Perspektif

Trump’ın Minneapolis işgalini durdurmak için genel greve!

14 Ocak 2026 Çarşamba günü Minneapolis'te ateş açılmasının ardından federal kolluk kuvvetleri protestocuların önünde duruyor. [AP Photo/John Locher]

Salı günü Minneapolis, Minnesota’daki sendika şubeleri ve yerel örgütlerden oluşan bir koalisyon, Renée Nicole Good’un öldürülmesine ve Trump’ın Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nın (ICE) şiddet eylemlerine karşı 23 Ocak Cuma günü bir günlük genel greve gitme ve eyalet çapında ekonomiyi durdurma çağrısında bulundu.

Sosyalist Eşitlik Partisi bu eylemi desteklemekte ve işçileri, öğrencileri ve gençleri mümkün olduğunca geniş bir katılım sağlamaya çağırmaktadır. İş bırakma çağrısı, şehirlerinin paramiliter güçlerce işgaline öfke duyan Minnesota’daki emekçilerin giderek artan basıncı altında ortaya çıktı. Protestolar, Good’un acımasızca öldürülmesinden bu yana 10 gündür devam ediyor. Kısa süre önce yayınlanan raporlara göre Good, ICE yetkililerinden uzaklaşırken iki kez göğsünden ve bir kez de kolundan vuruldu.

Genel grev çağrısı, Minneapolis’te ICE’ın terör rejimine karşı mücadelede önemli bir adım olabilir. Ama bu eylem, şehirde, eyalette ve ülke genelinde Trump yönetimine karşı işçi sınıfının daha geniş çaplı bir seferberliğinin başlangıcı olarak düşünülmelidir.

Eylem çağrısı, Trump’ın Minnesota’da İsyan Yasası’na başvurma tehdidinin ardından geldi. Bu yasaya başvurulması, diktatörlük kurma komplosunda niteliksel bir tırmanış olur.

Trump, Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda, ICE’ın Good’u öldürmesi üzerine patlak veren protestolara yanıt olarak, eyalet yetkilileri “profesyonel ajitatörlerin ve isyancıların ICE’ın Vatanseverlerine saldırmasını engellemezse”, “İSYAN YASASI’NI yürürlüğe koyacağını ve bir zamanlar büyük olan bu Eyalette yaşanan saçmalığa hızla son vereceğini” açıkladı.

Trump rejimi protestoları ve halk direnişini “isyan” olarak nitelendirerek yaygın şiddete zemin hazırlıyor. İsyan Yasası, Posse Comitatus Yasası’nı geçersiz kılarak, başkana ABD ordusunu seferber etme yetkisi vermektedir. Trump’ın, eyaletten herhangi bir talep yokken ve dahası barışçıl protestolara cevaben, Minnesota halkına karşı İsyan Yasası’na başvurma tehdidi açıkça yasa dışıdır.

Çarşamba akşamı Demokrat Vali Tim Walz’ın yaptığı sıra dışı açıklamada, yaşanan çıplak gerçeklik kabullenildi. Vali, eyaletteki gelişmeler için “inanılır gibi değil,” dedi ve ekledi: “Haberler, federal hükümetten toplumumuza gelen kaos, kargaşa ve travmanın boyutunu tam olarak yansıtmıyor.”

Walz, eyalet genelinde “iki ila üç bin silahlı federal hükümet ajanı”nın görevlendirildiğini, bunların kapı kapı dolaşarak “ABD vatandaşları da dahil olmak üzere insanları ayrım gözetmeksizin durdurup kimliklerini görmek istediklerini” ve “pencereleri kırıp hamile kadınları sokakta sürüklediklerini, Minnesotalıları yakalayıp sivil kamyonetlere attıklarını, hiçbir uyarı ve yasal süreç olmaksızın masum insanları kaçırdıklarını” söyledi.

Walz, operasyonu “kendi federal hükümetimizin Minnesota halkına karşı düzenlediği organize bir vahşet harekâtı” olarak nitelendirdi. Trump’ın “intikam ve hesaplaşma günü geliyor” şeklindeki faşist tehdidini aktaran vali, “Bu, eyalet halkına yönelik doğrudan bir tehdittir,” dedi.

