Perspektif

Minneapolis’te ICE cinayeti: Trump’ın savaşı eve geliyor

Minneapolis'te federal kolluk güçlerinin ateş açtığı olay yerinde kolluk görevlileri çalışırken ön camda bir kurşun deliği görülüyor, 7 Ocak 2026 Çarşamba. [AP Photo/Tom Baker]

Çarşamba sabahı Minneapolis’te Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı’ndan (ICE) bir ajanın Renee Nicole Good’u öldürmesi, güpegündüz işlenen kasıtlı bir cinayettir. 37 yaşındaki kadın şair, ABD vatandaşı ve üç çocuk annesi Good, şehrin güneyindeki Portland Caddesi’nde federal ajanların oluşturduğu kalabalıktan uzaklaşmaya çalışırken, şehirde görevli binlerce ajandan biri olan isimsiz ajan, yakın mesafeden yüzüne üç el ateş etti.

Video kayıtları, Good’un federal araçların geçmesi için işaret yaptığını ve herhangi bir operasyonu engellemediğini gösteriyor. Ajanlar aracına yaklaştığında, Good geri geri giderek uzaklaşmaya çalışıyor. Bir ICE ajanı aracın önüne çıkıp ön camdan bir el ateş ediyor. Good uzaklaşırken, aynı ajan, sürücü tarafındaki camdan yakın mesafeden iki el daha ateş ediyor.

Ateş açıldıktan sonra ajanlar, bir doktorun yardım etmesine izin vermediler, ambulansın olay yerine ulaşmasını engellediler ve toplananları ve gazetecileri şiddetle bastırdılar.

Cinayet mahalli, Mayıs 2020’de George Floyd’un Minneapolis polisi tarafından boğularak öldürüldüğü yerden sadece bir buçuk kilometre uzaktaydı. Floyd cinayeti, polis şiddetine karşı uluslararası ölçekte kitlesel protestolara yol açmıştı. Floyd’un ölümü gibi, Renee Good’un öldürülmesi de şok ve öfkeyle çığlık atan ve ICE haydutlarını “katil” olarak kınayan onlarca görgü tanığı tarafından kaydedildi.

Trump yönetimi yetkilileri, milyonlarca insanın sosyal medyada izledikleri videolardan öğrendiklerini inkâr etmek amacıyla, olaya bir dizi yalanla yanıt verdiler. Faşist Stephen Miller ve İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, Good’u “iç terörist” olmakla suçladı. Trump, cinayetin “meşru müdafaa” olduğunu iddia eden bir açıklama yaptı ve video görüntüleriyle doğrudan çelişerek, Good’un “ICE memurunu şiddetle, kasten ve acımasızca ezdiğini” iddia etti.

Beyaz Saray’daki suç çetesi, ABD halkından açık bir nefretle söz ediyor. Herkes, ICE’nin bir noktada birini öldüreceğini biliyordu; bu sadece zaman meselesiydi. Üstelik Renee Nicole Good sonuncu olmayacaktır. Doğrusu, Good’un ölümü, Trump yönetiminin ülke genelinde şehirlerde başlattığı ve diktatörlük için daha geniş bir komplonun mızrak başı olan kitlesel paramiliter seferberliğin amaçlanan sonucudur.

Minneapolis’teki devlet cinayeti, ABD komandolarının Venezuela’nın başkenti Karakas’a baskın düzenleyip ülkenin Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini kaçırması ve orada çok sayıda Venezuelalıyı öldürmesinden sadece dört gün sonra geldi. Trump yönetiminin uluslararası gangsterliği ile büyük bir şehrin sokaklarında bir Amerikan vatandaşının öldürülmesi arasında doğrudan bir bağlantı bulunmaktadır.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, Venezuela’ya yönelik saldırı üzerine açıklamasında şöyle yazmıştı: “Yurt dışında yeni sömürgeci tahakküm dayatabilmek için yönetim aynı zamanda yurt içinde kitlesel muhalefetin üstesinden gelmek zorunda kalacak. Bu stratejinin kaçınılmaz felaketleri, uluslararası düzeyde ve ABD içinde daha büyük bir şiddetle karşılanacaktır.” Bu uyarı, Minneapolis sokaklarında artık doğrulanmış durumda.

