İsrail ve Amerikan bombaları İran’ın kültürel mirasını yok ediyor

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in İran’a yönelik barbarca saldırı bağlamında “angajman kuralları yok” ve ne pahasına olursa olsun “kazanmak için” demesi, bir imha savaşının belirgin işaretleridir. Trump yönetimi ve onun içerideki ve dışarıdaki çeşitli suç ortakları, sivillerin hayatını ve toplumun temel işleyişini önemsiz görmekle kalmıyor, aynı zamanda İran halkının kültürünü ve tarihsel hafızasını da yok etmeye çalışıyor.

Gülistan Sarayı [Photo by Diego Delso / CC BY 4.0]

Bu doğrultuda, İran’a yönelik Amerikan-İsrail saldırısı, Minab’da 150’den fazla kız öğrencinin de aralarında bulunduğu binlerce insanı katletmekle ve okullar, hastaneler, akaryakıt depoları ve iletişim merkezleri dahil olmak üzere hayati öneme sahip sivil altyapıyı yerle bir etmekle yetinmiyor; aynı zamanda ülkenin kültürel mirasını ve tarihsel hafızasını da yok etmeye çalışıyor. Emperyalist barbarlar, özellikle İsfahan antik kentinde, ama aynı zamanda Tahran’da ve hatta uzak bölgelerde de kültürel miras alanlarını bomba yağmuruna tuttular.

David North’un kısa süre önce düzenlenen acil çevrimiçi toplantıda belirttiği gibi, İran’a karşı savaş, ABD kapitalizminin “20. yüzyılı silme —20. yüzyılın ulusal demokratik ve sosyalist mücadelelerinin tüm sonuçlarını yok etme, sanki bunların hepsi büyük bir hataymış gibi davranma, sömürgeci egemenliğin yeniden tesis edilebileceğini ve emperyalizmin hükmedebileceğini” gösterme çabasının bir parçasıdır.

İran’daki antik eserlerin ve kültürel miras alanlarının tahrip edilmesi, bu harekâtın bir parçasını oluşturmaktadır. Tarihi anıtlar, müzeler ve dini mekânlar, bir halkın hafızasını ve toplumsal bütünlüğünü simgeler. Bunlara yönelik saldırılar, halkın moralini bozup kafasını karıştırmayı, onu kendi gelişim sürecinden koparmayı ve emperyalizmle mücadele için gerekli olan toplumsal dayanışmayı zayıflatmayı amaçlamaktadır.

28 Şubat’tan bu yana yapılan bombardımanda İran’ın kültürel mirasına yönelik bir dizi önemli saldırı yapılmıştır:

Tahran’daki Gülistan Sarayı, yakınına yapılan bir hava saldırısının şok dalgasından zarar gördü. Saray, 18. ve 19. yüzyıllarda Kaçar hanedanının gücünün bir simgesidir.

Londra Üniversitesi’nde İran ve İslam sanatları profesörü olan Sussan Babaie, sanat dergisi Hyperallergic’e gönderdiği e-postada şunları söyledi: “Bombardıman saray binasını hedef almamış olabilir ancak saray, eski çarşının ve bir cami gibi 19. yüzyıldan kalma diğer önemli yapıların yakınında bulunuyor. Bu yapılar bir arada, başkent olarak inşa edildiği 19. yüzyılın sonlarından bu yana Tahran’ın özünü oluşturuyor.”

Babaie, bu kompleksin çok geniş bir sanat eseri koleksiyonuna ve dünyanın en önemli İslam el yazmaları koleksiyonlarından birine ev sahipliği yaptığını belirtti: “Çoğunda görkemli resimler ve minyatürler bulunan bu el yazmaları, İslam dünyasının ve İran’ın yüzyıllar öncesine uzanan kültürel, sanatsal ve entelektüel mirasını yansıtıyor.”

Çehel (Kırk) Sütun [Photo by Arad / CC BY 3.0]

Tahran’ın yaklaşık 434 km güneyinde yer alan antik şehir İsfahan'daki bazı UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) Dünya Mirası alanları da İsrail ve ABD mühimmatlarının hedefi oldu. Bu alanların tamamında, koruma altında olduklarını belirten UNESCO mavi bayrağı dalgalanıyordu.

