26 Aralık’ta oldukça provokatif bir hamle yapan İsrail, Somaliland’ı egemen bir devlet olarak resmen tanıyacağını açıkladı. Somaliland 1991 yılında Somali’den tek taraflı bağımsızlığını ilan etmişti. Kızıldeniz, Süveyş Kanalı ve Akdeniz’e erişimi kontrol etme stratejik hedefiyle bu adımı atan ilk ülke olan İsrail’in hamlesi, Afrika Boynuzu’nda ve başka yerlerde alarm zillerini çaldırdı.
Somali’nin kuzeybatısında yer alan Somaliland, ABD, Çin, Fransa ve diğer birçok ülkenin askeri üslerine ev sahipliği yapan Cibuti’nin doğusunda bulunmaktadır. Aşırı yoksulluk, yüksek işsizlik ve güvensizlik koşullarında yaklaşık beş milyon insanın yaşadığı Somaliland’ın en önemli varlığı Berbera limanıdır. Kızıldeniz’e açılan kapı olan Babülmendep Boğazı yakınındaki Aden Körfezi’nde, Yemen’in Husi kontrolündeki bölgelerinin karşısında yer alan Berbera, stratejik açıdan çok önemli bir konuma sahiptir.
Afrika Boynuzu, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden biridir. Uzun süredir devam eden ve birbiriyle bağlantılı çatışmalarla şekillenen bu bölge, küresel deniz ticaretinin yüzde 15’inin ve küresel konteyner trafiğinin yüzde 30’unun geçtiği, Süveyş Kanalı, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya giden deniz koridorunda yer almaktadır. Bu durum bölgeyi ABD, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya, İsrail ve Çin’in rekabet halindeki çıkarlarının odak noktası haline getirmiştir. Her ülke, nüfuzunu güvence altına almak için rakip devletleri ve bu devletler içindeki farklı grupları desteklemektedir.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ve Somaliland Cumhurbaşkanı Abdirahman Mohamed Abdullahi büyükelçiliklerin açılması da dahil olmak üzere tam diplomatik ilişkilerin kurulmasına yönelik ortak bir deklarasyon imzaladı. Bu adım, bir yıl süren görüşmelerin ardından geldi. Görüşmelerde İsrail’in buraya askeri üs kurması ve Gazze’den zorla yerinden edilen Filistinlilerin yerleştirilmesi konularının gündeme geldiği bildirilmiş ancak Somaliland dışişleri bakanı o dönemde bu haberleri yalanlamıştı.
Netanyahu, bu hamleyi Körfez petrol monarşileri ile İsrail arasındaki askeri ve istihbarat ilişkilerinin derinleşmesini öngören “İbrahim Anlaşmalarının ruhuna” uygun olmasıyla gerekçelendirdi. Böylece Netenyahu, Somaliland’ın niyetini de ortaya koymuş oldu: ABD tarafından tanınmak. Bu, on yıllardır diplomatik tecrit altında kalan otarşik bir ekonomi olarak varlığını sürdüren bu yoksul ülkede ticaret, kredi ve yatırımların önünü açabilir.
Netanyahu tarım, sağlık, teknoloji ve ekonomi alanlarında derhal işbirliği sözü verdi ve “İbrahim Anlaşmalarına katılma isteğinizi ve arzunuzu elbette Başkan Trump’a ileteceğim,” diye ekledi. ABD Somali’nin BM Güvenlik Konseyi’nde acil toplantı yapılması talebine karşı İsrail’i savundu ancak Somaliland konusundaki kendi tutumunun (tanımama) değişmediğini belirtti.
Somali, İsrail’in adımlarını kendi egemenliğine yönelik “kasıtlı bir saldırı” olarak kınayarak tepki gösterdi. Afrika Birliği de İsrail’in bu hamlesini, “kıtadaki barış ve istikrar için geniş kapsamlı sonuçları bulunan tehlikeli bir emsal olma” riski taşıdığı gerekçesiyle reddetti. Çoğunluğu Ortadoğu ve Afrika’dan 20’den fazla ülke de benzer açıklamalar yaptı.
