Rusya’da savaş döneminin ilk parlamento seçimleri yapıldı

Ukrayna’daki savaşın başlamasından bu yana Rusya’da yapılan ilk parlamento seçimlerinde, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile özdeşleşen iktidar partisi Birleşik Rusya, 355 sandalye kazanarak açık bir çoğunluk elde etti. [Kesinleşmemiş sonuçlara göre] Stalinist Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) 40 sandalyeyle ikinci oldu. Aşırı sağcı milliyetçi Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDPR) 25, Yeni İnsanlar Partisi ise 20 sandalye kazandı. Seçimlere katılmasına izin verilen partilerin tamamı, Rusya’nın Ukrayna’yı istilasını desteklediğini açıkça ilan etmiş partilerdi.

Seçimlere baştan sona savaş damgasını vurdu. Birleşik Rusya’nın adaylarından birçoğu savaş gazisiydi. Vladimir Putin, resmen Birleşik Rusya üyesi olmamasına rağmen partiye kamuoyu önünde açık destek verdi. Bu, daha önce kaçındığı bir adımdı. Putin seçimlerden kısa süre önce halkı sandığa gitmeye çağırdı ve şöyle dedi: “Bu, Rusya’yı zayıflatmak, gelişimini dizginlemek, bizi egemenliğimizden ve kaderimizi kendimizin belirlemesi hakkından yoksun bırakmak isteyenlere verdiğimiz ortak yanıt olacaktır. Seçimlere katılım, Rusya’nın zaferine sizin ortak katkınızdır.”

Seçimler, Ukrayna’nın Rusya topraklarına yönelik, yaklaşık 1.600 insansız hava aracının (İHA) kullanıldığı bugüne kadarki en büyük İHA saldırısının ortasında gerçekleşti. Moskova bölgesinde İHA saldırıları sonucunda en az iki kişi hayatını kaybetti. Rus yetkililere göre, İHA’ların birçoğu seçim altyapısını hedef aldı.

Ukrayna son aylarda Rusya topraklarına yönelik İHA saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu saldırılar yüzlerce sivilin ölümüne yol açtı, büyük petrol rafinerilerini ve lojistik merkezlerini devre dışı bıraktı. Saldırılar ülkedeki toplumsal ve ekonomik krizi önemli ölçüde ağırlaştırdı. Dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olan Rusya, akaryakıt sıkıntısını gidermek için artık yakıt ithal etmek zorunda kalıyor. Temel gıda ürünlerindeki fiyat artışı ciddi biçimde hızlandı.

Seçimlere katılım oranı yüzde 59 oldu. Bu oran düşük olmakla birlikte, Sovyetler Birliği’nin 1991’de Stalinist bürokrasi tarafından yıkılmasından bu yana Rusya’da kaydedilen en yüksek ikinci katılım oranıdır. Oy kullanma hakkına sahip olanlar arasında, Donbas’ın 2022’den bu yana Rusya işgali altındaki bölgelerinde yaşayanlar da vardı.

Egemen sınıf içindeki muazzam siyasi gerilimlerin bir göstergesi olarak Kremlin, seçimden önceki aylarda savaşa ve hükümetin diğer politikalarına açıkça karşı çıkan partileri ve adayları tasfiye etmeyi ihmal etmedi. NATO yanlısı muhalefet partisi Yabloko’nun seçimlere katılması yasaklandı. Partinin genel başkan yardımcısı Lev Şlosberg ise 11 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. RFKP’nin birçok üyesi de çeşitli idari manevralarla ve son anda haklarında açılan ceza davalarıyla seçimlere katılmaktan men edildi. RFKP’nin çoğunluğu ve yönetimi, Putin rejimini ve onun Ukrayna’daki savaşını desteklese de, parti içinde, ölen Aleksey Navalni’nin çevresindeki NATO destekli muhalefetle yakınlaşmayı savunan bir kanat da bulunuyor. Yabloko’nun yasaklanmasından bu yana, RFKP’nin bazı kesimleri bu partinin seçmenlerine daha doğrudan seslenmeye de çalıştı.

