Sri Lanka Sosyalist Eşitlik Partisi Dördüncü Kongresi’ni düzenledi

Sri Lanka Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP), 11-13 Eylül tarihlerinde Kolombo’da Dördüncü Ulusal Kongresi’ni düzenledi. Kongre; küresel kapitalizmin derinleşen krizi, emperyalist savaşın tırmanması ve işçiler ile kırsal kitlelerin Halk Kurtuluş Cephesi (Janatha Vimukthi Peramuna-JVP)/Ulusal Halk Gücü (NPP) hükümetinin kemer sıkma önlemlerine karşı büyüyen direnişi ortamında toplandı.

Kongre, “JVP hükümetine ve kapitalizme karşı mücadelede SEP’in stratejisi ve programı” başlıklı ana kararı kabul etti. Kararı Genel Sekreter Deepal Jayasekera sundu. Lasitha Lakmal, Rohantha De Silva ve Saman Gunadasa ise JVP’nin evrimi, Sri Lanka’daki ırkçı savaş ve 2022 kitle ayaklanmasının dersleri üzerine ek raporlar sundular.

Deepal Jayasekera, SEP Sri Lanka’nın Dördüncü Kongresi’ne hitap ederken

Jayasekera, Kongre’nin, dünya savaşı tehdidinin dolaysız bir gerçekliğe dönüştüğü koşullarda toplandığını vurguladı. “Üçüncü Dünya Savaşı artık gelecekte beklenen bir tehdit değil,” dedi. “Gözlerimizin önünde cereyan eden bir gerçekliktir.”

Jayasekera; NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşa, ABD ile İsrail’in Gazze’deki soykırım savaşına, ABD’nin İran’a karşı savaşına ve ABD’nin Hint-Pasifik’te Çin’le askeri çatışmaya yönelik giderek tırmanan hazırlıklarına dikkat çekti. Bunlar birbirinden ayrı çatışmalar değil, küresel kapitalizmin krizinden kaynaklanan ve birbirine bağlı emperyalist şiddet cepheleriydi.

Kongre kararı, Sri Lanka’daki krizi bu küresel krizin yoğunlaşmış bir ifadesi olarak ele aldı. Jayasekera, kapitalizmin temel çelişkilerinin egemen sınıfları dışarıda savaşa, içeride ise kemer sıkmaya ve otoriterliğe sürüklediğini açıkladı. Bu çelişkiler, küresel olarak bütünleşmiş dünya ekonomisi ile çağdışı ulus-devlet sistemi arasındaki ve toplumsallaşmış üretim ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişkilerdir. Aynı çelişkiler, uluslararası sınıf mücadelesinin yeniden canlanmasını da beraberinde getiriyordu.

Jayasekera Kongre’ye, “temel stratejik sorunun” işçi sınıfının bu mücadeleleri kendi bağımsız devrimci önderliği altında sosyalizm için bilinçli bir harekete dönüştürüp dönüştüremeyeceği olduğunu söyledi. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) ve SEP (Sri Lanka) dahil şubelerinin merkezi görevinin, bu dönüşüm için gereken devrimci perspektifi, programı ve önderliği sağlamak olduğunu vurguladı.

Sri Lanka’daki gelişmelere değinen Jayasekera şöyle dedi: “JVP/NPP’nin kısa bir süre önce karşı çıktığını iddia ettiği politikalar, yani IMF kemer sıkma politikaları, devlet baskısının pekiştirilmesi ve emperyalist savaş hazırlıklarına uyum, iktidarının merkezi özellikleri hâline geldi.... Hükümet, işçi mücadelelerini dizginlemek için sendika bürokrasisine yaslanırken polis devleti yöntemlerini de yoğunlaştırmaya hazırlanıyor.”

Raporun merkezi bir bölümü, JVP’nin bir burjuva iktidar partisine dönüşümünü ele aldı. Jayasekera, partinin bir zamanlar Marksist ya da sosyalist olduğu ve ancak sonradan yozlaştığı iddiasını reddetti. JVP’nin Marksizmle ya da sosyalizmle hiçbir zaman bir ilgisi olmamıştı. Partinin evrimi, küçük-burjuva, Sinhala şovenisti ve işçi sınıfı karşıtı temellerinden ve siyasetinden kaynaklanıyordu.

Jayasekera, Keerthi Balasuriya’nın 1970 tarihli uyarısını hatırlattı. Balasuriya’ya göre, demokratik görevlerin ancak proleter sosyalist devrim yoluyla gerçekleştirilebileceği sonucunu reddetmek, işçi sınıfını burjuvaziye tabi kılacak ve nihayetinde JVP’yi kapitalist sınıfın bir uzantısına dönüştürecekti. Jayasekera, “JVP’nin bütün evriminin,” diye savundu, “ve özellikle hükümette geçirdiği son iki yıldaki gelişiminin” Balasuriya’nın analizini güçlü biçimde doğruladığını söyledi.

