The Pitt dizisinin ilk sezonu üzerine kaleme alınan bu yazının İngilizce orijinali 22 Mayıs 2025’te yayımlandı.
***
HBO Max’in tıp dizisi The Pitt, hem sağlık emekçileri hem de genel izleyici kitlesinde derin bir yankı uyandırdı. Platformun en çok izlenen ilk beş yapımından biri olan dizi, ikinci sezon için çoktan onay aldı ve TikTok başta olmak üzere çeşitli sosyal medya mecralarında geniş çapta tartışıldı.
Dizi, R. Scott Gemmill tarafından yaratıldı; yönetici yapımcılığını ise aralarında John Wells ve Noah Wyle’ın da bulunduğu, daha önce 1994-2009 yılları arasında yayımlanan bir diğer tıp dizisi ER’da (“Acil Servis”) birlikte çalışmış isimler üstlendi. Ancak The Pitt, selefi ER’dan farklı olarak, ABD’de sağlık emekçilerinin maruz kaldığı gerçek koşulları başından itibaren yansıtmayı ve bunları eleştirmeyi hedefliyor.
Başrol oyuncusu ve eş yapımcı Noah Wyle bir röportajında şunları söylüyor:
İlk amacımız, Covid’den bu yana beş yıl boyunca molasız çalışan bu ön saf emekçileri topluluğuna bir spot ışığı tutmaktı. Bunun pratisyen hekimler ve işçiler üzerinde yarattığı olumsuz etkilere özellikle odaklanıyoruz.
Hastane dramalarının türü, olağanüstü koşullar altında her engeli aşan tanrısal hekimleri, romantik entrikaları, nadir görülen gizemli hastalıkları ve kapalı, kendine özgü yasların işlediği, toplumun ve siyasetin uzak göründüğü hastane evreninde duygusal olarak tatmin edici çözümleri ön plana çıkaran, gerçeklerden kaçan eğilimlerden mustariptir. Zaman zaman nüktedan bir havaya kayan ve ara sıra inanılması güç diyaloglara sahip olmasına karşın The Pitt, yalnızca tıbbi açıdan değil —görsel efektler, prosedürlerin ve jargonun doğruluğu bakımından— toplumsal açıdan da gerçekçi hissettiriyor; çünkü bireylerin her büyük güçlükle baş etmek için ne denli çaba harcasalar da özel kârı insan hayatının üzerine koyan bir sistemin, yani kapitalizmin duvarına çarptığı kriz dolu bir toplumu gözler önüne seriyor.
Wells, bu diziyi yapmanın en önemli nedenlerinden birinin COVID-19 pandemisinin yol açtığı travmayı ele almak olduğunu şöyle ifade ediyor:
Şu anda herkesin pandemiyi unutmaya çalıştığı bir dönemden geçiyoruz; zira bu, herkes için tuhaf, gerçeküstü ve korkunç bir deneyimdi ve ekonomi ile diğer alanlarda çok büyük etkileri oldu. Ama orada bulunanlar, hastaların birbiri ardına can verdiğine, kendi hayatlarını tehlikeye attıklarına, iş arkadaşlarının öldüğüne tanıklık edenler için, o travma ve TSSB [Travma Sonrası Stres Bozukluğu] hâlâ yerli yerinde duruyor. Hemşire açığının —ki bu açık son derece vahim— pek çok nedeni var ama en büyük neden, bu kadar çok insanın meslekten ayrılması. Bitkin düştüler, tükenme noktasına geldiler, TSSB yaşadılar, öldüler, aylarca, aylarca, aylarca süren bu felaketle boğuşurken hastalandılar.
Dizi, Pittsburgh Travma Tıp Hastanesi’nin acil servisinde —“The Pitt” olarak anılan yerde— kıdemli pratisyen hekim Dr. Michael “Robby” Robinavitch (Wyle) ve ekibini izliyor. Her bölüm, yetersiz kadrolu ve yetersiz kaynak sağlanan acil serviste 15 saatlik bir vardiyadan tek bir saati anlatıyor. İlk bölümde öğreniyoruz ki Robby, pandeminin ilk günlerinde danışmanını ve meslektaşını kaybetmenin yol açtığı yas ve TSSB ile hâlâ boğuşmaktadır. Sabah 7’de vardiyasına başlamak üzere geldiğinde, meslektaşı Dr. Jack Abbot’ı (Shawn Hatosy) bir hastayı kurtaramamanın ardından intihar düşüncesiyle çatıda bulur. Bu durumun sık sık yaşandığı anlaşılıyor; ikisi de bu konuda şakalaşıyor ve son bölümde Robby’nin kendisinin Abbot’ın yerine geçtiğini görüyoruz.
Dizinin el kamerasıyla çekilmiş olması bir belgesel hissi uyandırıyor. Hastaların yolculuğunu; triaj, teşhis ve tedavi olmak üzere birden fazla bakım kademesinde ve hemşireler, asistanlar ile pratisyen hekimler arasındaki devirlerde adım adım izliyoruz. Baskı altındaki karar alma sürecinin tamamına tanıklık ediyoruz; çalışanların koşarak tuvalete gittiği, aceleyle sandviç atıştırdığı ya da vardiya ortasında duygusal çöküş yaşadığı anlara kadar.