Walz’ın Minneapolis’teki durum hakkında söyledikleri doğrudur. Ancak söylediklerinde tamamen eksik olan şey, Trump’ı ve ICE’ı durdurmaya yönelik ciddi bir stratejidir. Walz “mahkemelerde ve sandıkta” mücadele etmekten bahsediyor ancak Trump, otoritesine meydan okuyan herhangi bir yasal kararı görmezden geleceğini çoktan açıkça belirtti. Dahası, Yüksek Mahkeme, 2024 yılında Trump’ın başkan olarak yaptığı “resmi işlemler” nedeniyle yargılanamayacağına hükmeden faşistler ve gericilerden oluşan bir çetenin denetimi altında bulunuyor.

Seçimlere gelince, Trump 2026 ara seçimlerini iptal etmek veya geçersiz kılmak ya da -eğer yapılırsa- sıkıyönetim koşulları altında yaptırmak için açık tehditlerde bulunuyor. Perşembe günü yayımlanan bir Reuters röportajında Trump, “seçim yapmamıza bile gerek kalmayacak kadar” çok şey başarmış olduğunu ilan etti.

Bloomberg çarşamba günü, yönetimin ulusal bir seçmen veri tabanı oluşturduğunu ve eyaletlerden Sosyal Güvenlik numaraları ve ev adresleri dahil olmak üzere eksiksiz seçmen listelerini teslim etmelerini talep ettiğini bildirdi. Bu altyapı kurulduğunda, ICE ajanları, seçmenleri “doğrulamak”, seçime katılımı baskılamak, işçi sınıfını ve göçmen toplulukları sindirmek için oy verme yerlerine gönderilebilir.

Bu ayın başında Washington’un Venezuela’yı istila etmesini açıklarken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio açıkça şöyle dedi: “[Trump] bir şey yapacağını söylüyorsa, bunda ciddidir.” Aynı mantık şimdi Trump’ın İsyan Yasası’nı yürürlüğe koyma, seçimleri iptal etme ve sıkıyönetim ilan etme tehditleri için de geçerlidir.

Minneapolis’te ve diğer yerlerde, polis devleti işgaline ve Trump’ın yapmakta olduğu darbeye karşı büyük bir muhalefet var. Good’un öldürülmesinden bu yana geçen hafta boyunca, her gün gösteriler, lise boykotları ve geniş kesimlerin katıldığı protesto ve direniş eylemleri düzenlendi.

Ama direniş ancak tüm zenginliği üreten ve toplumu durdurma gücüne sahip olan devasa sosyal gücün, yani işçi sınıfının aktif seferberliğine dayandığında başarılı olabilir. Gerekli olan, Demokratik Parti’nin mücadele etmeme ve işbirliği politikasından koparak, kitlesel ve bağımsız bir işçi hareketinin örgütlenmesine yönelmektir.

23 Ocak’ta çağrısı yapılan eylemin önemi buradadır. Dünya Sosyalist Web Sitesi, Minneapolis’in işgaline yanıt olarak bir genel grev hareketi ihtiyacını defalarca dile getirmiştir. Ancak genel grev, sembolik bir protesto veya tüketici boykotu değildir. Üretim ve ekonomik faaliyetin tamamen durdurulması anlamına gelir.

İşçiler, vali tarafından atanmış Metropolitan Konseyi’nin yaptığı, greve katılımın, kamu çalışanları yasaları ve toplu iş sözleşmeleri tarafından yasaklandığı şeklindeki tehditleri reddetmelidir. Trump yönetimi, açıkça yasal sınırların dışında hareket etmektedir. Demokratik hakların savunulması, sendikal aygıtın sınıf mücadelesini bastırmak için kabul ettiği sözleşme ayrıntılarına tabi tutulamaz.

Tüm işçi sınıfı seferber edilmelidir. Bir dizi sendika şubesi 23 Ocak gösterisine desteğini açıklarken, Demokratik Parti ile yakın bağları olan Minnesota AFL-CIO şu ana kadar bunu yapmamıştır. Renée Nicole Good’un öldürülmesinin ardından, eyaletteki sendika federasyonu “şok, üzüntü ve öfke” duyduğunu belirten bir açıklama yaptı ama herhangi bir eylem çağrısında bulunmadı. Bunun yerine, işçilere “kapsamlı bir soruşturma”ya ve “seçilmiş yetkililere” yapılan başvurulara güvenmeleri söylendi.

