Perspektif

Trump yönetimi İran’ı yeni bir savaşla tehdit ediyor

Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln, 28 Temmuz 2022'deki Rim of the Pacific tatbikatı sırasında. [Photo: Canadian Armed Forces photo by Cpl. Djalma Vuong-De Ramos]

Trump yönetimi, İran’a karşı yeni ve yıkıcı bir savaş başlatmaya hazırlanıyor. Trump çarşamba günü Truth Social’da “Büyük bir donanma İran’a doğru yol alıyor,” dedi ve ekledi: “Venezuela’da olduğu gibi, bu donanma hazır, istekli ve gerekirse hızlı ve şiddetli bir şekilde görevini yerine getirmeye muktedir.” Haziran 2025’te binden fazla İranlıyı öldüren ABD-İsrail bombardımana atıf yapan Trump, mafya babası gibi bir üslupla, “Bir sonraki saldırı çok daha kötü olacak!” diye tehdit etti.

Basra Körfezi’ne devasa bir donanmanın konuşlandırılması ve bu aleni tehditler, büyük bir askerî harekâtın rotasının çoktan çizilmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Askeri yığınağın boyutu çok büyük. Üç güdümlü füze destroyerinin eşlik ettiği USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Güney Çin Denizi’nden geçtikten sonra bu hafta Ortadoğu sularına girdi. ABD’nin şu anda bölgede 40 bin askeri, beş ülkede beş hava kuvvetleri, F-35 ve F-18 savaş uçakları, Tomahawk füzeleri ve ayrıca Thaad ve Patriot hava savunma sistemleri bulunuyor. İki destroyer Hürmüz Boğazı yakınlarında konuşlandırılmış durumda.

Perşembe akşamı, New York Times (NYT), Beyaz Saray, Pentagon ve dış politika kurumlarını takip eden en önde gelen beş muhabirin ortaklaşa yazdığı, Trump’ın “İran’a karşı yeni askeri seçeneklerini” özetleyen bir makale yayımladı. Demokratik Parti adına konuşan NYT, suç teşkil eden bir saldırı eylemini meşrulaştırmak ve kamuoyunu buna hazırlamak için aktif olarak çalışıyor.

Makale, Trump’a sunulan askeri seçeneklerin “genişletilmiş listesini” ayrıntılı olarak inceliyor. Bu seçenekler arasında “İran’ın iç kesimlerinde baskınlar” düzenleyen “Amerikan kuvvetleri” ve nükleer ve füze altyapısına yönelik hava saldırıları da yer alıyor. NYT, seçenekler arasında “İran güvenlik güçlerinin veya diğer güçlerin 86 yaşındaki yüce lider Ayetullah Ali Hamaney’i görevden alması için gerekli koşulları yaratacak kadar büyük bir kargaşaya yol açacak” bir dizi saldırı olduğunu yazıyor.

NYT, bu “görevden alma”nın ne anlama geldiğini ve “diğer güçler”in kimler olabileceğini belirtmiyor ancak bu ifadelerin açıkça ABD veya İsrail güçleri tarafından suikast tehdidi olarak kullanıldığı anlaşılıyor.

Yazarlar, Trump’ın İran’a yönelik tutumunun “Venezuela’ya uygulanan benzer bir yaklaşımı izlediğini” belirtiyorlar. “ABD, Nicolás Maduro’yu devirmeye yönelik baskı harekâtı kapsamında aylarca Venezuela kıyılarında silahlı kuvvetlerini topladı.” Yazarlar, bu “başarısız” olunca “ABD kuvvetlerinin ülkeye saldırıp Maduro’yu yakaladığını” belirtiyorlar. Maduro ve eşi şu anda Brooklyn’deki bir federal gözaltı merkezinde yargılanmak üzere alıkonuluyor.

Trump yönetimi, askeri saldırıda bulunmamak için, İran’dan yasal hakkı olan sivil nükleer teknolojiden vazgeçmesini, tüm uranyumunu ABD’ye teslim etmesini, bölgesel müttefiklerini terk etmesini ve İsrail’e ulaşabilecek balistik füzeleri imha etmesini talep ediyor. Böylece İsrail, misilleme korkusu olmadan istediği zaman saldırı yapabilecek. On yıllardır süren yaptırımların İran ekonomisini zaten mahvettiği koşullarda, bu şartların kabul edilmesi İran’ı ABD’ye tabi bir devlete dönüştürecektir.