İsrail’in BAE ile ittifakı
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü, bu hamlenin arkasındaki stratejik mantığı açıkça dile getirdi. Enstitü, “Somaliland topraklarının birçok görev için ileri üs işlevi görebileceğini” savundu. Bu görevler şunlardı: “Husilerin ve silahlanma çabalarının istihbarat takibi; Yemen’in meşru hükümetine Husilere karşı savaşında lojistik destek ve Husilere karşı doğrudan operasyonlar için platform sağlaması.”
Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana Husi güçleri Filistinlileri desteklemek için Kızıldeniz’de İsrail bağlantılı gemileri hedef alırken, İsrail de askeri ve sivil Husi hedeflerini vurdu.
İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ile işbirliği içinde, Yemen’in karşısındaki Aden Körfezi’nde bulunan Sokotra takımadalarında bir askeri istihbarat üssü kurdu. İki ülke arasındaki yakın işbirliği, Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail’in Somaliland’ı tanımasında önemli bir rol oynadığına dair yaygın kanıyı güçlendirdi.
Abu Dabi, Cibuti’ye alternatif olarak Berbera’nın geliştirilmesine büyük yatırımlar yapıyor. BAE, geçtiğimiz haziran ayında, Kenya’ya kadar uzanabilecek bir altyapı ağı kurma planlarının parçası olarak, Berbera’yı Etiyopya’daki Aysha’ya bağlayan ve şu anki otoyola paralel olan bir demiryolu inşa etmek için 3 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı.
BAE, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını kınayan ortak Arap-İslam bildirisini imzalamayı reddetti. Bu durum karşısında Somali, BAE ile olan ve önemli liman operasyonlarını, güvenlik işbirliğini ve savunma konularını kapsayan anlaşmalarını iptal etmeye yöneldi.
İsrail-Türkiye çatışması
İsrail’in Somaliland’ı tanıması, onu, on yıldan fazla bir süredir ayrılıkçı Hargeisa’ya karşı Mogadişu’yu destekleyen Türkiye ile çatışma rotasına sokuyor. Bu destek Somali’yi fiilen Türkiye’nin himayesi altına soktu ve Türkiye’nin Afrika’daki siyasi, askeri ve ekonomik varlığını genişletmesi için önemli bir kapı haline getirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılında Mogadişu’yu ziyaretinden bu yana Ankara, özellikle petrol ve doğal gaz alanlarında olmak üzere ülkeye büyük yatırımlar yaptı, ayrıca okullar, hastaneler ve altyapı inşa etti, Somalililere Türkiye’de eğitim için burslar sağladı ve Somali’deki en büyük büyükelçiliği kurdu.
Türkiye 2017 yılında Mogadişu’da en büyük denizaşırı askeri üssünü açtı ve uzun menzilli balistik füzelerin test edilmesi için kullanmayı planladığı bir uzay üssünün inşaatına başladı. Aralık 2024’te Etiyopya ile Somali, Türkiye’yi iki ülke arasındaki anlaşmazlıkta arabulucu olarak konumlandıran bir savunma ve ekonomik işbirliği anlaşması olan Ankara Deklarasyonu’nu imzaladı.
Ankara, Somali’nin birliği ve egemenliğinin başlıca garantörü olarak konumlandığından, İsrail’in Somaliland’ı tanıması doğrudan bir tehdit anlamına geliyor.
Bu çatışma, daha geniş bir jeopolitik rekabeti yansıtıyor. Türkiye, Gazze’deki Hamas’a retorik destek verir ve Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) rejimi altında birleşik bir Suriye devletinin muhafaza edilmesinde ısrar ederken; İsrail artık bölgesel bir denge unsuru olarak hareket edemeyen, parçalanmış, merkezi olmayan bir Suriye’yi tercih ediyor. Her iki devlet de vekil güçler, askeri üsler ve hava saldırıları yoluyla hedeflerinin peşinden gidiyor ve her biri kendi çıkarlarına uygun olarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek istiyor.
Doğu Akdeniz’de ise bu çatışma daha da keskindir. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs, Türkiye’yi tamamen atlayarak Avrupa’ya doğal gaz taşımak için tasarlanan EastMed Boru Hattı projesine bağlı kalmaya devam ediyor. Ankara ise bunu Türkiye’yi ekonomik olarak “kuşatma” çabasının bir parçası olarak görüyor. İsrail’in Kıbrıs’a silah satışı da bir başka çatışma unsuru oluşturuyor.
