Perspektif

Minneapolis’e asker gönderilmesine hayır! Trump’ın darbesine karşı genel greve!

Florida'nın Palm Beach kentindeki Mar-a-Lago malikanesine gitmekte olan Donald Trump (solda), 16 Ocak 2026 Cuma günü, Maryland'deki Joint Base Andrews'da Marine One'dan Air Force One'a yürürken, kendisine 89. Hava Nakliye Kanadı Komutanı Hava Kuvvetleri Albay Christopher M. Robinson (sağda) eşlik ediyor. [AP Photo/Luis M. Alvarez]

2026 yılının daha üçüncü haftasına girmeden, Trump yönetiminin hem uluslararası alanda hem de ABD içinde şiddetinin ve suçlarının olağanüstü arttığına tanık olundu.

Yıl, Venezuela’nın yasa dışı istilası ve ülkenin Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasıyla başladı. Bu, ülkenin petrol kaynaklarının kontrolünü ele geçirmeyi amaçlayan açık bir emperyalist saldırı eylemiydi. Bunu, İran’ı bombalama tehditleri, Grönland’ı askeri güçle ilhak etme tehditlerinin yinelenmesi ve en son Kanada da dahil olmak üzere ABD’nin geleneksel müttefiklerine yönelik giderek daha saldırgan bir retorik izledi.

Şimdi Trump yönetimi, şiddet ve baskı aygıtını içe doğru çeviriyor. Hafta sonu Pentagon, Alaska’da konuşlanmış ve Minnesota’nın dondurucu kışında operasyon yapmaya hazır olan 11. Hava İndirme Tümeni’ne bağlı 1.500 askere alarm verildiğini doğruladı. Basının sorularına yanıt olarak e-posta ile gönderilen bir açıklamada, Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, “Savaş Bakanlığı, talep edildiğinde başkomutanın emirlerini yerine getirmeye her zaman hazırdır,” diye yazdı.

Trump yönetimi, fiilen Amerikan halkına savaş açıyor. Minneapolis halkına karşı planlanan askeri müdahale ve Trump’ın İsyan Yasası’nı yürürlüğe koyma tehdidi, başkanlık diktatörlüğü kurmak için devam eden komploda büyük bir tırmanışı temsil ediyor.

Bu olağanüstü şiddet ve baskıya ne yön veriyor? Yalnızca Trump’ın kötü niyetli kişiliğiyle açıklanamayacak olan bu durum, Amerikan kapitalizminin derin ve hız kazanan krizine egemen sınıfın verdiği tepki olarak anlaşılmalıdır. Bu, sürdürülemez seviyelerdeki borç, doların küresel konumuna yönelik tehditler ve savaş sonrası düzenin giderek bozulmasıyla kendini göstermektedir. Yurt içinde ise işçiler ve gençler arasında Trump’ın sözcülüğünü yaptığı ve adına hareket ettiği oligarşiye karşı kitlesel öfke büyümektedir.

Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nın (ICE) Renee Nicole Good’u öldürmesinin ardından patlak veren toplumsal muhalefete yanıt olarak, Trump rejimi şiddetini tırmandırmaya hazırlanıyor. Pentagon, 11. Hava İndirme Tümeni’ni seferber etmenin yanı sıra, 200 Teksas Ulusal Muhafız askerini, ordu kuvvetlerini desteklemek üzere Minnesota’ya sevk edilmeye hazır olmaları için uyardı.

FBI Direktörü Kash Patel ve ABD Adalet Bakanı Yardımcısı Todd Blanche cuma günü Minneapolis’i ziyaret etti. Basında yer alan haberlere göre Patel, ülke genelindeki FBI ajanlarına Minneapolis’e geçici olarak gönderilmek üzere gönüllü olmaları için çağrıda bulunmuştu.

Blanche ise geçen hafta yaptığı olağandışı bir açıklamada, Minnesota Valisi Tim Walz (eski başkan yardımcısı adayı) ve Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey’in (her ikisi de Demokratik Partili) “terörizm” suçu işlediklerini iddia etti ve Walz ve Frey’e gönderdiği mesajda, “gerekli her türlü yolu kullanarak terörizminizi durdurmaya odaklandığını” ilan etti. Adalet Bakanlığı, federal göçmenlik yasalarının uygulanmasına “müdahale ettikleri” suçlamasıyla her ikisi hakkında da cezai soruşturma başlattı.

Pazar sabahı birkaç röportaj programına katılan Frey, Trump’ın kasıtlı olarak şiddeti kışkırttığını ve bunu İkiz Şehirleri (St. Paul ve Minneapolis) askeri işgal için bir bahane olarak kullanmayı umduğunu söyledi. Frey, CNN’de State of the Union programının sunucusu Jake Tapper’a, “Bunu yüksek sesle söylememiz çok tuhaf, Jake. Kendi federal hükümetimiz tarafından işgal edileceğimizi milyon yıl düşünmezdim,” dedi.

Frey, “burada yargı sisteminin gerekli denetim ve dengeyi sağlamak için üzerine düşeni yapacağını umduğunu” da sözlerine ekledi. Bu, bir çıkmaz sokak ve bir oyalama taktiğidir. Özellikle nihai yargı otoritesi olan Yüksek Mahkeme aşırı sağın sıkı kontrolü altındadır (üç hâkim, bizzat Trump tarafından atanmıştır).

Minneapolis’teki sendika şubeleri ve toplum örgütlerinden oluşan bir koalisyonun 23 Ocak’ta şehir genelinde bir günlük greve gitme çağrısı, işçiler, gençler ve geniş halk kitlelerinin federal ICE işgaline karşı kitlesel eylem yapma yönündeki artan baskısına yanıt olarak geldi.

