MV Hondius gemisindeki hantavirüs salgını, kapitalist hükümetlerin halk sağlığına yönelik süregelen savaşını gözler önüne sererken hızla telafisi mümkün olmayan bir felakete dönüşüyor. Yolcular ve mürettebatın pazar günü İspanya’nın Tenerife limanında karaya çıkmaya başlamasının ardından geçen 36 saat içinde, son derece ölümcül olan Andes virüsünün kesinleşmiş ve olası vaka sayısı sekizden on bire fırladı; Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İsviçre, Hollanda ve İspanya’da yurda dönen yolcularda yeni enfeksiyonlar tespit edildi. Üç yolcu; bir Hollandalı çift ile bir Alman kadın hayatını kaybetti. Ölümlerin ikisi laboratuvar testleriyle virüse bağlandı, üçüncüsünde ise doğrulama bekleniyor.
Bu rakamların artması neredeyse kaçınılmaz. Andes hantavirüsünün kuluçka süresi 42 güne kadar uzayabilmektedir; bu da gemiden tahliye edilen 147 yolcu ve mürettebatın tamamının —ve şimdi Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Pasifik’e dağılan hükümet özel uçuşlarında bu kişilerle temas kuran herkesin— potansiyel olarak enfekte sayılması gerektiği anlamına gelmektedir. Bu insanlar, önceden neredeyse hiçbir uyarı yapılmamış ve çoğu durumda temas takibi mekanizmaları bulunmayan topluluklarına karıştı. Bu durum, insandan insana bulaşma özelliği gösteren ve ağır vakalarda ölüm oranı yaklaşık yüzde 40 olan ölümcül bir patojeni bile bile uluslararası ölçekte yaymaktan başka bir şey değildir.
Andes suşu, yalnızca enfekte bir kişinin tükürüğü, solunum sekresyonları veya diğer vücut sıvılarıyla yakın ve uzun süreli temas yoluyla insandan insana yayıldığı bilinen tek hantavirüstür. Aşısı yoktur, özgül bir tedavisi de mevcut değildir; hayatta kalmak, zamanında hastaneye yatırılmaya ve destekleyici bakıma —sıvı takviyesi, suni solunum, diyaliz— bağlıdır.
Hondius’taki koşullar, salgın bir kez tutunduğunda bastırılmasını neredeyse olanaksız kıldı. Hollanda bayraklı gemi, Oceanwide Expeditions’a ait olup 1 Nisan’da Arjantin’in Ushuaia limanından 23 farklı uyruktan yaklaşık 150 yolcu ve mürettebatla 95 kabin kapasitesiyle hareket etti; güzergâh 33 günlük bir yolculukla Antarktika ve uzak Güney Atlantik adalarını kapsıyordu. Virüs, haftalarca virüsün en kolay yayıldığı kapalı ve yoğun temaslı ortamda dolaştı.
Université Paris Cité ve Cenevre Üniversitesi’nden Profesör Antoine Flahault, gelişmeleri Fransa’ya dönen Hondius yolcularının tedavi gördüğü Paris’teki Bichat Hastanesi’nden takip ediyor ve şunu söylüyor: “Pek çok bilinmeyeni olan, emsalsiz ve endişe verici bir olayla karşı karşıyayız.” Flahault şöyle devam ediyor: “Hastaların kuluçka döneminde bulaştırıcı olup olmadığını, asemptomatik biçimlerin var olup olmadığını ya da bu RNA virüsünün mutasyona uğrayıp uğramadığını bilmiyoruz.”
ABD ve Avrupa’ya yayılıyor
Hondius’un geri dönen yolcuları ABD’de ve Avrupa’nın dört bir yanında hastalanmaya başlıyor. Pazartesi günü erken saatlerde, ABD’de yaşayan 17 Amerikan vatandaşı ve Britanya uyruklu bir kişi, devlete ait tıbbi bir uçuşla Nebraska, Omaha’daki Eppley Havalimanı’na inerek derhal Ulusal Karantina Birimi’ne nakledildi. Varışın hemen ardından bir Amerikalı yolcunun hantavirüs testi pozitif çıktı, bir diğeri ise belirti göstermeye başladı; her ikisi de uçağın biyolojik önleme ünitelerinde seyahat etmişti.