Netanyahu’nun Somaliland’ı tanımasının zamanlaması kasıtlıydı. Bu, İsrail’in bölgesel izolasyonuna karşı koymak amacıyla İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında bir “stratejik ittifak” kurmak için Kudüs’te düzenlenen zirveden sadece birkaç gün sonra geldi. Netanyahu, Türkiye’yi hedef alarak, “İmparatorluklarını ve ülkelerimiz üzerindeki hakimiyetlerini geri kazanabileceklerini hayal edenlere şunu söylüyorum: Unutun bunun. Bu olmayacak. Aklınızdan bile geçirmeyin,” dedi.
Erdoğan, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını kınarken, Türkiye için hayati bir ekonomik can damarı haline gelen BAE’yi eleştirmedi. BAE, 50 milyar dolarlık büyük bir yatırım taahhüdünün parçası olarak Türkiye’de 10 milyar dolarlık bir yatırım fonu kurmu durumda. İki ülke arasındaki ikili ticaret hacmi şu anda 40 milyar doları aşıyor.
Diğer bölgesel aktörler
Somaliland meselesinde önemli menfaatlere sahip olan diğer ülkeler Etiyopya, Mısır ve Suudi Arabistan’dır.
Ocak 2024’te, Afrika Boynuzu’nun etkin gücü ve uzun süredir ABD emperyalizminin bölgedeki dayanak noktası olan kara ülkesi Etiyopya, Somaliland ile bir anlaşma imzaladı ve Somaliland Etiyopya’ya ana deniz çıkışı olarak Berbera’ya erişim hakkı verdi. Başbakan Abiy Ahmed, Etiyopya’nın Cibuti’ye olan bağımlılığını çeşitlendirmeye çalışıyor. Etiyopya ticaretinin yüzde 90’ını 1,5 milyar dolarlık bir maliyetle bu ülke üzerinden yapıyor.
Anlaşma, Etiyopya’nın Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıdığını ve fiilen BAE ile aynı çizgide olduğunu gösterdi. Anlaşma Somali, Cibuti ve Eritre’nin öfkeli tepkilerine yol açtı.
Mısır, Somaliland’a ve İsrail’in onu tanıma kararına büyük ölçüde Etiyopya ile olan çatışması nedeniyle karşı çıkıyor. Bu çatışma, Mısır’ın su ihtiyacının yüzde 80’ini karşılayan Mavi Nil Nehri’nin akışını azaltma tehdidi oluşturan Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (GERD) etrafında yoğunlaşıyor. Kahire, Somali güçlerini eğitmek ve askeri altyapıya yatırım yapmak için Mogadişu ile askeri işbirliği anlaşması imzaladı.
Suudi Arabistan’ın İsrail’in hamlesine karşı çıkması, Kızıldeniz’in darboğazları, limanları ve lojistik koridorları üzerindeki kontrol için BAE ile yoğunlaşan rekabetinden kaynaklanıyor.
Riyad, Cibuti’de kendi varlığını genişletiyor. Suudi Arabistan’ın sahibi olduğu Red Sea Gateway Terminal, Cibuti’nin Tadjourah limanını geliştirme adına 30 yıllık imtiyaz hakkını aldı. Aynı zamanda Suudi Arabistan ve bölgesel müttefikleri, BAE destekli vekillerden (Sudan’daki Hızlı Destek Güçleri ve Yemen’deki Güney Geçiş Konseyi) ve Abu Dabi’nin Somaliland’ın tanınmasını sağlamaya yönelik çabalarından kaynaklanan meydan okumalarla karşı karşıya.
ABD ve Çin’in tepkisi
ABD Başkanı Donald Trump, Somaliland’ı tanıma fikrini kamuoyu önünde reddetti ve “Somaliland’ın ne olduğunu gerçekten bilen var mı?” dedi. Ancak bu küstahça sözler, kendi yönetiminin stratejik planlamasıyla çelişiyor. Heritage Foundation tarafından hazırlanan Project 2025, Çin’in Cibuti ve daha geniş bölgede artan etkisine karşı koymak için açıkça Somaliland’ı tanımayı tavsiye ediyordu.
Yönetim içindeki görüş ayrılıkları, rekabet halindeki emperyalist öncelikleri yansıtıyor. Bazı yetkililer, ABD’nin Somaliland’ı tanımakla, El Şebab ve IŞİD ile mücadele bayrağı altında yürütülen bölgedeki hava savaşında Somali ile olan askeri işbirliğini tehlikeye atacağından korkuyorlar.
