Perspektif

Ateşkes üzerine derin görüş ayrılıkları sürerken İsrail Lübnan’a büyük bir saldırı düzenledi

Uçak gemisi USS Dwight D. Eisenhower ve hızlı muharebe destek gemisi USNS Supply, 14 Aralık 2023'te Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. [Photo: Navy Petty Officer 2nd Class Keith Nowak]

Trump’ın salı gecesi ilan ettiği İran’la iki haftalık “ateşkes”, Ortadoğu’da devam eden bombardımanlar ve ABD içinde derinleşen kriz ortamında, henüz bir gün geçmeden şimdiden çöküyor. Savaşın hedeflerine ulaşılamamasının ardından egemen sınıf ve devlet aygıtı içinde nasıl hareket edileceği konusunda derin görüş ayrılıkları ortaya çıkmış durumda.

Tüm bu durum, işçilerin İran’a karşı emperyalist savaşın barışçıl bir çözüme kavuşacağı umuduna bel bağlamamalarını ve bunun yerine bağımsız, kitlesel bir savaş karşıtı hareket geliştirmelerini acil bir zorunluluk olarak ortaya koyuyor.

Ateşkese temel oluşturan anlaşmadaki hususların kendisi bile tamamen belirsiz ve tartışmalı. Anlaşmanın açıklanmasından sadece birkaç saat sonra, İsrail çarşamba günü Lübnan’a yoğun bir bombardıman düzenledi. Bu, 2006’dan bu yana İsrail’in Lübnan’a düzenlediği saldırılar arasında en ölümcül saldırı günü oldu. En az 254 kişi öldürüldü ve 35’i çocuk olmak üzere 1.100’den fazla kişi yaralandı. İsrail jetleri, Beyrut’un merkezindeki ve güney banliyölerindeki apartmanlara, yerleşim bölgelerine ve kalabalık ticaret alanlarına saldırdı.

ABD ile İran arasındaki ateşkes, ilk olarak, anlaşmaya arabuluculuk Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif tarafından duyuruldu. Salı akşamı yaptığı açıklamada Şerif, ABD ve İran’ın “müttefikleriyle birlikte Lübnan ve diğer bölgeler de dahil olmak üzere her yerde derhal ateşkes ilan etmeyi kabul ettiklerini” belirtti.

Çarşamba günü İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD’yi, müttefiki İsrail aracılığıyla Lübnan’a saldırmaya devam ederek ateşkesi ihlal etmekle suçladı ve “böyle bir durumda karşılıklı ateşkes veya müzakereler mantık dışıdır,” diye yazdı. İsrail anlaşmanın Lübnan’ı kapsamadığını iddia ediyor. Bu iddiayı çarşamba günü hem Trump hem de Beyaz Saray Basın Sekreteri Karoline Leavitt destekledi. Trump bunun “ayrı bir çatışma” olduğunu iddia etti.

İsrail’in, ABD ile İran arasındaki ateşkes anlaşmasını sabote etmek amacıyla Lübnan’a saldırı düzenlediğine dair işaretler var. Wall Street Journal çarşamba günü “İsrail Ateşkes Anlaşmasından Geç Haberdar Oldu ve Bundan Hoşnut Değil” başlıklı bir makale yayımlayarak, İsrail’in “İran müzakerelerine resmi olarak dahil olmadığını” yazdı.

Ancak İsrail, ABD siyaset kurumundaki önemli kesimlerin desteği olmadan bu ölçekte bir saldırı başlatmaz.

ABD’de hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi siyasetçilerden gelen eleştiriler, Trump’ın ateşkes açıklamasını Amerikan emperyalizmi için bir hezimet ve İranlılara verilen tehlikeli ve kabul edilemez bir taviz olarak kınamaya odaklandı.

New York Times’ın kıdemli ulusal güvenlik muhabiri David Sanger çarşamba günü, ateşkesin “savaşa yol açan temel sorunların hiçbirini çözmediğini” yazdı. Sanger, Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi’nden Richard Fontaine’in şu sözlerini aktardı: “İran, Boğaz’ın kontrolünü elinde tutmaya devam ediyor... ABD ile dünyanın, İran’ın önemli bir enerji geçiş noktasının kontrolünü süresiz olarak elinde tutmaya devam ettiği bir duruma razı olacağına inanmak zor. Bu, savaştan önceki durumdan maddi açıdan çok daha kötü bir sonuç olur.”

Wall Street Journal yayın kurulu çarşamba günü “Trump İran’da Erken Zafer İlan Etti” başlıklı bir açıklama yayımlayarak, “İran rejiminin Hürmüz Boğazı’nda hâlâ bir tehdit oluşturduğunu ve işin henüz bitmediğini” savundu. Gazete, Trump’ın “savaş konusundaki tutarsız söylemlerini” eleştirerek şu sonuca varıyordu: “Trump için bir sonraki sınav, iki haftalık ateşkes süresini ciddiye alıp almayacağı olacak. Eğer ciddiye alırsa ve İran her zamanki oyunlarını oynarsa, o zaman gerçekten de ‘işi bitirmek’ zorunda kalacak.”