Bu gelişmenin yanı sıra Fransa’dan da alarm verici bir haber geldi. Hondius’tan tahliye edilen beş Fransız yolcudan biri olan bir kadının pazar günü Paris’e döndükten sonra virüs testi pozitif çıktı. Fransa Sağlık Bakanı Stéphanie Rist, pazartesi günü kadının durumunun kötüleştiğini doğruladı.
Vakalar Avrupa genelinde yayılmaya devam ediyor. Güney Afrika ve Katar üzerinden transit uçuşlarla İsviçre’deki evine dönen bir Hondius yolcusunun testi pozitif çıktı. Virüs testi pozitif çıkan gemi doktoru Hollanda’ya bırakıldı; burada Nijmegen’deki Radboud Hastanesi’nin 12 personeli, doktoru teslim alma sürecindeki prosedür hataları nedeniyle karantinaya alındı. İspanya’da ise İspanyol bir yolcu, pozitif test sonucunun ardından Madrid’deki Gómez Ulla askeri hastanesinde izolasyona alındı.
Hükümetler tehlikeyi küçümsüyor
Bütün bunlara rağmen ABD ve diğer ülkelerin hükümet yetkilileri, virüsün oluşturduğu tehdidi pervasızca küçümsemeye; pandemi tehlikesi olmadığını ileri sürmeye, hatta temas takibi gibi temel halk sağlığı önlemlerinin gerekli olmadığını iddia etmeye devam ediyor.
Yanlış teminatlar en tepeden geliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, karaya çıkışın başladığı pazar günü Tenerife’de gazetecilere yaptığı açıklamada “bu yeni bir COVID değil,” dedi ve kamuoyunun “korkmaması gerektiğini, paniğe kapılmamaları gerektiğini” söyledi. WHO’nun salgın ve pandemi hazırlık şefi Maria Van Kerkhove ise Associated Press’e aynı söylemi yineledi: “İnsanların büyük çoğunluğu bu virüse hiçbir zaman maruz kalmayacak.”
Salgınla ilgili bu açıklamaların altında bariz bir çelişki yatıyor. Yetkililer, virüsün çok düşük bir risk oluşturduğunu ısrarla vurgulasalar da kendileri COVID-19 pandemisi ile karşılaştırmalar yapıyorlar ve MV Hondius yolcuları en üst düzey biyogüvenlik tesislerine götürülüyor.
ABD Başkanı Donald Trump pazartesi günü virüsün “yayılmasının kolay olmadığını” ve Amerika Birleşik Devletleri’nin “çok iyi bir konumda” olduğunu öne sürdü. Trump şunları söyledi: “Umarım her şey yolunda gider. Bir başkanın yapabileceği her şeyi yapıyorum ki bu gerçekte oldukça sınırlı.”
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), hantavirüs müdahalesini üç CDC acil durum aktivasyon seviyesinin en düşüğü olan Seviye 3 olarak sınıflandırdı ama etkinleştirilen protokoller bambaşka bir tablo ortaya koyuyor. Hondius yolcuları, Nebraska Tıp Merkezi’ndeki Ulusal Karantina Birimi’nde ateş, kas ağrısı ve ishal gibi erken evre hantavirüs belirtileri açısından değerlendirilmek üzere hükümetin tıbbi uçuşuyla Nebraska, Omaha’ya götürüldüler. Hastalananlar ise yakındaki Nebraska Biyolojik Önleme Birimi’ne nakledilebilecek.
Ulusal Karantina Birimi, Nebraska Tıp Merkezi (Nebraska Medicine) tarafından, yüksek sonuçlu bulaşıcı hastalıklara maruz kalmış olabilecek kişileri güvenli biçimde barındırmak ve izlemek amacıyla tasarlanmış, federal düzeyde finanse edilen tek karantina birimi olarak tanımlanıyor. 20 adet tek kişilik odası, havadan bulaşan patojenleri hapsetmek için negatif hava basıncı sistemleriyle donatılmış durumda. Birim, daha önce 2014 Ebola salgınında ve 2020’de Diamond Princess kruvaziyer gemisinden tahliye edilen ilk COVID-19 hastalarının tedavisinde de kullanıldı.