Seçimler sırasında RFKP, seçim kurallarının çok sayıda ihlal edildiğini bildirdi. Partinin gözlemcilerinin 21 bölgede görev yapması engellendi. Adil Rusya da dahil olmak üzere diğer partiler de ihlaller bildirdi.

Ancak yüksek katılım oranı ve seçim sonuçları, ne kadar gerici olurlarsa olsunlar, sadece Kremlin’in anti-demokratik önlemleriyle açıklanamaz. Seçimler, son derece çarpık bir biçimde de olsa, işçi sınıfı ve daha geniş halk kesimleri içindeki muazzam kaygı ve endişeyi dile getirdi. Bu kaygı ve endişe, haklı olarak emperyalist güçlerin giderek tırmanan bir saldırısı olarak algılanan gelişmelerden kaynaklanıyor. Nazi Almanyası’nın, Doğu Avrupa’nın dört bir yanından milliyetçi işbirlikçilerin yardımıyla Sovyetler Birliği’ni işgal ettiği İkinci Dünya Savaşı’nın anıları halk arasında hâlâ çok canlı. Savaş sırasında tahminen 27 milyon Sovyet vatandaşı öldürüldü. Bunların arasında 2 milyon Sovyet Yahudisi ile Leningrad (bugünkü St. Petersburg) gibi büyük kentlerin sivil nüfusunun önemli bir bölümü de vardı. Sovyetler Birliği’nin batı bölgelerinin büyük kısmı harabeye dönmüştü. Rusya’da ya da eski Sovyetler Birliği’nin herhangi bir ülkesinde, emperyalist saldırıda bir, çoğu zaman da birden fazla yakınını kaybetmemiş aile neredeyse yoktur. Emperyalist güçlerin, özellikle de Almanya’nın şimdi yeniden Rusya’ya karşı tank göndermesi ve Ukrayna’nın Rus kentlerine füze ve İHA yağdırmasının önünü açması, bu anıları daha da canlandırarak muazzam bir öfke ve korkuya yol açtı.

Ne var ki bu oylar, şovenizmi, militarizmi ve emperyalizmle müzakere yoluyla bir uzlaşmaya varılması çağrılarını bir arada yürüten Putin rejiminin bu varoluşsal tehlikeyi hafifletebileceğine ve savaşın daha da genişlemesini önleyebileceğine dair tehlikeli yanılsamaları da yansıtıyor.

Putin, seçimlerin ilk günü olan 18 Eylül’de Rusya Federasyonu Askeri-Sanayi Komisyonu’nda yaptığı konuşmada bu temel politikayı yineledi. “Bazı Avrupalı liderlerin Rusya’ya karşı savaşa hazırlanmaktan açıkça söz ettiğini” belirten Putin, “Avrupalı komşularımızla işbirliği yapmaya ve ilişkileri yeniden kurmaya hazırız” diye de vurguladı. NATO’nun Baltık’taki son askeri tatbikatlarına dikkat çeken Putin, ardından “gelişen dünya durumu” ışığında Rusya’nın askeri-sanayi önceliklerini sıraladı. Bu ifade, genişleyen küresel çatışmaya yönelik muğlak bir göndermeydi. Putin şöyle dedi: “Nükleer üçlünün [nükleer silahlarını karadan, denizden ve havadan fırlatabilme kapasitesi] güçlendirilmesi mutlak öncelik olmayı sürdürüyor. Nükleer üçlü, ülkemizin egemenliğini güvence altına almaya devam ediyor ve küresel güç dengesinin korunmasında kilit bir rol oynuyor.” Putin ayrıca Rusya’nın hava savunmasının ve askeri İHA programının yanı sıra uzaydaki askeri yeteneklerinin de güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Ne Putin rejiminin emperyalist güçleri yatıştırma ve ilişkileri “yeniden kurma” girişimleri ne de çok daha geniş bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıkları, şekillenmekte olan emperyalist dünya savaşının işçi sınıfı için oluşturduğu varoluşsal tehdidi durdurabilecek güçtedir. Bu politika, 1917 Ekim Devrimi’ne karşı gerçekleştirilen Stalinist karşı devrimden doğan bir oligarşinin sınıf çıkarlarına dayanıyor. Ekim Devrimi, kapitalist sınıfı başarıyla deviren ve yetmiş yılı aşkın bir süre boyunca dünyanın geniş bölgelerini doğrudan emperyalist sömürüye kapatan ilk sosyalist devrimdi.

