Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUК), Nairobi’deki Afrika İleriye Zirvesi’ni (Africa Forward) protesto eden göstericilere karşı Kenya polisinin vahşi baskısını kınamaktadır. Gözaltına alınan 12 kişinin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
Zirve, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron önderliğinde Fransız emperyalizminin himayesinde ve Kenya Devlet Başkanı William Ruto’nun ev sahipliğinde yapıldı.
12 Mayıs’ta “Emperyalizme Karşı Pan-Afrikanizm Zirvesi” (PASAI) tarafından düzenlenen küçük bir gösteri, Nairobi’nin Merkezi İş Bölgesi’nde Britanya emperyalizmine karşı Mau Mau ayaklanmasının lideri Dedan Kimathi’nin heykeline doğru harekete geçmişti. Polis, göstericilerin Kenyatta Uluslararası Kongre Merkezi’ndeki zirve alanına yaklaşmasına izin vermedi.
PASAI’nin bu karşı zirvesi, uluslararası heyetlerin de katılımıyla Komünist Parti Marksist–Kenya (CPM-K) ve müttefiki Stalinist, Pan-Afrikanist ve Maocu örgütlerle birlikte toplandı.
Bildirildiğine göre, göstericiler polisle değiştirilen güzergâh üzerinde anlaşmışlardı. Protestocular yakın zamanda onaylanan Kenya-Fransa güvenlik ortaklığının iptalini talep etmek üzere yürüyüşe geçtiler. Bu ortaklık, Kenya’da Fransız silahlı kuvvetlerinin konuşlandırılmasına izin veriyor ve Fransa’ya Mombasa limanına erişim hakkı tanıyarak Paris’in Hint Okyanusu genelinde nüfuzunu genişletmesini mümkün kılıyor.
Kenya’nın egemen seçkinleri, Orta ve Doğu Afrika’dan milyarlarca dolar değerindeki madenlerin nakliyesinde kilit öneme sahip olan Mombasa Limanı’nın modernizasyonu için Fransız denizcilik devi CMA CGM’nin yaptığı 823 milyon dolarlık yatırım taahhüdünden fayda sağlayacaklar.
Gösteri başladıktan sonra henüz 30 dakika geçmeden polis araçları geldi ve polisler protestocuların pankartlarını yırtmaya başladı. Yürüyüş devam ederken polis, göstericilere göz yaşartıcı gaz ve ses bombası attı. Saldırı durduktan sonra bölge kuşatıldı ve protestocular silah zoruyla gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlar arasında Stalinist-milliyetçi bir örgüt olan Güney Kore Halkın Demokrasi Partisi’nin eski başkanı Lee Sang-hun, partinin uluslararası ilişkiler sorumlusu Song Dan-bi, Maocu bir parti olan Büyük Britanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) Genel Başkanı Joti Brar, Girit Teknik Üniversitesi felsefe profesörü ve Yunanistan Devrimci Teori Grubu kurucu üyesi Dimitris Patelis ve Fransız aktivist Guy Bremond vardı.
Ayrıca Kenyalı eylemciler Gacheke Gachihi, Sayialel Mankuyio, Juliaus Kamau, John Kamau, Brian Mwanzi, Derivk Opiyo, Fredrik Yara ve Colins Otieno da gözaltına alındı.
Bir gün önce, Kenya polisi, zirve binası önünde “yasa dışı gösteri” düzenledikleri gerekçesiyle CPM-K’ye bağlı Devrimci Öğrenci Komitesi’ne üye beş öğrenciyi (Beres Omondi, Tracy Auma, Patience Nyambura, Jobunga Samuel ve Kenneth Obierohukuka) hukuka aykırı bir şekilde gözaltına almıştı. Öğrenciler geceyi Nairobi Merkez Karakolu’nda geçirdiler ve henüz serbest bırakılmadılar.