Trump yönetimi, Batı Yarımküre’yi, Amerikan emperyalizminin dünyadaki başlıca rakiplerine; Çin, Rusya, İran ve Avrupalı emperyalist devletlere karşı askeri güce başvurmak için bir üs olarak kullanmak istiyor. Trump, Renee Good’un öldürülmesinden sadece birkaç saat sonra, bu yıl askeri bütçeyi yüzde 50 artırarak 1,5 trilyon dolara çıkarmak istediğini ilan etti. Bu, eğitim ve sağlık hizmetlerinden sosyal güvenliğe kadar sosyal yardımlarda daha da çarpıcı kesintiler yapılmasını gerektirecek.

Bu tür politikalar demokratik yollarla uygulanamaz. Bu nedenle Trump, İç Güvenlik Bakanlığına (DHS) ve onun Gestapo benzeri paramiliter güçleri olan ICE ve Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) teşkilatlarına para akıtıyor ve adından başka her şeyiyle toplama kampı olan göçmen gözaltı tesislerinin kapasitesini iki katına çıkarmayı planlıyor. Bu tür önlemler sadece göçmenlere karşı değil, işçiler ve gençlerin tüm muhalefetine karşı da alınacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri, diktatörlük kurmak için görevdeki başkan tarafından düzenlenen bir darbenin ortasında bulunuyor. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, ICE cinayetine yanıt olarak, Trump yönetiminin gerekçelerini “saçmalık” olarak nitelendirdi ve Beyaz Saray’ın “şehrimizde askeri işgal yaratabilecekleri” koşullar oluşturmaya çalıştığını söyledi.

Minnesota Valisi Tim Walz ise eyalete topyekûn bir federal askeri müdahale tehlikesi olduğunu kabul etti. Eyaletine gönderilen 2.000’den fazla federal ajanın geri çekilmemesi durumunda, Minnesota Ulusal Muhafızlarına konuşlanma emrine hazır olmaları için bildirimde bulunduğunu söyleyen Walz, “Federal hükümetimizle hiç savaşmadık,” dedi.

Ancak Walz, federal hükümetin Minnesota ile savaş halinde olduğunu açıkça ima etti. ICE cinayetine öfkelenenlere şiddetten kaçınmaları için çağrıda bulunarak, “Minnesotalılar tuzağa düşmeyin... Onların İsyan Yasası’nı yürürlüğe koymalarına izin vermeyin. Sıkıyönetim ilan etmelerine izin vermeyin,” dedi.

Oysa Trump yönetimi tam da bunu yapıyor. Demokratlar, gelişmekte olan bir diktatörlük karşısında “ihtiyatlı olun” tavsiyesinde bulunuyorlar, sanki Beyaz Saray, halk onu kışkırtacak hiçbir şey yapmazsa suç oluşturan komplolarını durduracakmış gibi.

Walz bu hafta, kendi yeniden seçilme kampanyasını bıraktığını açıkladı ve Minneapolis ve St. Paul şehirlerindeki Somalili göçmenlere yönelik iftiraları ve yalanları kabul ederek, hatta teşvik ederek teslim oldu. Demokratik Parti, Amerikan halkının demokratik haklarını savunmak için hiçbir şey yapmayacaktır. Bu parti, 6 Ocak 2021’de Trump’ın ilk darbe girişiminden sorumlu tutulmasını reddetmiş ve sağcı, şirket yanlısı politikaları, Trump’ın ABD Anayasası’nı parçalamaya çalışmasından dört yıl sonra yeniden iktidara gelmesinin önünü açmıştır.

Bu güçsüzlüğün açık sınıfsal nedenleri vardır: Demokratlar, tıpkı Cumhuriyetçiler gibi, Amerikan emperyalizminin küresel çıkarlarını ve mali oligarşinin iktidarını savunan kapitalist egemen seçkinlerin partisidir.

Ülke genelinde öfke artarken Minneapolis’teki ICE cinayetine karşı ABD genelinde protestolar düzenlendi. Protestoların amacı, bu suçları düzenleyen gangsterlere politikalarını değiştirmeleri için çağrıda bulunmak olamaz. Demokratik hakları savunma mücadelesi, işçi sınıfına dayanmalıdır. Sınıfsal çıkarları oligarşiye ve onun demokratik haklara saldırısına karşı çıkmaya uygun olan sosyal güç odur.

