Fransa’daki kamu sektörü grevi, savaş ve aşırı sağın yükselişi zemininde uluslararası düzeyde yeniden canlanan toplumsal mücadelelerin bir parçasıdır. Kitlesel seferberlikler birbirini izliyor: İspanya’da yüksek kiralara karşı, Almanya’da zorunlu askerliğe karşı eylemler, ABD’de Trump’a karşı “Krallara Hayır” protestoları, Türkiye’de fiili grevler. Gelişmekte olan şey, şu ya da bu kapitalist hükümetle müzakere talep eden bir dizi ulusal sendikal mücadele değildir.
İşçiler her yerde mali oligarşiye karşı siyasi bir mücadeleye giriyor. Fransa’da itfaiyecilerin, elektrik ve gaz işçilerinin, eğitim emekçilerinin ve ulaştırma işçilerinin talepleri, hem ücretler hem de işyerlerindeki kaynaklar bakımından haklı taleplerdir. Ancak, toplumsal koşulları savunmak ve 2023’teki emeklilik reformuna karşı mücadelede olduğu gibi sendikaların mücadeleleri bir kez daha satmasını önlemek için, işçiler arasında savaşa, diktatörlüğe ve bunları doğuran kapitalist sisteme karşı siyasi bir hareket inşa edilmelidir.
Macron son on yılda askeri bütçeyi ikiye katlayarak 70 milyar avronun üzerine çıkardı, zenginlerden alınan vergileri büyük ölçüde düşürdü ve 3 trilyon avroyu aşan devasa bir borç yarattı. Aynı dönemde medya, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi anketlerinde önde giden Ulusal Birlik’i (RN) parlatıyor. Oysa RN, yıllık 100 milyar, hatta 125 milyar avroluk kemer sıkma paketleri öneriyor. Egemen sınıf, işçilerin taleplerini faşizan bir diktatörlük ve savaş yoluyla ezmeyi amaçlıyor.
Macron’un perşembe akşamı verdiği televizyon röportajı, kemer sıkma ile yeni sömürgeci savaş arasındaki açık bağı doğruladı. Macron, Washington’un İran’a karşı yürüttüğü saldırı savaşı sırasında Husilerin saldırılarına hedef olan Suudi petrol limanı Yanbu’nun denetimini ele geçirmek için Fransız birlikleri göndermeyi önerdi. Aynı zamanda, kamu sektörü ücretlerinin dondurulmasına dayanan 54 milyar avroluk mevcut kemer sıkma planını “adil” olarak nitelendirdi.
Macron’un röportajı, kapitalist krizin boyutlarını ve işçi sınıfının karşı karşıya olduğu siyasi görevleri gözler önüne serdi. Macron, Ukrayna’daki NATO savaşının Fransa’nın enerji arzını kestiğini ve enflasyonu artırdığını söylemenin “gerçekçi” olduğunu kabul etti. O ayrıca, Fransız askeri personelinin yardımıyla Ukrayna’nın gerçekleştirdiği saldırılara Moskova’nın Fransa’ya yönelik saldırılarla misilleme yapma olasılığını dışlayamayacağını da itiraf etti. Trump’ın Avrupa’ya karşı yürüttüğü ekonomik savaş çerçevesinde dizel arzını kesmesi hâlinde bir enerji kıtlığı yaşanabileceğini de dışlamadı.
Açıkçası kapitalist oligarşi, son hızla dünya savaşına, mali iflasa ve bir enerji kıtlığının tetikleyeceği ekonomik ve toplumsal bir çöküşe doğru gidiyor. Bu koşullarda, ekonominin ve siyasi yaşamın denetimi egemen sınıfın elinden alınmadan işçilerin toplumsal ve demokratik haklarını kalıcı olarak savunmak mümkün değildir.
Bunun için, 2023’te emeklilik reformuna karşı mücadelenin sendika bürokrasileri tarafından satılmasının derslerini çıkarmak şarttır. Bu ihanet, daha sonra Yeni Halk Cephesi’nde (NFP) bir araya gelecek olan siyasi güçlerin suç ortaklığıyla gerçekleşti. Milyonlarca işçi reforma karşı greve çıktı. Macron reformu parlamentoda oylamaya sunmadan dayattığında ülkenin dört bir yanında ayaklanmalar patlak verdi. Burjuva yorumcular bile bunun Mayıs 1968 genel grevinden bu yana Fransa’daki en büyük siyasi kriz olduğunu kabul etti.
Sınıf mücadelesinin bir genel greve doğru gelişmesini engelleyen neydi? Böyle bir genel grev Macron’u devirecek ve “Hangi sınıf yönetiyor?” sorusunu doğrudan gündeme getirecekti. Engel, işçiler arasında militanlık ya da öfke eksikliği değildi.