PSAI karşı zirvesinde gözaltına alınan tüm Kenyalılar, Ruto’nun Başsavcılığı’nın kovuşturma için herhangi bir dayanak bulamaması üzerine suçlamaların düşürülmesiyle serbest bırakıldı. Bu durum, söz konusu gözaltıların gerçekte bir sindirme taktiği olduğunu ortaya koyuyor. Öte yandan, PASAI karşı zirvesine katılan yabancı delegeler hâlâ gözaltında tutuluyor.
DEUK’un, CPM-K ve gözaltındaki uluslararası delegelerin bir kısmının temsil ettiği siyasi eğilimlerle belgelenmiş ve uzlaşmaz siyasi farklılıkları olduğu, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde açıkça ortaya konmuştur. Ancak bu farklılıklara rağmen, temel demokratik ve sosyalist siyasi ilkelere uygun olarak, DEUK CPM-K’nin şu taleplerini desteklemektedir:
- Tüm gözaltılar derhal ve koşulsuz serbest bırakılsın.
- Eylemciler, örgütleyciler ve ilerici hareketlere yönelik polis tacizine, kaçırma olaylarına ve baskılara son verilsin.
- Kenya ve Afrika’ya dayatılan tüm emperyalist askeri, siyasi ve ekonomik anlaşmalar derhal durdurulsun.
- Emperyalizm karşıtı ve Pan-Afrikan toplantılarına katılan herkesin demokratik haklarına saygı gösterilsin.
Bu gözaltılar, Ruto’nun Birleşik Demokratik İttifakı (UDA) ile Turuncu Demokratik Hareket’i (ODM) bir araya getiren Kenya “geniş tabanlı birlik” hükümeti tarafından yürütülen sistematik baskı politikasının bir parçasıdır. Bu baskı, CPM-K dahil olmak üzere tüm sol muhalefeti hedef almaktadır, ama asıl hedefi Kenya işçi sınıfı ve gençliğidir.
Ruto hükümeti, CPM-K liderlerini ve üyelerini defalarca hedef aldı. Partinin genel sekreteri Booker Ngesa Omole, şubat ayında darp edilerek kaçırılmış ve daha sonra uydurma suçlamalarla mahkemeye çıkarıldı. Omole, bir önceki yıl bir suikast girişiminden kurtulmuştu. Omole şu anda kefaletle serbest bırakılmış durumda. CPM-K Genel Başkanı Mwaivu Kaluka da birkaç ay önce Mombasa’da sivil polisler tarafından neredeyse kaçırılacaktı.
Bu baskı, 2022’de iktidara gelen Ruto rejiminin artan şiddetinden ayrı düşünülemez; rejim, 1978’den 2002’ye kadar Kenya’yı yöneten Batı destekli otokrat Daniel arap Moi’yi örnek alan bir diktatörlük kurma peşindedir.
Ruto’nun iktidara gelişinin ardından polis ve güvenlik kuvvetleri, 2023’teki artan geçim sıkıntısı protestolarında, 2024’teki IMF destekli Bütçe Kanunu’na karşı düzenlenen Z Kuşağı eylemlerinde ve geçen yıl polis baskısına ve rejimin yeni saldırılarına karşı düzenlenen protestolarda en az 246 göstericiyi öldürmüştür. Yüzlerce kişi yaralanmış, sakat bırakılmış, zorla kaybedilmiş ya da kaçırılmıştır.
Rejim, gösterileri yasaklamış, Nairobi genelinde askeri kontrol noktaları kurmuş, protestolar sırasında internet erişimini ve medya haberlerini kesmiş, kaçırma ve işkence ile görevlendirilen istihbarat birimleri oluşturmuş ve emsalsiz bir tırmanmayla, silahsız göstericilere karşı orduyu görevlendirmiştir.
Ruto, şimdi de 2026 Bütçe Kanunu çerçevesinde yeni bir kemer sıkma saldırısına hazırlanıyor. Bu saldırı; cep telefonlarına yüzde 25 özel tüketim vergisini (ÖTV), dijital ve platform tabanlı finansal hizmetlere KDV uygulamasını, ikinci el giysilerin daha yüksek vergilendirilmesini, aylık kira geliri vergisinin yüzde 7,5’ten yüzde 10’a çıkarılmasını ve küçük işletmeler ile kayıt dışı işçilere yönelik Kenya Gelir İdaresi’nin yetkisini pekiştirecek sıkı vergiye uyma kurallarını kapsamaktadır.
