Perspektif

ABD, İran’a yönelik bombardıman ve ablukayı yeniden başlattı: İşçi sınıfını savaşa karşı seferber edelim!

Amerika Birleşik Devletleri, İran’a karşı açık savaşı yeniden başlattı. Geçtiğimiz hafta boyunca Amerikan kuvvetleri ülke genelinde yüzlerce hedefi bombaladı; 90 milyon nüfusa sahip ülkeye deniz ablukasını yeniden başlattı ve saldırıyı süresiz olarak devam ettirmeye hakkı olduğunu ilan etti. Yaşananlar, İran’ı bağımsız bir devlet olarak yok etmeyi, Hürmüz Boğazı’nı ele geçirmeyi ve dünyanın en önemli enerji koridorunu Amerika’nın geçiş ücretli yoluna dönüştürmeyi amaçlayan bir fetih savaşının yeni bir aşamasıdır.

ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayınlanan videodan alınan bu görüntüde, ABD ordusu tarafından ateşlenen ve tek yönlü saldırı uçağı olarak da adlandırılan üç Corsair insansız yüzey aracının 12 Temmuz 2026'da İran'daki Bandar Abbas Deniz Üssü'nü vurması sonucu meydana gelen patlama görülüyor. [AP Photo/U.S. Central Command]

17 Haziran anlaşması uyarınca, Amerika Birleşik Devletleri, gemilerin boğazdan 60 gün boyunca güvenli geçişine izin verilmesi karşılığında İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırmıştı. “Ateşkes” sadece üç hafta sürdü. Trump, 8 Temmuz’da, Ankara’daki NATO zirvesinin son gününde, ateşkesin sona erdiğini ilan etti. Zirvede emperyalist güçler, askeri harcamaları GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarma sözü vermiş ve Ukrayna’nın Rusya’nın içlerine yönelik saldırılarını kutlamıştı.

Cuma günü Trump, “ABD ordusu, uzatılma olasılığıyla birlikte, bir yıllık bir süre için İran’ın tüm bölgelerini tamamen yok etmeye ve imha etmeye hazır, istekli ve muktedirdir” tehdidinde bulundu. Cumartesi gecesinden başlayarak, ABD güçleri art arda üç gece boyunca İran genelinde 300’den fazla hedefi vurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu, dünyanın günlük petrol arzının beşte birinin geçtiği boğazı “ikinci bir duyuruya kadar kapalı” ilan ederek karşılık verdi.

Ardından, pazartesi sabahı Trump, İran’a uygulanan deniz ablukasının yeniden başlatıldığını duyurdu ve radyo sunucusu Hugh Hewitt ile yaptığı bir röportajda şunları söyledi: “Bu gece onları çok sert vuracağız ve yarın da sert vuracağız. Ve bunun karşısında yapabilecekleri hiçbir şey yok.” Trump, Truth Social’da, Amerika Birleşik Devletleri, “boğazdan geçen tüm yükler için yüzde 20 oranında tazminat alacak.” diye yazdı.

Bu gelişmeler, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin 15 Haziran’da ABD emperyalizmiyle yapılacak herhangi bir ateşkesin daha geniş bir savaşın başlangıcı olacağı yönündeki uyarısını doğruluyor. “Savaşın bu aşamasının sona ermesi, savaşın sona ermesi anlamına gelmemektedir,” diye yazmıştık. “2026 ateşkesi de bir sonraki savaşa zemin hazırlayacaktır.”

Yeniden başlatılan bu saldırı, ABD emperyalizminin hedeflerine ulaşmadaki başarısızlığının bir ürünüdür. Trump, şubat ayında İran’a yönelik saldırıyı Tahran’daki hükümeti devirmek, İran’ın nükleer programını ortadan kaldırmak, silahlı kuvvetlerini dağıtmak ve Hürmüz Boğazı’nı ele geçirmek için başlattı. 136 gün sonra, bu hedeflerin hiçbirine ulaşılamadı.

ABD emperyalizminin eylemlerinin belirli bir mantığı var. Geçtiğimiz hafta Trump, İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ının geçtiği Hark Adası’nı ele geçirme ve İran’ın enerji santrallerini ve 90 milyon insanın içme suyunu sağlayan tuz arıtma tesislerini yok etme tehdidinde bulundu. Bölgede iki uçak gemisi saldırı grubu, iki amfibi grubu ve yaklaşık 50.000 Amerikan askeri konuşlandırılmış durumda.

Abluka bir savaş nedenidir ve istila yolunda bir adımdır. Trump yönetimi Hürmüz Boğazı’nın işgalini nasıl gerçekleştirmeyi planlıyor? Böyle bir operasyon, kara birliklerinin büyük bir kısmının konuşlandırılmasını ve Ortadoğu’daki Amerikan kuvvetlerinin halihazırda maruz kaldığının çok ötesinde kayıplar vermesini gerektirir.

Bir uyarı daha yapılması gerekiyor. Gazeteci Seymour Hersh, 10 Haziran’da Trump’ın İran’ın füzelerini ürettiği yer altı fabrikalarına karşı düşük etkili nükleer silah kullanmanın “mümkün olup olmadığını” sorduğunu yazmıştı. ABD emperyalizminin karşı karşıya kaldığı umutsuz durum göz önüne alındığında, nükleer silahların kullanımı göz ardı edilemez.