— Çehel (Kırk) Sütun Sarayı: Bombardıman, 17. yüzyıldan kalma Şah Tahmasp freskinde büyük bir çatlağa yol açtı. Art Newspaper, yerel basının “etrafa saçılmış enkaz, paramparça olmuş pencereler ve kırılmış ahşap kapıları gösteren” fotoğraflar yayınladığını belirtiyor. Diğer haberlerde ise sarayın Pers Bahçesi’nde moloz yığınları biriktiğini belirtiliyor.

— Mescid-i Cuma (Cuma Camii): New York Times’a göre, patlamanın yarattığı şok dalgası, ikonik turkuaz çinileri “yere düşürerek paramparça etti” ve tarihi minare bölgesinde meydana gelen hasarın yanı sıra, hat sanatı panelleri de yerlerinden koparak parçalandı. New York Times, “Parlak renkli minareleri ve Farsça hat sanatı ile süslenmiş kubbeleriyle bu cami, Fars ve İslam mimarisinin bir mücevheri olarak bilinir,” diye belirtiyor.

— Nakş-ı Cihan Meydanı: Meydan içindeki birçok tarihi eserde hasar meydana geldi; bunlara Ali Kapu Sarayı (parçalanmış kapılar/pencereler) ve Abbasi Camii de (çini hasarı) dahildir.

— Rakib Hane Konağı: Başlangıçta kraliyet atçılık malzemelerinin depolanması için kullanılan Safevi dönemine ait bu konakta yapısal hasar ve kırık pencereler gözlemlendi.

— Eşref Salonu ve Timur Salonu: Her iki tarihi idari ve konut yapısı da bir hava saldırısıyla hedef alınan valilik binasına yakınlıkları nedeniyle hasar gördü.

Tahran’ın yaklaşık 494 kilometre güneybatısında, Zagros Dağlarındaki Loristan’a bağlı Hürremabad Vadisi’nde, iki antik alanda hasar doğrulandı.

— MÖ 63.000 yılına kadar uzanan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarih öncesi beş mağaradan bazıları, muhtemelen yeraltı füze depolarına yönelik devasa bir “sığınak delici” bombayla yapılan bir Amerikan hava saldırısı sonucu hasar gördü; bu saldırı, yapısal kırılmalara, büyük çatlaklara ve tortul çöküntülere yol açtı ve patlayıcı kalıntıları ile tozdan kaynaklanan hasara neden oldu.

UNESCO’nun bu alana ilişkin sayfasında, mağaraların arkeolojik bulgularının “Orta Paleolitik dönemde vadide Neandertallerin baskın olduğunu” kanıtladığı belirtiliyor: “Orta ve Üst Paleolitik dönemler arasındaki geçiş sürecinde, anatomik olarak modern insanlar vadiye ulaştı, yerleşim alanlarını genişletti ve sonunda Neandertallerin yerini aldı… Bu durum, Afrika’dan Avrasya’ya uzanan insan göç yolları konusundaki tartışmalara ışık tutmaktadır.”

Felekü’l-Eflak Kalesi: 1.800 yıllık Sasani dönemine ait kalenin çevre surları 8 Mart’ta vuruldu. Sasaniler, Romalıların en büyük rakibi olan Pers imparatorluk hanedanıydı. Ana yapı ayakta kalmış olsa da, mağaralardan çıkarılan 60.000 yıllık taş aletler ve deniz kabuğu kolyeler gibi birçok eserin sergilendiği bitişikteki arkeoloji ve antropoloji müzeleri tahrip oldu.

İran’ın farklı bölgelerindeki miras alanları da saldırılardan nasibini aldı:

— Salar Said ve Asef Vaziri Konakları: İran Kürdistanı’ndaki hava harekâtı sırasında bu 19. yüzyıl Kürt mirası yapılarının vitray pencereleri ve dekoratif kapıları ciddi hasar gördü.

Lübnan’da ise şiddetli İsrail saldırıları en az 700.000 sivili yerinden edip en az 773 sivili katlederken, miras alanlarındaki tahribat da geniş bir alana yayıldı:

— Sur: Müzenin camları patladı ve bombardıman sonucu çıkan çalı yangınları antik kalıntılara sıçradı.

— Baalbek: Roma Tapınağı kompleksinin 500 metre kadar yakınına hava saldırıları yapıldı. Tarihi Ortaçağ surlarının bazı kısımlarında, yakınlarda meydana gelen patlamalar nedeniyle çatlaklar oluştu veya kısmen çökmeler meydana geldi.