İkinci Trump yönetimi, Somali’deki hava saldırılarını önemli ölçüde artırdı. Bu saldırılar, George W. Bush, Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde yapılanların toplamından daha fazla ve 7.000’den fazla kişinin ölümüne neden oldu. Ana akım medya tarafından büyük ölçüde görmezden gelinen bu operasyonlar, Trump’ın ilk dönemindeki 219 saldırıyı geride bırakacak gibi görünüyor.
Bununla birlikte, Trump yönetimi, Somalili yetkililerin Mogadişu limanında Dünya Gıda Programı’nın sağladığı gıda yardımlarıyla dolu bir depoyu tahrip ettiğini iddia ederek Somali federal hükümetine sağlanan tüm yardımı askıya aldı. Bu adım, Washington’un ekonomik baskıya başvurmaya hazır olduğunun altını çiziyor ve Trump’ın ABD’ye gelen Somalili göçmenlere karşı yürüttüğü sert kampanyanın bir devamı niteliğinde görünüyor.
Bu adımlar, Çin’in Somali’ye desteğini tekrar teyit ettiği bir ortamda geldi. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi geçen hafta Somalili mevkidaşına şunları söyledi: “Somali’nin ulusal egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için Somali’ye sürekli destek vereceğiz ve Somaliland’ın bağımsızlık arayışı doğrultusunda Tayvan yetkilileriyle gizli anlaşma yapmasına karşı koyacağız.”
Kapitalist savaş ve Afrika Boynuzu
İsrail’in -ve BAE’nin- Somaliland’ın tanınmasını sağlamak için gösterdiği çabalar, kuraklık ve kıtlık nedeniyle zaten birçok krizle boğuşan Afrika Boynuzu bölgesindeki muazzam jeopolitik gerilimleri daha da belirginleştirip artırıyor:
- Sudan’da rakip askeri gruplar arasında devam eden iç savaş, 150 binden fazla kişinin ölümüne, 12 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine neden oldu ve komşu Etiyopya ve Güney Sudan’a da sıçrama tehlikesiyle beraber dünyanın en büyük insani krizini yarattı.
- Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim için yaptığı baskılar nedeniyle Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik artıyor ve bu durum savaşa dönüşme riski taşıyor.
- Güney Sudan’daki siyasi gerginlikler iç savaşı yeniden alevlendirebilir.
- Kızıldeniz’in diğer tarafındaki Yemen’de, kuzeydeki Husi isyancılar ile güneydeki rakip grupları destekleyen Suudi Arabistan ve BAE bağlantılı güçler arasındaki iç savaş devam ediyor.
Ticaret yolları ve kaynaklar üzerinde rekabet eden emperyalist ve bölgesel çıkarların, yerel egemen sınıfların rüşvet tutkularıyla kesişmesi, bölgeyi on milyonlarca insan için sosyal bir kabusa dönüştürmekle kalmamış, küresel sonuçları olabilecek tehlikeli bir durum yaratmıştır.
Muhtemelen BAE ve İsrail tarafından desteklenen Etiyopya-Somaliland ile Suudi Arabistan ve Katar tarafından desteklenen Somali-Mısır-Eritre-Türkiye arasındaki iki rakip blok arasında olabilecek büyük bir çatışma, kritik deniz trafiğini aksatacak ve bölgeye zaten derinlemesine girmiş olan dış güçleri de işin içine çekecektir.
Bu tehlikeler özünde kapitalizmden kaynaklanmaktadır: üretim araçlarının özel mülkiyeti, dünyanın rakip ulus devletlere bölünmesi ve pazarlar, kârlar ve kaynaklar için amansız mücadele. Somaliland çevresindeki gelişmeler, bu küresel sistemin derin bir kriz içinde olduğunu ve dünya çapında işçiler ve ezilen halklar için büyük tehlikeler oluşturduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
Bu gelişmeler, sosyalist enternasyonalist bir hareketin gerekliliğini vurgulamaktadır. Böyle bir hareket, özel çıkarlar ve jeopolitik güç rekabeti yerine, demokratik olarak planlanmış, ihtiyaçlara dayalı üretim üzerine kurulu bir toplum için mücadelede dünyanın dört bir yanındaki işçileri birleştirecektir.
16 Ocak 2026