Medyanın Fransa’da “sol” olarak sunduğu her şey, hareketi denetim altına almak ve boğmak için harekete geçti. Bir yanda sendika bürokrasilerinin liderleri, toplumsal öfkenin patlamasından korktuklarını açıkça dile getirdi ve Macron gayrimeşru reformunu yürürlüğe koyar koymaz grevleri sona erdirdiler. Öte yanda, Mélenchon ile Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) ve Révolution Permanente (Sürekli Devrim) gibi uydularının önderliğindeki NFP güçleri, işçilere, sendikal liderliklerin bir “mücadele planı” hazırlayacağı yönündeki boş bir yanılsamaya umut bağlamalarını söyledi.
Olayların seyri, Sosyalist Eşitlik Partisi’ni (PES) haklı çıkardı. PES, Macron’u devirmek, savaşı ve askeri harcamaların tırmanmasını durdurmak için mücadele çağrısında bulunmuştu. PES, Macron’un görevden uzaklaştırılmasını ve gayrimeşru reformunun geri çekilmesini talep etmek üzere işçilerin ve gençlerin işyerlerinde ve okullarda tabandan seferber edilmesi çağrısı yapmıştı. Bugün burjuvazi, sınıf mücadelesinin boğulmasından yararlanarak neofaşist bir diktatörlük kurmaya çalışıyor. İşte bu koşullarda inşa edilmesi gereken, tam da böyle bağımsız bir mücadeledir.
Mélenchon’un yurtdışındaki askeri tırmanışı durdurmak için sunabileceği hiçbir şey yok. Macron’un Suudi Arabistan’a asker gönderilmesine ilişkin röportajının ardından Mélenchon, X’te bir paylaşım yaptı. Ancak bu paylaşımın amacı bu politikayı kınamak değil, onu meşrulaştıracak bir parlamento oylaması talep etmekti. Mélenchon, Fransa’nın İran’la savaşa sürüklenme riski bulunduğunu belirterek şöyle yazdı: “Dolayısıyla Meclis bu konuda oylama yapmalıdır. Anayasa’nın 35. maddesi.”
İşçilerin önündeki görev, yeni sömürgeciliği ve dünya savaşını durdurmaktır, bunları gerici milletvekillerinin oyuyla yasallaştırmak değil. Bunun için işçilerin, sendika bürokrasilerinden bağımsız olarak örgütlenmesi gerekiyor. Bu bürokrasi sanayinin militarizasyonundan işyeri konseyleri aracılığıyla çıkar sağlamaktadır. İşçiler ayrıca mücadelelerini uluslararası düzeyde sınıf kardeşlerinin mücadeleleriyle birleştirmelidir.
“Sarı yelekliler” hareketi, daha 2018’de toplumsal mücadeleleri sosyal medya aracılığıyla bağımsız olarak örgütlemenin mümkün olduğunu göstermişti. Bu nedenle “sarı yelekliler”in geri dönmesi yönündeki çağrılar yayılıyor ve gerçek bir ilgi görüyor. Bu durum, işçi kitlelerinin içgüdüsel olarak hissettiği bir ihtiyaca karşılık geliyor: bürokrasilerin sınıf mücadelesinin üzerine attığı ölü toprağından kurtulma ihtiyacına.
“Sarı yelekliler” seferberliğinin siyasi dersleri zengindir. Bir yandan bu seferberlik, bağımsız bir toplumsal mücadelenin gücünü doğruladı ve Macron’u aylarca köşeye sıkıştırdı. Öte yandan hareketin ilan ettiği apolitiklik ve bir sınıf stratejisini reddetmesi, onu daha geniş bir devrimci seferberlik olanağından kopardı. Bu, işçilerin kemer sıkmaya, savaşa ve kapitalizme karşı uluslararası düzeyde seferber edilmesi olanağıydı. Bugün acilen inşa edilmesi gereken de tam olarak böyle bir seferberliktir.
Bugün belirleyici sorun, Fransız ve uluslararası işçi sınıfı içinde siyasi olarak bağımsız bir hareketin inşa edilmesidir. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nın (TK-Uİİ) geliştirilmesi, işçilerin elindeki silahtır. Bu silah, sendika liderliklerinin mücadeleleri satmasına karşı koymaya ve sendikalı ve sendikasız işçileri ulusal sınırların ötesinde birleştirmeye hizmet eder.
Her şeyden önce, işçi sınıfının emperyalist savaşa ve diktatörlüğe karşı bağımsız ve uluslararası mücadelesini savunanlar, bu perspektifi sınıf mücadelesine taşımak için siyasi olarak örgütlenmeli ve birleşmelidir. Bu temelde, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Fransa şubesi olan PES, işçileri ve gençleri DEUK’un çalışmalarını desteklemeye, WSWS’yi okumaya ve DEUK şubesini işçi sınıfının devrimci öncüsü olarak inşa etmeye çağırıyor.