— Sayda: Sayda Deniz Kalesi, patlamalardan kaynaklanan sismik sarsıntılar konusunda aktif olarak izleniyor. Eski Şehir pazarı hasar gördü. İsraillilerin defalarca bombaladığı yakındaki bir Filistin mülteci kampındaki arşivler yok oldu.

— Beyrut: Bombardıman, yerel arşivleri ve kültür merkezlerini yok etti. Şehrin güneyindeki devasa banliyö bölgesi Dahiye’de, yerinden edilmiş ailelerin soy kütüklerini, sözlü tarihlerini ve tapu kayıtlarını barındıran düzinelerce yerel “sosyal ve miras” merkezi enkaza dönüştü.

Tüm bu saldırılar uluslararası hukuku açıkça ihlal etmektedir. 1954 Lahey Sözleşmesi ile 1972 Dünya Mirası Sözleşmesi, çatışma dönemlerinde küresel kültürün korunmasına ilişkin hukuki çerçevenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Lahey Sözleşmesi’nin 4. maddesi (Kültürel Varlıklara Saygı), sözleşmeyi imzalayanları “silahlı çatışma durumunda bu varlıkların ve yakın çevresinin tahrip veya hasara maruz kalmasına yol açabilecek amaçlarla kullanılmasını” engellemekle yükümlü kılmaktadır. İsrail, İran ve Amerika Birleşik Devletleri bu sözleşmenin imzacıları arasındadır.

1972 Dünya Mirası Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, sözleşmeyi imzalayan ülkelerin “bu sözleşmeye taraf olan diğer devletlerin topraklarında bulunan kültürel ve doğal mirasa doğrudan veya dolaylı olarak zarar verebilecek herhangi bir kasıtlı eylemde bulunmamayı” kabul ettikleri belirtilmektedir. Üç ülke de söz konusu protokolü imzalamıştır.

Kültürel miras alanlarının tahrip edilmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kuruluşunu düzenleyen 1998 Roma Statüsü’nün 8(2)(b)(ix) maddesi uyarınca savaş suçu teşkil edebilir. Söz konusu maddeye göre “Askeri hedefler olmamaları kaydıyla, din, eğitim, sanat, bilim veya hayır amaçlı binalara, tarihi anıtlara kasten saldırı düzenlemek...” suçtur.

Her üç ülke de Roma Statüsü’nü onaylamamış olsa da ABD ve İsrail liderlerinin UCM’nin önüne çıkarılması mümkün görünmektedir. Nitekim Güney Afrika, 2023 yılında Siyonist hükümetin yetkililerini soykırım suçlamasıyla mahkemeye çıkarmaya çalışmıştı.

Hem İsrail hem de ABD, 2019 yılında UNESCO’dan ayrıldı; özellikle de İsrail, kurumun Filistin’deki tarihi alanları tespit edip korumaya çalışmasına öfkelenmişti. ABD, Biden yönetimi döneminde tekrar üye oldu ancak Trump yönetimi temmuz ayında yeniden çekildi.

Kültürel miras alanlarının tahrip edilmesi, 2003’ten bu yana Ortadoğu’daki her Amerikan ve İsrail operasyonunun ayrılmaz bir unsuru olagelmiştir. Irak Ulusal Müzesi’nin yağmalanması, 2003 yılının nisan ayında ABD askerlerinin gözü önünde gerçekleşmiş; buna, ülkedeki kültürel ve tarihi miras alanlarının defalarca işgal edilmesi eşlik etmiştir. Suriye’de ise 2015 yılında ABD’nin Esad karşıtı “örtülü” operasyonlarının serbest bıraktığı güçler, kültürel mirasa karşı suçlar işlemiştir. Gazze’de devam eden soykırım, çok sayıda Filistin antik eserini, müzesini ve arşivini hedef almıştır.

ABD ve İsrail orduları, İran’ın kültürel mirasını yok etmeye çalışırken ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. UNESCO yaptığı açıklamada, “olası hasarları önlemek amacıyla, Dünya Mirası Listesi’nde yer alan alanların yanı sıra ulusal öneme sahip alanların da coğrafi koordinatlarını ilgili tüm taraflara ilettiğini” belirtmiştir.

16 Mart 2026

Loading