Dahası İran nihai hedef değildir. İran’a karşı savaş, insanlığı felaketle tehdit eden, gelişmekte olan bir dünya savaşının cephelerinden biridir. Bu savaş, İsrail’in Gazze’deki devam eden katliamı, Batı Şeria’daki şiddeti ve mart ayından bu yana 4.322 kişinin ölümüne yol açan Lübnan bombardımanıyla birlikte ilerliyor. NATO, Ukrayna’da Rusya’ya karşı vekalet savaşını tırmandırıyor ve Amerikan egemen sınıfının tüm hizipleri Çin’in üstüne gitme gereği konusunda birleşmiş durumda.

Siyaset kurumunun hiçbir hizbi savaşın yağmacı amaçlarına karşı çıkmıyor. Sadece savaşın sonuçlarına yönelik eleştiriler var. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler haziran ayında anlaşmayı Tahran’a çok fazla avantaj sağladığı gerekçesiyle kınamıştı. 22 Haziran tarihli Wall Street Journal gazetesindeki bir köşe yazısında, eski Başkan Yardımcısı Mike Pence, anlaşmanın Trump’ın ilk döneminde reddettiği “bir tür yatıştırma politikasını andırdığını” yazdı ve aksi takdirde “Bay Trump’ın silahlı kuvvetlerin işi bitirmesine izin vermesi gerektiğini” vurguladı.

Demokrat Parti liderliği de anlaşmayı aynı ifadelerle eleştirdi. Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer bunu “teslimiyet sanatı” olarak nitelendirdi. Pazar günkü televizyon programlarında Demokratlar eleştirilerini yinelediler. Connecticut Milletvekili Jim Himes, CNN’e verdiği demeçte, “Başkan bize bunun rejimi sona erdirecek bir saldırı olacağı sözünü verirken rejim bundan sağ kurtuldu,” dedi.

Demokrat Parti, Wall Street’in ve ordunun partisidir. Liderleri, savaşın nasıl yürütüldüğü konusunda yönetimle taktiksel anlaşmazlıklar yaşasa da savaşın amaçları konusunda birleşmiş durumdalar: ABD’nin Ortadoğu’ya hâkim olması ve nükleer silahlı Çin ile çatışma hazırlığının ilerletilmesi. Demokratlar, savaşa yönelik muhalefeti, Trump’a muhalefetlerinden dışlamak ve halkın savaş karşıtı duygularını bastırmak için sistematik olarak çalıştılar.

Trump’ın suç teşkil eden bir saldırı savaşı yürütmesinden, diplomatik görüşmeler sırasında bir devlet başkanını ve aile üyelerini öldürmesinden ve binlerce İranlıyı katletmesinden şikâyet edilmiyor. Şikâyet konusu, savaşın henüz amaçlarına ulaşamamış olmasıdır.

Trump’ın açıklamaları, temsil ettiği Amerikan emperyalizminin ve mali oligarşinin katıksız suçluluğunu ve gangsterliğini ifade etmektedir. Bir ülkenin tamamını yok etme tehdidinin açıkça ve kayda geçirilerek yapılması soykırımcı şiddet tehdididir ve bu da başlı başına bir savaş suçudur. Boğazdan geçen tüm yüklerden yüzde 20 oranında vergi alınması talebi, uçak gemileri yardımıyla haraç alma dilidir.

Savaş, ülke içinde de aynı derecede kanunsuz bir şekilde sürüyor. Savaş Yetkileri Yasası uyarınca, bir başkanın savaşa asker göndermesi durumunda, Kongre’den onay alması veya askerleri geri çekmesi için 60 günü var. Trump bu kısıtlamayı, yasa dışı savaşını sürekli işleten bir mekanizmaya dönüştürdü. Sürenin dolmasına yakın, 17 Haziran ateşkesini imzaladı ve Kongre’ye düşmanlıkların “sona erdiğini” bildirdi; bu da yönetimin anlatımına göre 60 günlük süreyi tekrar başa sardırdı.

Yurt dışında savaş ve yurt içinde diktatörlük iki ayrı politika değil, tek bir politikadır. 90 milyonluk bir ülkeyi yok etme hakkını iddia eden bir hükümet, kendi halkının demokratik haklarına tahammül edemez; hele ki bu halk, savaşın bedelini yükselen fiyatlar ve yaşam standartlarındaki devasa gerileme yoluyla ödüyorsa.

Diğer yandan, bu, savaşı durdurabilecek güce de işaret ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde, İran’da, Ortadoğu’nun tamamında ve uluslararası alanda işçi sınıfının bu savaşta hiçbir çıkarı bulunmazken savaşın sona ermesi tamamıyla yararınadır. Dünyanın dört bir yanındaki işçiler, savaşı doğuran kapitalist sistemi hedef alan uluslararası bir savaş karşıtı hareketin öncüsü olarak, ABD emperyalizminin İran’a yönelik saldırısına karşı seferber edilmelidir.

Loading