Minnesota AFL-CIO Başkanı Bernie Burnham, perşembe günü WSWS’ye verdiği demeçte, bir grev hakkında veya 23 Ocak eylemine destek verme konusunda herhangi bir açıklama yapmak için önce yönetim kuruluna danışması gerektiğini söyledi.

Sosyalist Eşitlik Partisi, işçileri her işyerinde, okulda ve mahallede taban komiteleri kurarak bağımsız örgütlenmeye çağırıyor. İşçilerin mücadelesi, Trump’a karşı gerçek bir mücadeleye karşı olan Demokratik Parti’nin veya sendikal aygıtın faaliyetlerine tabi kılınamaz.

İşçiler, sendikalı olsun ya da olmasın, her fabrika, okul, depo, ambar ve işyerinde derhal acil durum toplantıları düzenlemelidir. Bu toplantılarda işçiler, mücadelenin ve halkın savunulmasının koordinasyonunu ve yönlendirilmesini üstlenecek taban komiteleri oluşturmak üzere temsilciler seçmelidir.

Süresiz grev eylemini onaylayan kararlar alınmalıdır. Bu kararlar, Renée Nicole Good’un katilinin tutuklanması ve yargılanması; ICE, CBP ve DHS güçlerinin derhal geri çekilmesi; göçmenleri terörize eden bu paramiliter kurumların lağvedilmesi ve ICE gözetiminde tutulan tüm tutsakların derhal serbest bırakılması dahil bir dizi somut talebi içermelidir.

Bu taban örgütlerini sektörler ve bölgeler arasında birbirine bağlamak için koordinasyon komiteleri kurulmalı ve kitlesel ölçekte ortak eylem için gerekli yapılar oluşturulmalıdır.

Bu tür bir hareketin şehir tarihinde güçlü bir emsali bulunmaktadır. 1934 yılında Minneapolis, Troçkist militanlar ve Teamsters sendikası önderliğinde, Amerikan tarihinin en militan ve önemli genel grevlerinden birine sahne oldu. İşçiler, Vatandaşlar Birliği, Ulusal Muhafızlar ve polisin baskısına meydan okudular. Ateş açılmasına ve sıkıyönetim uygulanmasına rağmen kesin zaferler elde ettiler ve ülke çapında işkolu sendikacılığının temellerini attılar.

Bugün durum daha da acildir. İşçiler sadece işveren örgütleri ve Ulusal Muhafızların baskısıyla değil, faşist bir başkanla, devletin paramiliter güçleriyle ve yurt içinde ve yurt dışında tırmanan bir savaşla karşı karşıyalar.

Minnesota, Walz’ın çarşamba günü yaptığı açıklamada iddia ettiği gibi bir “ada” değildir. Minneapolis’te olanlar, diktatörlüğü dayatmak için daha geniş bir komplonun mızrak başıdır. Trump, demokratik yönetim biçimlerini ortadan kaldırmaktan olan kapitalist oligarşinin siyasi aracı olarak konuşup hareket etmektedir. Wall Street ve ordu-istihbarat aygıtının partisi olan Demokratik Parti, bu tehlikeye karşı çıkan herhangi bir gerçek hareketin gelişimine karşıdır.

Minneapolis’te ortaya çıkan grev hareketi, ülke çapında ve uluslararası alanda genişletilmelidir. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), böyle bir küresel karşı hücum için gerekli yapı ve liderliği sağlamak üzere kurulmuştur. TK-Uİİ faşizme ve diktatörlüğe karşı muhalefeti, işçi sınıfının savaşa, işten çıkarmalara, enflasyona ve sosyal sefalete karşı mücadelesiyle birleştirmek için mücadele etmektedir.

Sosyalist Eşitlik Partisi, tüm işçileri her işyerinde ne yapılması gerektiği konusunda ciddi bir tartışma başlatmaya çağırıyor. Durum acildir. İleriye giden yol, mahkemelere başvurmaktan veya bir sonraki seçimi beklemekten değil, işçi sınıfının bağımsız siyasi seferberliğinden geçmektedir.

Loading