Halil Çelik ve Yusuf Ateşçi ortak imzasıyla, 29 Nisan 2015’te Toplumsal Eşitlik web sitesinde yayımlanan bu yazıyı, 15 Temmuz 2016 darbesine doğru gidişi bir yılı aşkın bir süre önce öngören analizi nedeniyle tekrar yayımlıyoruz. Makale aynı zamanda Mehring Yayıncılık’tan çıkan Halil Çelik: Bir Sosyalizm Savaşçısı kitabında yer alıyor.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Bipartisan Policy Center’ın [İki Partili Politika Merkezi] 23 Nisan günü açıkladığı, “Türkiye: Artan Oranda Güvenilmez Bir Müttefik” başlıklı rapor [1], ABD egemen sınıfının AKP hükümetine ve burjuva milliyetçi Kürt önderliklerine ilişkin tavrını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
İki partinin (Cumhuriyetçi ve Demokrat) egemenliği üzerine kurulu ABD siyaset kurumunun her iki partisinden de temsilcilerin katılımıyla 2007 yılında kurulan Bipartisan Policy Center (BPC), ABD emperyalizminin stratejik yönelişinin belirlenmesinde rol alan çok sayıda eski devlet yetkilisinden oluşuyor. Egemen sınıfa uzun yıllar üst düzey devlet kademelerinde yer alarak hizmet eden bu insanlar, söz konusu merkezde, ABD emperyalizminin stratejik yönelişine fikir babalığı yapıyorlar.
Bu nedenle, BPC’nin raporu, “bağımsız” bir düşünce kuruluşunun kendinden menkul tespitleri olarak değil; ABD’nin küresel politikalarının belirlenmesinde bir çerçeve olarak ele alınmalıdır.
Rapora göre, “Türkiye artık güvenilmez bir ABD müttefikidir; ABD politikasının buna göre ayarlanması gerekmektedir.” Yapılabilecek en ağır eleştirilerden biri olan bu ifade, ABD emperyalizminin bir süredir AKP iktidarından kurtulma yolunu tuttuğunun açık bir ifadesidir.
Rapor, AKP iktidarının Ortadoğu politikası ile ABD’ninki arasında ortaya çıkan çelişkiyi şöyle açıklıyor: “Amerika Birleşik Devletleri hem çözülüp dağılan bir Ortadoğu ile (özellikle kendisini İslam Devleti -IŞİD- olarak adlandıran terörist grup tehdidi ile) hem de Irak’ta ve Suriye’de daha geniş bir mezhep çatışması ve Yemen’de tırmanan bir savaşla ve tüm bu alanlarda İran ile Suudi Arabistan arasında yaşanan bir güç mücadelesiyle uğraşırken, Türkiye, ya en iyi durumda büyük ölçüde ortada yok ya da en kötü durumda doğrudan doğruya ABD’nin çıkarlarının altını oyuyor.”
Raporda, AKP iktidarının iç politikasına ilişkin olarak, onun “demokratik değerlerden uzaklaştığı”, İslamcı bir tek adam rejimine doğru ilerlediği, yargı üzerinde baskı yaptığı, polise olağanüstü yetkiler tanıdığı, yolsuzluk gibi iddiaları örtmek için çok sayıda muhalif gazeteciyi tutukladığı vb. anlatılıyor. Rapor, böylece, “AKP’nin geriletilmesi” yönelimine, “demokratik” bir gerekçe de sağlamış oluyor. AKP hükümetinin polis devleti inşasını ve otoriter yönelimini yeni bir şeymiş gibi ele alan Bipartisan Policy Center, böylece, Ferguson ve en son Baltimore olaylarında görüldüğü gibi, Amerikan işçi sınıfına karşı benzeri diktatörce önlemler alan ve polis devleti inşasında başı çeken ABD emperyalizmine de “demokratik” bir maske takmış oluyor.