Washington Post köşe yazarı Max Boot çarşamba günü, İran “en azından şimdilik, Hürmüz Boğazı’ndan hangi gemilerin geçeceğini kontrol edebilme gücünü elinde tutuyor – bu savaş başladığında böyle bir gücü yoktu,” diye yazdı.

Birkaç gün önce “Üçüncü Dünya Savaşı” uyarısında bulunan, Trump’ı “savaş suçları” ile itham eden ve emirlerini yerine getiren askerlerin savaş hukuku uyarınca yargılanacağı uyarısında bulunan Demokratlar, eleştirilerinin tonunu değiştiriyorlar. Eleştiriler Trump’ın aşırıya kaçtığı değil, çok önemli tavizler verdiği ve ABD’nin emperyalist politikasını bir New York emlak anlaşması gibi ele aldığı yönünde.

Demokrat Senatör Chris Murphy çarşamba günü CNN’e şunları söyledi: “Ama İran artık Boğaz’ı kalıcı olarak ele geçirdiyse, o zaman ne olacak? Ne büyük bir hata, ne büyük bir hesap hatası tüm bu girişim.”

Trump yönetiminin bakış açısından “ateşkes” yapmak hiçbir anlam ifade etmez. Trump’ın Ortadoğu’da ilan ettiği her “ateşkes”, daha kanlı askeri harekâtların habercisi olmuştur. İran’ın nükleer tesislerine yönelik B-2 bombardımanı olan Geceyarısı Çekici Operasyonu’nun ardından gelen Haziran 2025 ateşkesini, sekiz ay sonra 28 Şubat’ta başlayan topyekûn savaş izlemiştir.

Çarşamba günü geç saatlerde Trump, Truth Social’da şu mesajı paylaştı: “Tüm ABD gemileri, uçakları ve askeri personeli, ilave mühimmat, silahlar ve halihazırda önemli ölçüde zayıflatılmış bir düşmanın ölümcül bir şekilde takip edilmesi ve imha edilmesi için uygun ve gerekli olan her şey ile birlikte, GERÇEK ANLAŞMA hükümlerine tam olarak uyulana kadar İran’da ve çevresinde kalmaya devam edecek.” Trump, İran’a “daha önce kimsenin görmediği kadar büyük, daha iyi ve daha güçlü” bir saldırı düzenleyeceği tehdidinde bulunarak, “müthiş ordumuz silahlarını dolduruyor ve dinleniyor, aslında bir sonraki fethini sabırsızlıkla bekliyor,” diye ekledi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin stratejik hedefleri değişmedi. Washington bu savaşı, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı üzerinde doğrudan denetim kurmak ve 1979 İran Devrimi’nin sonuçlarını tersine çevirmek amacıyla başlattı. İran’a karşı savaş, Ortadoğu’dan Rusya ve Çin ile çatışmaya kadar uzanan ve giderek tırmanan küresel savaşın bir parçasıdır; askeri gerginliğin yeniden tırmanması yönündeki baskı giderek şiddetlenecektir.

Son iki haftanın tüm deneyimi, ABD ve uluslararası işçi sınıfına yönelik devasa bir uyarı olarak değerlendirilmelidir. Daha 24 saat önce Trump, İran medeniyetini “yok edeceğini” söylüyordu; 90 milyon nüfuslu bir ulusu, Gazze soykırımının yöntemlerini uygulamakla tehdit ediyordu. Trump’ın soykırımcı sözleri geri alınamaz. Soykırım, bir Amerikan başkanı tarafından resmi olarak savaş yöntemi olarak benimsenmiştir.

Hitlervari söylemlere ve medeniyetin yok edilmesi tehditlerine başvurarak Trump, ABD’nin emperyalist müdahalelerinin “insan hakları” ya da “demokrasi” adına yapıldığına dair propagandanın son kalıntılarını da paramparça etmiştir. Tüm dünya gördü ki, Amerika Birleşik Devletleri, bütün toplumları boyun eğdirilmek üzere ezilmesi gereken ve gözden çıkarılabilir engeller olarak gören suçlu bir oligarşi tarafından yönetilmektedir.

Bu savaşı durdurmanın tek yolu, işçi sınıfının bağımsız seferberliğidir. Ne Demokrat Parti ne de siyaset kurumunun herhangi bir kesimi, ilkesel olarak emperyalist savaşa karşı çıkmamaktadır. Trump ile taktiksel anlaşmazlıkları ne olursa olsun, Demokratlar aynı stratejik hedefleri –ABD’nin Ortadoğu hakimiyetini– savunuyorlar ve her şeyden çok, tüm kapitalist egemenlik yapısını tehdit eden bir taban hareketinin ortaya çıkmasını bastırmaya çalışıyorlar.

Emperyalist barbarlığa karşı mücadele, bağımsız bir işçi sınıfı hareketinin geliştirilmesini gerektiriyor. Bu hareket işyerlerinde, sektörler genelinde ve sınırlar ötesinde örgütlenmelidir. Bu mücadele; savaşa, sosyal programlara yapılan saldırılara ve savaşın, diktatörlüğün ve toplumsal eşitsizliğin temel nedeni olan kapitalist sisteme karşı yürütülmelidir.

Loading