grönland’ı ilhak etme tehdidini yineledi.
Trump, The Atlantic dergisine verdiği demeçte, “Grönland’a kesinlikle ihtiyacımız var. Savunma için ona ihtiyacımız var,” diyerek, adayı “Rus ve Çin gemileriyle çevrili” olarak niteledi. Venezuela’daki askeri operasyonun Grönland’ı ele geçirmek için güç kullanma niyetinin bir göstergesi olup olmadığı sorulduğunda Trump, bunu reddetmedi.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Danimarka topraklarını “ilhak etme hakkı” olmadığını söyledi. Grönland, Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölge ve adanın dış politikası ve savunması Danimarka’nın kontrolünde.
Pazar günü bir dizi sohbet programına katılan Rubio, ABD’nin Venezuela’da yeni seçimler yapılmasını istemediğini açıkça ortaya koydu. Rubio, yönetimin başlıca önceliğinin, dünyanın en büyük kanıtlanmış rezervleri olan Venezuela’nın petrol kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek olduğunu açıkladı.
CBS’nin “Face the Nation” programında sunucu Margaret Brennan, “Sizin ifadenize göre, 2024 seçimlerini María Corina Machado ve Edmundo González kazandı,” dedi ve Rubio’ya “Demokrasiye geçiş için bir mutabakat var mı?” diye sordu.
Rubio, seçimlerin “zamansız” olduğunu belirterek, “bizim için en önemli şey Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliği, emniyeti, esenliği ve refahıdır” dedi. Başka bir ifadeyle, Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, suç teşkil eden bir yağma operasyonunda “demokrasi”yi savunuyormuş gibi görünmeye bile tenezzül etmiyor.
Strateji, ekonomiyi boğma yoluyla şantaj yapmaktır. Rubio’nun “karantina” olarak adlandırdığı ABD deniz ablukası, Venezuela’nın petrol ihracatını engelleyerek hükümetin ana gelir kaynağını kesiyor. Rubio, Venezuela’nın kamulaştırılmış petrol sektörünü Washington’un dikte ettiği şartlar altında Amerikan şirketlerine açana kadar ablukanın devam edeceğini açıkladı.
Venezuela’ya yönelik saldırı, ABD’nin Çin ve Rusya’ya daha geniş kapsamlı meydan okumasının bir parçasıdır. Çin şu anda Venezuela’nın petrol ihracatının yüzde 80’ini satın alıyor. Washington, Venezuela’nın petrol sektörünün kontrolünü ele geçirerek rakiplerini önemli bir enerji kaynağından mahrum bırakmayı hedefliyor.
Rubio bu konuda şunları söyledi: “Çin neden onların petrolüne ihtiyaç duyuyor? Rusya neden onların petrolüne ihtiyaç duyuyor? İran neden onların petrolüne ihtiyaç duyuyor? Onlar bu kıtada bile değiller. Burası Batı Yarımküre. Burası bizim yaşadığımız yer ve Batı Yarımküre’nin ABD’nin düşmanları, rakipleri ve hasımlarının operasyon üssü olmasına izin vermeyeceğiz.”
Cumhuriyetçi Senatör Tom Cotton daha da sert konuştu: “Delta Force Nicolás Maduro’yu yakaladığında neredeydiler? Hiçbir yerde yoklardı. Açıkçası, Çin ve Rusya’nın haziran ayında İran’da yaptığı da aynı şeydi. Biz İran’a saldırdık. Çin ve Rusya hiçbir şey yapmadı. Kıllarını kıpırdatmadılar. Bu durum, Amerika Birleşik Devletleri’nin hâlâ dünyanın baskın süper gücü olduğunu hatırlatıyor.”
Cumartesi günkü saldırıdan bu yana yaşanan olaylar, bu çatışmanın daha geniş bir savaşa doğru tırmandığını açıkça ortaya koydu. Rubio’nun ABC’nin “This Week” programında tekrarladığı, bunun bir savaş değil “bir kolluk operasyonu” olduğu iddiası tamamen saçmadır.
Saldırıda —asker ve sivil— 80 Venezuelalı öldürüldü. ABD güçleri, Venezuela’nın en büyük askeri üssünde en az beş binayı yıktı. Amerikan savaş gemileri ülkenin limanlarını ablukaya aldı. Egemen bir ulusun devlet başkanı kaçırıldı ve Brooklyn’deki bir hapishanede tutuluyor. Ve Trump yönetimi şimdi açıkça cinayet, ilhak ve birçok kıtada daha fazla askeri saldırı tehdidi savuruyor.
Bu eylemler tamamen yasa dışıdır. Venezuela’ya yönelik askeri saldırı, “herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanımı veya güç kullanma tehdidi”ni yasaklayan BM Şartı’nın 2(4) maddesini ihlal etmektedir. Deniz ablukası, BM Genel Kurulu’nun 3314 Sayılı Kararı uyarınca bir saldırı eylemi teşkil etmektedir. Bu kararda, “bir devletin limanlarının veya kıyılarının başka bir devletin silahlı kuvvetleri tarafından ablukaya alınması” açıkça saldırı olarak listelenmiştir. Venezuela’nın petrol kaynaklarının ele geçirilmesi, uluslararası insani hukuk uyarınca yağma teşkil etmektedir. Bu eylemlerin hiçbiri BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmamıştır ve hiçbiri, fiili bir silahlı saldırı gerektiren 51. maddenin meşru müdafaa şartlarını karşılamamaktadır.
Demokratik Parti, Venezuela’nın petrol kaynaklarını ele geçirmeyi amaçlayan bu suç niteliğindeki saldırı savaşına hiçbir şekilde karşı çıkmıyor. Kongre’deki Demokratlar, yönetimin saldırı gerekçelerini kabul ederken, kendilerini usule ilişkin şikayetlerle sınırladılar.
Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, “Açıkça söyleyeyim, Maduro gayrimeşru bir diktatördür,” diye buyurduktan sonra savaşın “bundan sonra ne olacağına dair inandırıcı bir plan olmadan” ve Kongre’ye yeterli brifing verilmeden başlatıldığından şikâyet etti.
Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries aynı senaryoya sadık kalarak, “Maduro’nun kötü bir adam olduğunu ve ordumuzun kesinlikle inanılmaz olduğunu herkesin kabul ettiği bir coşku dönemindeyiz,” dedi. Jeffries de yönetimin saldırı için öne sürdüğü sahte gerekçeyi tamamen kabul ederek Maduro’nun “meşru hükümet başkanı olmadığını” ilan etti ve Trump’ı sadece “Kongre’yi uygun şekilde bilgilendirmemekle” eleştirdi.
İşçi sınıfı, bu savaşa karşı çıkmak için egemen sınıfın hiçbir hizbine güvenemez. Muhalefet, aşağıdan, ABD, Venezuela ve uluslararası işçi sınıfının emperyalist saldırganlığa karşı bağımsız seferberliği biçiminde gelmelidir.