ABD, Ortadoğu’da, bir yandan Suriye’de Esad rejimine karşı IŞİD benzeri örgütlerin yürüttüğü vekil savaşını desteklemeye devam ederken, aynı zamanda Esad ile görüşmelerin başlayabileceğini ifade ediyor; Esad yönetiminin başlıca destekçisi olan ve Yemen’de –dolaylı olarak– karşı karşıya geldiği İran ile IŞİD’e karşı aynı cephede yer alıyor. Washington, son olarak, nükleer enerji konusunda İran ile bir anlaşmaya vardı. Ocak 2011’de başlayan Mısır devriminin kitlesel işçi sınıfı hareketiyle yeniden canlanması karşısında paniğe kapılan ABD, Mısır’da Müslüman Kardeşler yönetimine karşı gerçekleştirilen askeri darbeyi desteklemişti ve şimdi, Sisi yönetiminin arkasında.
Öte yandan Türkiye, bir zamanlar PYD’nin ortak yönetim kurmuş olduğu ve ittifaka açık olduğunu belirttiği [2] El Nusra’yı desteklemeye devam ediyor ve bu örgüt, bu destek sayesinde İdlib’i ele geçirerek Türkiye ile komşu oluyor. Aynı El Nusra, ABD’nin terör örgütleri listesinde ve hava saldırılarının hedefi. Müslüman Kardeşler’in başlıca (belki de tek) destekçisi olan Ankara, ABD’nin bölgedeki başlıca müttefiklerinden Mısır ile de neredeyse düşman.
Bipartisan Policy Center’ın raporu, yalnızca AKP iktidarına yönelik eleştirileriyle değil ama bölgesel gelişmeler konusundaki değerlendirmeleriyle de emperyalist ikiyüzlülüğün damgasını taşımaktadır. IŞİD’i AKP iktidarıyla birlikte Esad rejimini devirmek üzere finanse eden, silahlandıran ve destekleyen ABD (ve Avrupalı emperyalist güçler), bu örgütü, ancak Irak ve Suriye’de kendi çıkarlarını tehdit etmeye başlamasının ardından ve bölgeye bir askeri müdahalenin bahanesi olarak baş düşman ilan etti. Emperyalist merkezlerin “IŞİD karşıtı savaş” ile birlikte AKP iktidarının bu örgüte verdiği desteğe yönelik eleştirilerini tırmandırması, bir yanıyla, onların IŞİD’e verdikleri desteğin üstünü örtme çabasının ifadesiydi (geçerken, sahte solun, bu ikiyüzlü girişimde Batılı emperyalist koalisyona, “barış ve insan hakları” adına ve IŞİD’in neyin ürünü olduğunu sorgulamadan verdiği desteği vurgulamak gerekiyor).
Özetle, ABD’nin zikzaklarla dolu Ortadoğu politikasında değişmez olan tek şey, “ABD’nin saldırgan bir şekilde Ortadoğu ve onun geniş enerji kaynakları üzerinde egemenlik peşinde koşmasıdır.” [3] Onun Türkiye’deki AKP iktidarına yönelik eleştirilerinin altında da, “demokratik” kaygılar değil; Ankara’nın bu pervasız politikalarda ABD ile eşgüdümlü hareket etmemesi, onun tüm taleplerine karşılık vermemesi ve hem bölgede hem de Rusya ve Çin konularında kendi “bağımsız” politikalarını geliştirmeye çalışması yatmaktadır.
Türkiye’nin Suriye’deki radikal gruplarla olan kanıtlanmış bağlantılarına, IŞİD’e karşı savaşa katılmamasına ve en önemlisi, İncirlik üssünü koalisyon güçlerine açmamasına dikkat çeken Bipartisan Policy Center, Ankara’nın Rusya ve Çin ile ilişkilerine de değiniyor. Raporda, Türkiye’nin Rusya ile ticareti arttırarak bu ülkeye yönelik ekonomik yaptırımları deldiği açık bir şekilde ifade ediliyor. Rapor, Rusya’nın yaptırımlara karşı Bulgaristan’dan geçecek olan Güney Akım boru hattı projesini iptal etmesinden, Putin ile Erdoğan’ın Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçecek alternatif bir boru hattı projesini ilan etmiş olmasından ve Türkiye ile Rusya arasında artan enerji ortaklığından duyulan kaygıyı dile getiriyor.