Sosyalist Eşitlik Partisi, Renee Nicole Good cinayetine karşı protestolar için aşağıdaki talepleri ve programı önermektedir:

  • Renee Nicole Good cinayetinden sorumlu olanlar derhal tutuklanıp yargılansın.
  • ICE, CBP ve DHS güçleri Minneapolis ve diğer tüm şehirlerden çekilsin.
  • Göçmen topluluklarını terörize eden bu Gestapo teşkilatları lağvedilsin.
  • ICE gözetiminde tutulan tüm tutsaklar derhal serbest bırakılsın ve tüm baskın, iade ve sınır dışı işlemlerine son verilsin.
  • Tüm göçmen işçiler ve aileleri için tam yasal haklar ve koruma sağlansın.

Bu talepler, kitlesel sosyal mücadeleden başka bir yolla gerçeğe dönüştürülemez. Olayların mantığı, kaçınılmaz bir şekilde, Trump rejimine karşı bir genel greve doğru ilerliyor. Bu, baskı ve sömürü mekanizmasını durdurmak için her sektörden işçilerin kitlesel ve koordineli müdahalesi demektir.

Minneapolis’in, işçilerin, şirketlerin ve devletin acımasız baskı harekâtıyla yüzleşip onu yenilgiye uğrattığı tarihi 1934 genel grevinin sahnesi olduğu unutulmamalıdır. Polis grevdeki Teamsters üyesi taşımacılık işçilerine ateş açarak Henry Ness ve John Belor’u öldürdüğünde, işçiler silahlı savunma ekipleri kurarak sokakları temizlediler ve polisi geri püskürttüler. Genel grev, üç yıl sonra yapılan oturma grevleri de dahil olmak üzere, ülke çapında bir sınıf mücadelesi dalgasını tetikledi. Sosyalistlerin, özellikle de Troçkist hareketin önderliğinde yürütülen bu mücadeleler, CIO’nun kitlesel sanayi örgütlerini ortaya çıkardı.

Teamsters gibi sendikalar, bu büyük sınıf mücadeleleri içinde inşa edilmiş olsalar da uzun zamandır işçilere değil, şirketlere hizmet eden bürokratik kabuklardan ibaret hale gelmişlerdir. Ancak Amerikan toplumundaki büyük sınıfsal bölünme sadece devam etmekle kalmamış, eşi görülmemiş boyutlara ulaşmıştır.

Sosyalist Eşitlik Partisi, fabrikalarda, işyerlerinde, lojistik merkezlerinde, okullarda, hastanelerde ve mahallelerde işçi sınıfının taban komitelerinin sistematik olarak geliştirilmesini önermektedir. Bu tür örgütlenmeler, sendikal bürokrasinin hakimiyetini kırabilir, mücadeleleri sektörler, bölgeler ve ulusal sınırlar ötesinde birleştirebilir ve siyasi baskıya maruz kalan göçmenleri ve diğer grupları savunabilirler.

Trump, diktatör olarak hüküm süreceğini ilan etmiştir ve hükümeti, hem Venezuela halkına ve diğer ülkelere hem de kendi ülkesindeki Amerikan halkına karşı suçlu bir mafya gibi davranmaktadır.

Trump yönetimi, onu iktidara taşıyan kapitalist oligarşinin siyasi temsilcisi olarak hareket etmekte ve kapitalist oligarşi adına konuşmaktadır, çünkü bu oligarşinin çıkarları artık yasal veya demokratik yollarla güvence altına alınamaz.

Demokratik hakları savunma mücadelesi, bu oligarşiye ve onun savunduğu kapitalist sisteme karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Her temel hak —ifade ve protesto özgürlüğü, devlet şiddetinden veya sınır dışı edilmekten korkmadan yaşama ve çalışma hakkı, sağlık, barınma, eğitim ve insana yakışır bir yaşam standardı hakkı— sömürüye ve özel kâra dayalı bir toplumsal düzenle doğrudan çelişmektedir. İleriye doğru tek geçerli yol, sosyalizm için işçi sınıfının bağımsız bir siyasi hareketini inşa etmekten geçmektedir.

Loading