Bu “talepler”, Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden önce, Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a yönelttiği talepleri hatırlatıyor. O talepler kabul edilmeleri için değil, çoktan kararlaştırılmış bir savaşa bahane oluşturmak amacıyla hazırlanmıştı.

Bu savaşa yönelik sosyalist değerlendirme, İran hükümetinin —ne kadar baskıcı olursa olsun—politikaları tarafından değil, her iki ülkenin tarihsel karakteri tarafından belirlenir. Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en güçlü emperyalist ülkesidir. İran ise tarihsel olarak ezilen bir ulustur; 1953’te ABD destekli darbeyle bir tiranlık rejimi kurulmuş ve 1979 devrimi sonrası on yıllar boyunca ağır ekonomik yaptırımlara ve askeri tehditlere maruz kalmıştır. Bu, eski bir sömürge ülkesine karşı yürütülen emperyalist bir savaştır. Savaşın amacı, İran halkını köleleştirmektir.

Amerikan emperyalizmi, ABD hegemonyası altında bir “Yeni Ortadoğu” inşa etme projesinin bir parçası olarak, on yıllardır Tahran’daki burjuva-dinî rejimi devirmeye çalışmaktadır. Mevcut askeri tırmanış, Irak’ın mahvedilmesinin, Suriye’deki savaşın, ABD-NATO’nun Libya’yı bombalamasının ve ABD destekli İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırımının devamıdır. İsrail şu anda ABD’nin İran’a yapacağı herhangi bir saldırıya doğrudan katılmaya hazırdır.

ABD önderliğinde uygulanan yaptırımların İran’da yol açtığı protestolar, Washington ve müttefikleri tarafından rejim değişikliği için gerekçe olarak kullanıldı. Onlar sinik bir şekilde, ABD’de yaşayan Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’yi “yeni İran”ın potansiyel lideri olarak tanıtıyorlar. Rakamların kaynağı son derece şüpheli olmasına rağmen, Batılı hükümetler ve medya, 30 bin protestocunun öldürüldüğü iddialarını yaygınlaştırdı. İran’ı baskısı nedeniyle kınayan aynı emperyalist güçler, siyasi muhaliflerin kafalarını kesen Suudi Arabistan’la ve Gazze’de soykırım yapan İsrail ile ittifak halindedir. Bu ikiyüzlülük apaçık ortadadır.

Tahran’daki burjuva-dinî rejim ise, yoksul halk kitlelerinin demokratik ve sosyal özlemlerine düşmanca yaklaşırken, kapitalist dünya pazarına ve küresel yatırımlara yeniden erişim sağlamak için halen emperyalizmle bir anlaşma yapmayı umut etmektedir.

ABD emperyalizminin acımasız şiddet patlaması, tırmanan ekonomik krizi çözme ve askeri güçle küresel hegemonyasını sürdürme çabalarından kaynaklanmaktadır. Geçtiğimiz yıl boyunca doların değeri yüzde 10 düştü. Dolara karşı bir koruma aracı olan altının fiyatı, bir haftada yaklaşık 700 dolar artarak ons başına 5.500 doların üzerine çıktı. ABD federal borcu 38,4 trilyon dolar seviyesinde ve her gün 8 milyar dolar artıyor. Üç büyük kredi derecelendirme kuruluşu da devlet borcu nedeniyle ABD’nin derecesini düşürdü ve Deutsche Bank “ABD para birimine güven krizine” karşı uyarıda bulundu.

İran, dünyanın üçüncü büyük kanıtlanmış petrol rezervine ve ikinci büyük doğal gaz rezervine sahiptir. İran da Venezuela gibi, petrol ihracatının yüzde 90’ını Çin’e yapıyor ve bu da onu Washington’un başlıca rakibi için kritik bir enerji kaynağı haline getiriyor. İran, dünya petrolünün günlük olarak yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kontrol ediyor. ABD’nin İran’ı kontrol etmesi, Washington’a Çin, Hindistan, Japonya ve Avrupa’nın enerji kaynakları üzerinde tam bir hakimiyet sağlayacaktır.