Bütün bunlara, ABD’nin yaptırım uyguladığı bir Çin şirketi ile yapılan füze savunma sistemi anlaşmasından duyulan rahatsızlık da eklendiğinde, emperyalist merkezlerin AKP iktidarını güvenilmez ilan ederek mümkünse hizaya çekme ya da ondan “kurtulma” yönelişine girmesinin başlıca nedenlerinden birinin, onun ABD ve AB emperyalizminin Rusya ve Çin karşıtı küresel gündemini hiçe sayması, en azından hafife alması olduğunu görebiliriz. Bu durumu şöyle ifade etmiştik: “…o zamanlar Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Türkiye’yi Rusya önderliğindeki Avrasya Birliği’ne kabul etme çağrısı yaptı ve Çin ile bir füze savunma sistemi anlaşması imzaladı (bu ‘ihale’, emperyalistlerin yoğun baskısı sonucunda ‘askıda’ tutuluyor). Ankara’nın emperyalist merkezler ile ilişkileri, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı karşısında sessiz kalması, Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlara katılmaması ve Suriye’deki radikal İslamcılara olan desteğini sürdürmesi ile birlikte iyice gerildi.” [4]
Bipartisan Policy Center’ın raporunun “tavsiyeler” başlıklı bölümü, Ankara’nın ABD emperyalizminin bölgesel egemenlik hesaplarındaki yerinin nasıl hızla değiştiğini gösteriyor. Rapor, Obama yönetimine, İncirlik hava üssüne alternatif olarak “Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarında bir üs arayışına girilmesini”; “Suriye Kürtlerine havadan daha fazla yardım” sağlamasını ve böylece “ortaklarını” desteklemeye kararlı olduğunu Türkiye’ye göstermesi gerektiğini, “IŞİD’e karşı tutarlı bir ortak olarak ortaya çıkan PKK’nin terörist örgütler listesinden çıkartılmasını” ve “Türkiye’nin dışında, Gürcistan, Azerbaycan ve Ürdün gibi… başka bölgesel ortaklar” aranmasını öneriyor.
Rapor, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin ve Toplumsal Eşitlik’in, PKK önderliğindeki burjuva Kürt hareketine ilişkin tespitlerini bütünüyle doğrulamaktadır. Geçtiğimiz yıl Eylül ayında, bu konuda şöyle yazmıştık: “Gelinen noktada, PKK ve Suriye’deki kardeş örgütü PYD, Türkiye ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile bir rekabet içerisinde. Bu rekabet, demokrasi, barış ve özgürlük uğruna değil, emperyalist güçlerle kurulan ittifaktaki konum ve Ortadoğu’nun geleceğine dair planlarda yer alma üzerine şekilleniyor.”[5]
Raporun, ABD’nin bölgedeki operasyonları için, İncirlik üssüne alternatif olarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarında bir üs arayışına gidilmesi önerisi, Suriyeli Kürtlere (PYD’ye) daha fazla havadan destek verilmesi ve “IŞİD’e karşı tutarlı bir ortak olarak ortaya çıkan” PKK’nin “terörist örgütler” listesinden çıkartılması çağrısı, aynı zamanda, Toplumsal Eşitlik’in, sözde “barış” sürecine ilişkin tespitlerinin de çarpıcı bir doğrulanmasıdır.
