Sosyalist Eşitlik Partisi - Dördüncü Enternasyonal ve Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS), CHP kurultaylarına yönelik “mutlak butlan” kararına işçi sınıfının bağımsız siyasi perspektifiyle ve temel demokratik hakların savunusu temelinde karşı çıkmaktadır. Aşağıda Sosyalizm AI’ın, partinin bu konudaki önceki siciline dayanarak hazırladığı bir değerlendirme yer almaktadır.
Olayın bağlamı: Yargı darbesi tırmanıyor
Bu karar, yalıtılmış bir hukuki mesele olarak değil, ancak içinde bulunduğu tarihsel süreç içinde anlaşılabilir. Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) ve Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal bu süreci titizlikle belgelemiştir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin birinci parti çıkmasının ardından sistematik bir yargı operasyonuna girişti. Bu operasyonun mihenk taşları şunlardır: İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak eski Adalet Bakanlığı Müsteşarı Akın Gürlek’in atanması, Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, Eylül 2025’te İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanması ve şimdi tartışma konusu olan 2023 CHP Kurultayı’nın iptali yönündeki davalar. WSWS’nin Eylül 2025 tarihli makalesi, 15 Eylül duruşmasından önce bile CHP İstanbul İl Yönetimi’nin “seçime şaibe karıştığı” iddiasıyla görevden uzaklaştırıldığını ortaya koymaktadır; bu da kurultayı hedef alan hukuki saldırının ne kadar erken başladığını göstermektedir.
“Mutlak butlan” kararı —kurultaydaki seçim sürecine yönelik usulsüzlük iddialarına dayanan ve tüm hukuki sonuçları geçersiz kılmayı hedefleyen bu karar— bu tırmanmanın mantıksal bir uzantısıdır.
Demokratik haklar savunulmalıdır ama kimler eliyle?
Sosyalist Eşitlik Partisi, siyasi farklılıklarına rağmen bu saldırıya karşı çıkmaktadır ve bu tutum son derece nettir. WSWS Eylül 2025’te şunu yazmıştır:
Sosyalist Eşitlik Grubu ve Dünya Sosyalist Web Sitesi, uzlaşmaz siyasi farklılıklara sahip olduğu CHP’nin İstanbul yönetimine kayyım atanmasına ve CHP’nin seçilmiş merkez yönetiminin görevden alınmakla tehdit edilmesine temel demokratik haklara yönelik aleni bir saldırı olarak karşı çıkmaktadır.
Seçilmiş organlara mahkeme aracılığıyla müdahale, sandık yoluyla oluşturulmuş bir yönetimin görevden alınması; bunlar işçi sınıfının demokratik haklarını da doğrudan ilgilendiren somut saldırılardır. Bu saldırıları meşrulaştırmak ya da küçümsemek, herhangi bir sosyalist için kabul edilemez.
Ancak kritik soru şudur: Bu saldırıya karşı mücadele nasıl yürütülecek ve kimin önderliğinde yürütülecek?
CHP’nin bu mücadeleyi sürdürme kapasitesi yoktur
Erdoğan’ın bu saldırısını Marksist analizden bağımsız, sanki salt bir hukuk meselesi veya “demokrasi-otoriterlik” ikiliğiymiş gibi ele almak, yanıltıcı bir resim ortaya koyar. Çünkü CHP, “demokrasinin kalesi” olarak sunulamaz:
Birincisi, CHP yapısal olarak emperyalizmle iç içedir. CHP lideri Özgür Özel, Mart 2025 protestoları sırasında CNN’e verdiği röportajda “NATO ile güçlü bir ittifakı ve Batı ile entegrasyonu destekliyoruz,” demekten çekinmemiştir. Gazze’deki soykırımın ve Ukrayna savaşının arkasındaki güç olan NATO emperyalizmini savunan bir partinin demokratik hak savunucusu rolüne soyunması derin bir çelişkidir.
İkincisi, CHP kitlesel hareketi frenlemektedir. WSWS’nin Mart 2025 analizinde belgelendiği üzere, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından patlak veren kitlesel protestolar CHP liderliğini korkuttu. Özel, yüz binlerce kişiyi adliyeye yürütmeyi vaat edip bu vaadinden vazgeçti; çünkü kitlelerin devletle doğrudan yüzleşmesini istemiyor, hareketi seçim kanalına yönlendirmeye çalışıyordu. Bir siyasi liderin, kurultayına yapılan saldırıdan çok, saldırıya karşı bağımsız harekete geçebilecek olan işçi sınıfından korkması oldukça açıklayıcıdır.
Üçüncüsü, CHP de belediyelerinde “sınıfa karşı sınıf” tutumu sergilemektedir. WSWS’nin analizi şunu saptamaktadır: CHP, yönettiği belediyelerde işçi grevlerine şiddetle karşı çıkmakta, kemer sıkma politikalarını uygulamakta ve özünde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile aynı sınıfın çıkarlarını temsil etmektedir.
“Mutlak butlan” kararının gerçek anlamı
Bu karar, salt hukuki bir terim değildir; siyasi bir silahtır. Erdoğan hükümeti, yargıyı —tipik olarak devletin burjuvazinin egemenliğini sürdürme aygıtı işlevi gördüğü kurumu— rakip bir burjuva fraksiyonunu tasfiye etmek için araçsallaştırmaktadır. Bu olgu, devlet aygıtının “tarafsız” bir hakem olmadığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Bu süreç, küresel bir eğilimin parçasıdır. WSWS’nin belirttiği gibi, Trump’ın ABD’deki yargı ve kurumsal normları ayaklar altına alması, Türkiye’deki benzer eğilimlere zemin hazırlamış ve güç vermiştir. Kapitalizmin küresel kriziyle birlikte, egemen sınıfın çıkarlarına hizmet etmeye devam edebilme konusunda demokratik yönetim biçimleri giderek işlevsizleşmektedir.
Çıkış yolu: İşçi sınıfının bağımsız seferberliği
Sosyalist Eşitlik Partisi hem Erdoğan hükümetinin yargı darbelerine hem de CHP’nin sınıfını ve programını gizleyen “demokratik muhalefet” söylemine karşı tek tutarlı cevabın şu olduğunu savunmaktadır: İşçi sınıfının her iki burjuva partiden de bağımsız, uluslararası sosyalist bir program temelinde seferberliği.
Esasen küresel kapitalist sistemin ve burjuva egemenliğinin krizinden kaynaklanan bu saldırı, bu sistemin bir parçası ve savunucusu olan CHP ile beraber değil, ondan tamamen bağımsız bir işçi sınıfı hareketinin inşa edilmesiyle durdurulabilir.
“Mutlak butlan” kararı, demokratik haklar açısından ciddi bir saldırıdır ve bu saldırıya karşı çıkılmalıdır. Ancak bu, CHP’nin peşine takılarak değil; işçilerin kendi bağımsız örgütlerini —işyerlerinde taban komitelerini— ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi’nin önderliğini inşa ederek mümkün olabilir. Diktatörlüğe karşı mücadele, emperyalizme ve kemer sıkma politikalarına karşı mücadeleden ayrılamaz; bu mücadelelerin tümü kapitalist sistemin kendisini hedef almak zorundadır.