CDC Müdür Vekili Jay Bhattacharya —Büyük Barrington Deklarasyonu’nun ortak yazarı ve COVID-19’un yayılmasını sınırlamaya yönelik halk sağlığı tedbirlerinin önde gelen muhalifi— CNN’e çıkarak, temas takibinin yapılmaması gerektiğini öne sürdü; bu yaklaşımını yolcuları eve taşıyan uluslararası uçuşlarda Hondius yolcularıyla temasa geçen kişileri bile kapsayacak biçimde savundu.
Bhattacharya şunları söyledi: “Gemideki yolcular eve dönerken semptom göstermiyordu. Virüs, aktif semptomlar olmaksızın bulaşmadığından, uçaklardaki o yolcular temaslıların temaslısı olarak değerlendiriliyor.” Bhattacharya bu tamamen temelsiz argümana dayanarak şu sonuca vardı: “Bu tür yinelemeli temas takibini yapmanın bir nedeni yok.”
Bhattacharya’nın ana öncülü —virüsün belirtiler ortaya çıkmadan önce yayılmadığı iddiası— yerleşik bilimde hiçbir temele sahip değildir. Profesör Flahault ve diğer araştırmacıların uyardığı üzere, bu suşun bulaşma dinamikleri henüz bilinmemektedir; yolcuların kuluçka döneminde bulaştırıcı olup olmadığı sorusu da tam olarak bu bilinmezler arasındadır.
Bhattacharya, düşük riskli görülen yolcuların Nebraska’da kalmayı ya da “diğer insanları yolda tehlikeye atmadan evlerine güvenle ulaşmaları mümkünse” eve dönmeyi seçebileceklerini belirtti. Böylelikle, federal tıbbi uçuşta biyolojik önleme ünitelerine alınan kişiler, ailelerini ve çevrelerini tehlikeye atacak şekilde, araçla eve gönderilecek.
Fransız hükümeti pazartesi öğleden sonra bir acil durum toplantısı düzenledi; Hondius yolcularını eve götüren uçuşlarda virüse maruz kalan 22 Fransız’ı tespit ettikten sonra bu kişiler 42 günlük karantinaya alınırken hükümet riskin düşük olduğunda ısrar etmeye devam etti.
İspanya Sağlık Bakanlığı “olası bulaşma zincirlerini kırmak amacıyla tüm tedbirlerin alındığını” açıkladı; bu açıklama, geminin limana yanaşmasına karşı Tenerife’de patlak veren protestoların ardından kamuoyundaki öfkeyi yatıştırmaya yönelikti. O günden bu yana, bir Hondius yolcusunun dönüş uçuşuna giden otobüste FFP2 maskesini burnunun ve ağzının altına indirmiş halde görüldüğünü gösteren fotoğraflar ortaya çıktı ve sosyal medyada büyük tepkiye neden oldu.
Kâr sistemi ile halk sağlığı bağdaşmaz
Hondius salgını, her büyük kapitalist ülkede halk sağlığı altyapısının süregelen çöküşünün ortasında yaşanıyor. Dünya genelinde 27 milyondan fazla insanın COVID-19 pandemisinde ölmesine izin veren aynı güçler, şimdi SARS-CoV-2’den çok daha ölümcül bir virüsü taşıyıcılarını aktif biçimde çevreye yayarken kamuoyuna sakin olmalarını söylüyor. Bu kriz, halk sağlığının egemen sınıfın kâr çıkarlarıyla bağdaşmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Halk sağlığının savunulması, işçi sınıfının uluslararası düzeyde bağımsız müdahalesini gerektiriyor. Bu, Hondius yolcularına ev sahipliği yapan tüm uçuşlarda ve bulundukları çevrelerde kapsamlı temaslı takibinin derhal hayata geçirilmesini, vakaları tespit etmek ve izole etmek için bilimsel ve tıbbi kaynakların tam anlamıyla seferber edilmesini ve hükümetler ile sağlık kuruluşlarının salgın hakkında bildiklerine dair tam bir şeffaflığın sağlanmasını talep etmek anlamına gelir.
En önemlisi, toplumun sosyalist temelde yeniden düzenlenmesi için mücadele eden bir hareketin inşası gerekmektedir. Böylece insan yaşamını korumak için gerekli kaynaklar şirket-finans oligarşisinin elinden işçi sınıfının demokratik denetimi altına alınabilecektir.