Raporun, yukarıda özetlediğimiz genel çerçevesine uygun bir şekilde, seçimlerde “dürüstlük” vurgusu yapması ve AKP’yi seçimler için uluslararası gözlemciler davet etmeye çağırması oldukça anlamlıdır. Toplumsal Eşitlik, 23 Nisan 2015 tarihli “7 Haziran Seçimleri ve Sahte Sol” başlıklı yazıda şu tespiti yapmıştı:
ABD emperyalizminin bölgedeki sadık müttefiki olarak 2002’de iktidara gelen AKP, 2008 krizinin yıkıcı darbeleri altında hızla değişen uluslararası ve bölgesel dinamiklerin etkisiyle ABD-AB yörüngesinden görece uzaklaşmış ve gelgitli bir konum edinmiş durumda. Ankara’nın yeniden bu yörüngeye sokulması; bunun için de Batılı merkezlerde büyük ölçüde güven kaybeden AKP iktidarının mümkünse “sorunsuz” bir biçimde alaşağı edilmesi, en azından devlet içindeki gücünün geriletilmesi gerekiyor.
Bipartisan Policy Center raporunun, 7 Haziran seçimlerine ilişkin açık mesajı da bu yönde. ABD egemen seçkinleri, Suriye’de ve Irak’ta doğrudan işbirliği içinde oldukları, “IŞİD’e karşı tutarlı bir ortak olarak ortaya çıkan” burjuva Kürt önderliğinin (HDP’nin) TBMM’de olabildiğince güçlü bir şekilde temsil edilmesini istiyorlar. Ama bunu, basitçe, “AKP’den kurtulmak” ya da Türkiye’ye demokrasi getirmek için değil; bölgesel egemenlik hesaplarının bir parçası olarak yapıyorlar.
Milliyetçi burjuva Kürt hareketine yedeklenen ve yaklaşan seçimlerde bu arka planı gizleyerek bir kez daha onu destekleyen “sol” grupların militanları, Bipartisan Policy Center’ın raporunu dikkatle okumalı ve önderliklerinin, emperyalizmin bölgesel egemenlik planlarına hizmet eden ve Türkiye burjuva devletiyle rekabet etme anlamına gelen politikalarını gözden geçirmelidir. Sahte sol önderliklerin ikiyüzlü ve sahte sloganlar eşliğinde verdikleri destek, işçi sınıfını ve gençliği yaklaşan felaketler karşısında siyasi olarak bütünüyle silahsızlandırmaktan başka bir şeye hizmet etmemektedir.
ABD emperyalizminin bölgesel planları doğrultusunda iktidara gelmiş olan ve bir süredir onunla çelişen politikalar izleyen AKP iktidarı ile emperyalizme daha iyi hizmet edeceğini vaat eden Türk ya da Kürt burjuva partilerinden biri arasında tercih yapmak, her durumda, işçi sınıfına ve sosyalizm mücadelesine ihanet anlamına gelmektedir.
Dipnotlar
[1] Bipartisan Policy Center, “Turkey: An Increasingly Undependable Ally”, 23 Nisan 2015. Erişim: https://bipartisanpolicy.org/report/turkey-an-increasingly-undependable-ally/
[2] Akt. Fehim Taştekin, “Kürtlere silah gider ama nasıl?”, 15 Eylül 2014. Erişim: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/fehim-tastekin/kurtlere-silah-gider-ama-nasil-1212726/
[3] Bill Van Auken, “Irak’ın istilasından on iki yıl sonra - Ortadoğu savaşın içine çekildi”, 31 Mart 2015. Erişim: https://www.sosyalistesitlik.org/irakin-istilasindan-on-iki-yil-sonra/
[4] Toplumsal Eşitlik Yayın Kurulu, “7 Haziran seçimleri ve sahte sol”, 23 Nisan 2015. Erişim: https://www.sosyalistesitlik.org/7-haziran-secimleri-ve-sahte-sol/
[5] Yusuf Ateşçi, “ABD’nin IŞİD stratejisi ve PYD-ÖSO anlaşması”, 18 Eylül 2014. Erişim: https://www.sosyalistesitlik.org/abdnin-isid-stratejisi-ve-pyd-oso-anlasmasi/