Eski KGB ajanı Putin ve birçok oligark, doğrudan Stalinist bürokrasinin içinden çıktı. Bu bürokrasi, Sovyetler Birliği’ni yıkarken emperyalist “ortaklarla” yakın işbirliği yaptı. Bugün Rusya’nın muazzam kaynakları üzerinde tam ve doğrudan denetim kurmak amacıyla ülkeye karşı yeni bir emperyalist saldırı başlatanlar da işte bu aynı “ortaklar”dır. Sovyet bürokrasisi o dönemde, Marksistlerin ve özellikle de 20. yüzyılın başlarında Lenin’in geliştirdiği “emperyalizm” kavramının bir “mit” olduğunu ilan etmişti. NATO ve onun Kiev’deki kukla rejimi tarafından uzun süredir kışkırtılan Ukrayna istilasıyla birlikte oligarşi, emperyalist güçlerle “ortaklığa” geri dönmeye çalışıyor. Bu ortaklık, oligarşinin kendini zenginleştirebildiği, işçi sınıfının ise sefalete sürüklendiği uzun bir dönemin temelini oluşturmuştu.

Ancak emperyalist güçlerin yanıtı müzakere değil, çatışmayı tırmandırmak ve genişletmek oldu. İşçi sınıfının siyasi bilincine muazzam zarar veren Ukrayna’nın istilası, onların bakış açısından uzun süredir peşinde oldukları iç ve dış politika hedeflerini hayata geçirmek için memnuniyetle karşılanan bir fırsattı. Ukrayna savaşı kanlı bir fiyaskoya dönüşmüş olsa da, özellikle Avrupalı emperyalist güçler buna saldırılarını derinleştirerek yanıt verdi. Bu durum, yanlış politika kararlarıyla açıklanamaz. Dünya emperyalizminin eski Sovyetler Birliği’nin kaynaklarını ele geçirmeye yönelik yeni girişiminin altında, dünya kapitalist sisteminin krizi yatıyor. Bu kriz, yapay zekâ gibi teknolojilerin gelişmesiyle çarpıcı biçimde hızlandı. Söz konusu teknolojiler, kritik minerallere ve enerji kaynaklarına, yani Rusya’nın büyük miktarlarda sahip olduğu hammaddelere büyük ölçüde bağımlıdır.

Ne mantıkla hareket etme çağrıları ne de askeri baskı, gözlerimizin önünde gelişen bu emperyalist yeniden paylaşımı durdurabilir. İşçi sınıfının bu tehlikeli gelişmeye kendi çıkarları doğrultusunda müdahale edebilmesinin tek yolu, sınıf mücadelesi yöntemlerinden ve enternasyonalist Marksist geleneklerinin yeniden canlandırılmasından geçiyor. Stalinist bürokrasi ve onun oligarşi içindeki mirasçıları, bu gelenekleri yok etmeye çalıştılar. Bu, eski Sovyetler Birliği’nde Troçkist hareketi inşa etmek ve Rusya’daki, Ukrayna’daki ve ötesindeki işçi sınıfını tüm ülkelerdeki egemen sınıfa ve bir bütün olarak kapitalist sisteme karşı birleştirmek için mücadele etmek anlamına gelir.

Loading