Kalabalık bekleme salonunun ve zaman ile kaynakların yetersizliğinin nedeni, Robby ile hastane yöneticisi Gloria Underwood (Charlene “Michael” Hyatt) arasındaki bir yüzleşmede en baştan açıkça ortaya konuluyor. Temel mesele “yatış bekleme” olgusudur; yani başka bir yerde yatak beklerken acil serviste mahsur kalan hastalar. Gloria yatak olmadığını iddia ederken, Robby yatakların mevcut olduğunu ancak hastanenin bu yatakları kullanıma açacak kadar çalışan istihdam etmediğini savunur. Hastane, yalnızca gelir garantisi olduğunda yataklara çalışan sağlamakta ve yataklara ne zaman ihtiyaç duyulacağını tahmin etmek için öngörü modelleri kullanmaktadır. Kullanılmayan yataklar için personel istihdam etmekten kaçınmak için acil servis bir tampon bölgeye dönüşür. Gloria sorunu “ülke genelindeki kadro açığı”na bağlamaya çalışınca Robby şu yanıtı verir: Geçinmeye yetecek bir ücret ödenseydi, açık diye bir şey olmazdı.
Özellikle derin iz bırakan bir sahne, yetişkin çocukları tarafından hastaneye getirilen yaşlı adam Bay Spencer’ın (Madison Mason) ölümüdür. Spencer, demans, zatürre ve sepsisten mustariptir. Dr. Robby, çocuklarını ileri tedavi arayışından vazgeçirmeye çalışır; zira bu, hastanın kendi arzusuna aykırıdır ve büyük olasılıkla yalnızca daha fazla acıya yol açacaktır. Diğer hastalarla ilgilenmesine karşın Robby, aileye ölüm sürecinde büyük bir duyarlılıkla eşlik eder. Milyonları onurlu bir vedadan yoksun bırakan bir pandeminin ardından Bay Spencer’ın ölümü, görece “huzurlu” koşullar altında dahi bunun ne denli ağır bir duygusal bedel ödettiğini çarpıcı biçimde sergiler. Bu hem Biden hem de Trump yönetimlerinin “sonsuza dek” COVID politikalarını ve yaşlıları gözden çıkarılabilir varlıklar olarak görme tutumlarını sert bir şekilde eleştirmektedir.
The Pitt, sağlık emekçilerinin fedakarlıklarını ön plana çıkarmanın ve insan hayatının değerini vurgulamanın yanı sıra, dizi yapımcılarının izleyicileri bilgilendirmeyi, korku tacirliğine ve dezenformasyona karşı çıkmayı amaçladıkları anlar da içeriyor.
Bir bölümde, kızamıkla bağlantılı beyin enfeksiyonu geçiren bir çocuk acil servise kaldırılır ve ekip, çocuğa hiç aşı yapılmamış olduğunu kısa sürede anlar. Dr. Robby, yanlış bilgilendirilmiş olan ve tedaviyi geciktirerek oğullarının hayatını tehlikeye atan ebeveynlere giderek artan bir öfkeyle yaklaşır. Bir başka sahnede ise nörogelişimsel farklılığı olan ve otistik kız kardeşine bakan asistan hekim Dr. Mel King (Taylor Dearden), aşıların otizme yol açtığını iddia eden bir hastaya doğrudan yanıt verir.
Son olarak, bekleme salonunda kavga eden iki kadının acil servise getirildiği öğretici bir sahne var. Maske takılmasına karşı çıkan bir kadının ameliyata ihtiyaç duyduğu anlaşılınca Dr. Frank Langdon (Patrick Ball) şunları söyler: “Şimdi, hayat kurtarmayı meslek edinenler olarak, maskelerin hastalık ve enfeksiyon bulaşmasını azalttığına kuvvetle inanıyoruz. Ama inançlarınıza saygı duymak istiyorum, ne dersiniz? Ameliyatta make takılsın mı takılmasın mı? Takılmasın mı?” Hasta tekrar düşünüp takılmasını ister.
Dizi, ABD’deki patlayıcı toplumsal iklimi açıkça gözler önüne seriyor. Hastane emekçileri düzenli olarak şiddete maruz kalmaktadır; son bölümler ise bir müzik festivalindeki toplu silahlı saldırı etrafında şekillenir.
The Pitt’in bir zayıflığı, hastane çalışanlarını yönetime karşı düşmanca bir tutum içinde resmetmesine karşın herhangi bir direniş belirtisine yer vermemesidir. En çatışmacı an, bir iş arkadaşının vardiyası sırasında saldırıya uğramasının ardından bir çalışanın Gloria’yı “sendika temsilcimizle konuşursun,” diye tehdit ettiği sahnedir.
The Pitt’in misyonu hastane emekçilerine gerçekçi bir ışık tutmaksa, yapımcılar ikinci sezonda yalnızca emekçilerin çektiklerini değil mücadelelerini de ele almayı düşünebilirler. Bir web sitesi, son beş yılda ABD’de yalnızca hemşireler tarafından yapılan 100’den fazla grevi kayıt altına aldı (www.nursetogether.com/nurse-strikes/). Mevcut sezon, Biden yönetimi döneminde çekildi ve ülkenin sağlık sisteminin ihmal edilip gerilemesinden sadece Demokrat Parti’nin değil, sendika bürokrasilerinin de sorumlu olduğunu çarpıcı bir şekilde gösteriyor.
Bu arada Amerikan hastanelerindeki kriz, Trump yönetiminin bilime karşı çıkan sözde uzmanlarının halk sağlığını ve Medicaid sistemini tasfiye etmek amacıyla attığı adımlarla daha da derinleşmiş durumda. Son birkaç ay içinde ABD’de halk sağlığı ve bilimsel araştırma altyapısı sistematik biçimde tasfiye edildi. 20 bini aşkın bilim insanı ve halk sağlığı çalışanı işten çıkarıldı; Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri ile Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin bazı bölümlerinin bütçeleri kesildi ve kamuoyunun bilimsel verilere erişimi kısıtlandı. Kronik hastalıkları izleyen ve pandemilere karşı önlemleri düzenleyen programlar kaldırılırken, kamuoyunu uyarmaya çalışanlar susturuluyor.
The Pitt’in ikinci sezonu için fazlasıyla malzeme mevcut.