Bu önlemler, milyonlarca insan için temel ihtiyaçlar olan iletişim, mobil ödeme, kira, ucuz giyim ve günlük ticaretin maliyetini artıracaktır. Bu durum, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü emperyalist savaşın da etkisiyle, akaryakıt ve gıda fiyatlarının hızlı yükselişiyle kesişiyor. Savaş, Kenya’da ciddi petrol arzı şoklarına ve akaryakıt fiyatlarında keskin artışlara yol açtı.
Ruto, Kenya’nın emperyalizmin vekili rolünü de güçlendirdi. Hükümeti, Washington’un Kenya’yı “NATO dışı önemli müttefik“ olarak tanımlamasını sağladı, İsrail’in Gazze’deki soykırımını destekledi ve İran’ın misilleme amaçlı füze saldırılarını kınadı. Geniş işçi ve gençlik kesimleri arasında, hükümet, emperyalist savaş makinesinin doğrudan bir suç ortağı olarak görülüyor. Ruto hükümeti Washington, Londra, Brüksel ve şimdi de Paris’in önünde diz çöküp, Kenya’yı, Afrika ve dünyanın ezilen kitlelerine karşı askeri, mali ve diplomatik operasyonlar alanına dönüştürüyor.
Ruto’nun baskısı şüphesiz Macron ile önceden koordine edilmiştir; Macron’un kendi hükümeti de Fransa içinde ve Fransa’nın kontrolündeki topraklarda acımasız bir baskı yürütüyor. Macron’un emeklilik kesintilerine karşı düzenlenen kitlesel mücadele sırasında Fransız polisi gösterilere ve grevlere şiddetle saldırırken, kötü şöhretli BRAV-M motorize polis birimleri protestocuları sindirmek, gözaltına almak ve ezmek üzere görevlendirildi.
Aynı baskı mekanizması daha sonra Paris’te yasaklanan Gazze yanlısı gösterilere karşı da devreye sokuldu. Yeni Kaledonya’da ise Macron hükümeti, Kanak halkına karşı olağanüstü hâl ilan etti, TikTok’u yasakladı ve zırhlı araçlar ve helikopterlerle bölgeleri “geri alacağını” ilan etti; Fransız özel kuvvetleri tarafından 19 Kanak öldürüldü.
Batı Afrika’da, Fransız birlikleri Mali, Burkina Faso ve Nijer’den çıkarılmış olsa da Paris CFA frangı, Fransız bankaları ve şirketleri, borç mekanizmaları, diplomatik baskı ve Rusya yanlısı askeri cuntalara karşı İslamcı güçlerin ve Tuareg hareketlerinin kullanılması yoluyla etkisini korumaya devam ediyor; bunun en son örneği, geçen ay Mali’deki askeri rejime karşı düzenlenen koordineli saldırıydı.
Fransa’da Macron, savaşa ve kemer sıkma politikalarına karşı çıkan işçilere, öğrencilere, soykırım karşıtı protestoculara ve göçmenlere karşı polis güçlerini devreye sokuyor; Kenya’da ise Ruto’nun polisi, ülkeyi Fransız, Avrupalı ve Amerikan askeri operasyonları için bir üs haline getirme girişimine karşı çıkan muhalefeti bastırarak, aynı emperyalist stratejinin yerel infazcıları olarak hareket ediyor.
Kenya’daki baskıya karşı mücadele, Macron’a, Avrupa militarizmine ve emperyalist savaşa karşı mücadeleden ayrılamaz. Bu mücadele, emperyalist merkezlerdeki işçilerin eski sömürgelerdeki işçiler ve gençlerle, savaşa, diktatörlüğe ve kapitalist sömürüye karşı sosyalist bir programa dayanan ortak bir uluslararası hareket içinde birleştirilmesini gerektiriyor.