Trump’ın ABD’ye teslim edilmesini talep ettiği Danimarka’ya bağlı özerk Grönland, Çin sanayisi için hayati önem taşıyan nadir toprak mineralleri içermektedir. Nihai hedef Çin’in kendisidir ve ABD-NATO’nun Ukrayna üzerinden kışkırttığı savaş karşısında Tahran ile askeri-stratejik bağlarını genişleten Rusya’dır.

Yeni bir savaş İran ile sınırlı kalmayıp tüm Ortadoğu’yu sarabilir. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak yanıt verebilir ve bu da küresel bir ekonomik krizi tetikleyebilir. Çin, açıkça kendisine de yönelik olan böyle bir saldırganlığa nasıl yanıt verecektir? Amerikan emperyalizmi, yırtıcı küresel gündemini ilerletmek için bölgeyi ateşe veriyor ve potansiyel olarak küresel bir yangın çıkarıyor.

Derinleşen ekonomik krizin dışında, Trump yönetimi ülkesinde büyüyen bir sosyal ve siyasi krizle karşı karşıyadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde bir polis devleti kurma çabalarına kitlesel bir muhalefet var. 7 Ocak’ta Renée Good ve 24 Ocak’ta Alex Pretti’nin Minneapolis’te öldürülmesi milyonlarca insanı şok ederek siyasi eyleme geçmeye yöneltti.

Yönetim, savaşı, büyüyen bu krizlerden çıkmanın bir yolu olarak görüyor. Savaşı sadece yurt dışındaki emperyalist hedeflerini gerçekleştirmek için değil, aynı zamanda –Trump’ın içerideki siyasi muhaliflerini “terörist” olarak damgalayıp– yurt içindeki baskıyı yoğunlaştırmak için bahane olarak kullanmayı planlıyor.

Geçtiğimiz hafta boyunca Demokratik Parti, Trump’ın gelişen diktatörlüğüne karşı muhalefeti bastırma ve Beyaz Saray ile siyasi bir uzlaşma sağlama çabalarını yoğunlaştırdı. Perşembe günü, Temsilciler Meclisi ve Senato, hükümetin kapanmasını önlemek için iki partinin desteğiyle bir yasa tasarısını kabul etti. Bu yasa tasarısı, ICE ve CBP operasyonlarını yöneten kurum olan İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) fonunun iki hafta daha uzatılmasını içeriyor. Anlaşma ayrıca İran’ı hedef alanlar da dahil olmak üzere askeri operasyonların sürmesine yeşil ışık yakıyor.

Demokratların temel kaygısı, ABD yeni bir emperyalist savaş başlatmaya hazırlanırken içerideki “istikrar”ı korumaktır. Tüm siyaset kurumu, Amerikan emperyalizmini ve onun savaş hedeflerini desteklemektedir. İşçi sınıfı, çıkarlarını savunmak için Birleşmiş Milletler’e, uluslararası mahkemelere veya kapitalist devletin herhangi bir kurumuna güvenemez.

Savaşa karşı çıkmanın tek geçerli temeli, her ülkedeki işçilerin kapitalist sisteme ve onun hizmet ettiği mali oligarşiye karşı bağımsız seferberliğidir.

Savaşa karşı mücadele, demokratik hakları, işleri ve yaşam standartlarını savunma mücadelesiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olmalıdır. Yurt dışında suç oluşturan bir savaşa hazırlanan aynı yönetim, yurt içinde kitlesel tutuklamalar yapıyor, sosyal programları ortadan kaldırıyor ve toplu işten çıkarmalara yol açıyor. Savaş, diktatörlük, kemer sıkma ve baskı; tüm bunlar mali oligarşinin kapitalizmin derinleşen krizine verdiği yanıtın ifadeleridir.

İran’a karşı savaş, sadece İran halkına değil, aynı zamanda Amerikan işçi sınıfına karşı işlenen bir suç olacaktır. Emperyalist savaşa karşı mücadele, bütün ülkelerin işçilerinin kapitalist sistemi yıkmak ve dünya ölçeğinde sosyalizmi kurmak için ortak bir mücadelede seferber edilmesi yoluyla ilerletilmelidir.

Loading