Ancak AFL-CIO’nın Minnesota şubesi ve ulusal merkezi dahil olmak üzere büyük sendika federasyonları grevi desteklemeyi reddetti ve birçok yerel sendika lideri genel grev lehine artan duyarlılığa karşı koymaya çalışıyor.

Minnesota Hemşireler Birliği (MNA), cumartesi günü yaptığı açıklamada, hemşirelerin “bakıcı ve hasta savunucuları olarak benzersiz ve önemli bir role sahip oldukları” şeklindeki hileli gerekçeyle, üyelerine “sözleşmelerindeki grev yapmama hükümlerine uyma ve planlandığı gibi işe gitme” çağrısında bulundu. Bu açıklama, 15.000 hemşirenin New York’ta grevde olduğu ve 31.000 hemşirenin Batı Yakası’nda hastalarının sağlık hizmetlerini savunmak için grev hazırlığı yaptığı bir dönemde geldi.

Walz ve Frey, Minneapolis’in işgali ve iç savaş tehlikesi konusunda uyarılar yayınlarken, bir bütün olarak Demokratik Parti Trump yönetiminin hızlanan darbesini durdurmak için hiçbir şey yapmıyor. Her şeyden çok tabandan bir kitlesel muhalefetin ortaya çıkmasından korkan bu parti, Trump’ın icraatlarına yönelik öfkeyi seçim siyaseti çıkmazına yönlendirmeye çalışıyor.

Demokrat Parti’nin sözde sol kanadını temsil eden Senatör Bernie Sanders, yakın zamanda yayınladığı bir video açıklamasında, ABD’nin “benzeri görülmemiş ve tehlikeli bir dönem” yaşadığını ve Trump’ın “bizi otoriter bir topluma doğru götürdüğünü” itiraf etti. Ama Sanders, 23 Ocak için Minneapolis’te çağrısı yapılan bir günlük genel grev hakkında hiçbir şey söylemedi. Bunun yerine, Demokratik Parti’nin standart senaryosuna geri döndü: “göç reformu” için boş vaatler ve her şeyden önce, 10 ay sonra yapılacak olan 2026 ara seçimlerine odaklanma.

Ne var ki, seçimlerin 10 ay sonra yapılacağını veya yapılsa bile demokratik normlara benzer koşullarda yapılacağını varsaymak için hiçbir dayanak yoktur. Yönetim, seçmenleri sindirmek, muhalefeti suçlu ilan etmek ve “isyan” ve “terörizm” bahanesiyle yurt içinde silahlı kuvvetleri konuşlandırmak için hukuki, polisiye ve askeri altyapıyı oluşturmaktadır.

Sosyalist Eşitlik Partisi, 23 Ocak’ta işçilerin ve gençlerin mümkün olan en geniş çapta seferber olması çağrısında bulunuyor. İsyan Yasası’nı yürürlüğe koymak ve aktif görevdeki askerleri büyük bir Amerikan şehrine göndermek için yapılan hazırlıklar, diktatörlüğe doğru gidişte tarihi bir tırmanışı temsil ediyor. Buna, işçi sınıfının kitlesel, bağımsız eylemi ve Minneapolis’te ve ülke genelinde gerçek bir genel grev hareketinin geliştirilmesi ile cevap verilmelidir.

Bu, her işyerinde, okulda ve mahallede derhal taban komiteleri kurulması anlamına gelir. Sendikalı ve sendikasız her yerde acil toplantılar düzenlenerek temsilciler seçilmeli ve birleşik bir yanıt planlamaya başlanmalıdır. Bu komiteler, sektörler ve bölgeler arasında örgütlenecek süresiz grev eylemi talep etmeli ve buna hazırlanmalıdır. Talepler arasında şunlar yer almalıdır: tüm federal güçler geri çekilsin; Renee Nicole Good’un katili tutuklanıp yargılansın; ICE, Gümrük ve Sınır Koruma Teşkilatı (CBP) ve İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) lağvedilsin ve gözaltına alınan tüm göçmenler serbest bırakılsın.

Bu taban komiteleri sadece Minneapolis’teki mücadeleyi birleştirmekle kalmamalı, ulusal ve uluslararası mücadeleleri de birbirine bağlamalıdır. Sosyalist Eşitlik Partisi ve kardeş partileri tarafından önayak olunan Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), böyle bir hareket için örgütsel yapıyı sağlamaktadır.

Kriz, mahkemelere ya da Demokrat politikacılara yapılan çağrılarla veya bir sonraki seçime havale edilerek çözülemez. Minneapolis’te yaşananlar, başkanlık diktatörlüğü kurmak için ülke çapında yürütülen bir komplonun öncüsüdür. Trump, bir birey olarak değil, derinleşen ekonomik krize ve kitlesel toplumsal muhalefete artan şiddet ve baskı ile yanıt veren kapitalist oligarşinin siyasi temsilcisi olarak hareket etmektedir.

Minneapolis’te şu anda gelişmekte olan seferberlik, işçi sınıfının ülke çapında bir hareketinin başlangıç noktası olmalı ve sanayi, kamu sektörü, ulaşım, eğitim, sağlık gibi tüm işçi kesimlerini ortak bir hücumda birleştirmelidir. İşçilerin kitlesel endüstriyel seferberliği ve bir genel grevin örgütlenmesi, işçi sınıfının diktatörlüğe, savaşa ve kapitalist sisteme karşı bağımsız siyasi hareketiyle birleştirilmelidir.

Loading