Jayasekera, Sri Lanka işçi sınıfının kendisini gelecekteki mücadelelere hazırlamak için 2022 kitle ayaklanmasının temel derslerini çıkarması gerektiğini vurguladı. Ayaklanmada iki karşıt siyasi çizgi karşı karşıya geldi. SEP, devrimci sosyalist bir perspektif temelinde işçi sınıfının bağımsız siyasi seferberliği için mücadele etti. JVP/NPP dahil muhalefet partileri ise sendika bürokrasilerinin ve Öncü Sosyalist Parti (FSP) gibi sahte sol grupların yardımıyla bir “geçici hükümet” dayatarak hareketi kapitalist parlamenter çerçeve içinde tutmaya çalıştı.

Jayasekera, sendika bürokrasilerinin ve sahte sol grupların kitle hareketine ihanet etmesinin, egemen sınıfın iktidarına geçici bir istikrar kazandırmasının yolunu açtığını belirtti. Bu istikrar önce ABD yanlısı Birleşik Ulusal Parti (UNP) lideri Ranil Wickremesinghe, ardından da JVP/NPP hükümeti aracılığıyla sağlandı.

Protestocular, Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’da devlet başkanının resmi konutuna giden bir caddede toplanıyor, 9 Temmuz 2022 Cumartesi. [AP Photo/Amitha Thennakoon]

Dolayısıyla belirleyici mesele “öznel etken”, yani kendiliğinden gelişen direnişi bilinçli bir iktidar mücadelesine dönüştürebilecek devrimci bir sosyalist partinin inşasıydı. Jayasekera, işçi sınıfının devrimci sosyalist bir yola girememesinin onun doğasında var olan bir zayıflığa bağlanamayacağını vurguladı. On yıllar boyunca süren Stalinist, sosyal demokrat ve Pablocu ihanetler, işçi sınıfının sosyalist bilincini ve Marksist siyasi kültürünü tahrip etmiş, muazzam siyasi engeller yaratmıştı. Bu nedenle siyasi eğitim, tarihsel meselelerin açıklığa kavuşturulması ve devrimci kadroların yetiştirilmesi vazgeçilmez görevlerdi.

SEP’in (ABD) ulusal başkanı ve Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin yayın kurulu başkanı David North, çevrimiçi bir konuşmayla DEUK’un kardeşçe selamlarını iletti. North, Sri Lanka kongresinin kapitalizmin olağanüstü bir krizi ortamında toplandığını söyledi.

North, Nazi rejimini aklayan aşırı sağcı Almanya için Alternatif’e (AfD) değindi. Partinin son Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde oyların yaklaşık yüzde 45’ini aldığını ve şimdi orada hükümet kurmaya hazırlandığını söyledi.

Bu, muazzam siyasi öneme sahip bir olaydır. Hitler rejiminin çöküşünden seksen bir yıl sonra, Nazilerin siyasi ve ideolojik torunları Almanya’da egemen siyasi güç olarak ortaya çıktı. Ve bu yalnızca Almanya’da olmuyor. Mussolini’nin neo-faşist torunları İtalya’da zaten iktidarda. Vichy rejiminin torunları olan Le Pen hareketi, Fransa’da egemen siyasi güç hâline geldi. İspanya’da Franco’nun torunları güç kazanıyor. Britanya’da bile aşırı sağ kitlesel destek topluyor.

Bu nasıl mümkün olabiliyor? Bunun sorumlusu kim? Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da faşizmin yükselişinden hangi siyasi sonuç çıkarılmalı?

Bu, kapitalist sistemin iflasını ve gerici karakterini gösteriyor. 35 yıl önce Sovyetler Birliği ve Doğu Almanya, Stalinist bürokrasi tarafından tasfiye edildi. Bu, demokrasinin zaferi olarak selamlandı. Ama aslında toplumsal gericiliğin yolunu açtı. Şunu vurgulamalıyız: Sahte soldan Stalinist kalıntılara, sosyal demokratlardan burjuva ulusal hareketlere kadar Marksizme ve Troçkizme karşı olan bütün örgütler, büyüyen toplumsal gericiliğin önünü açan ve onunla işbirliği yapan, siyasi olarak suç ortağı gerici güçlerdir.

North, SEP’in kökenlerini, Pablocu revizyonizme karşı mücadele içinde 1968’de kurulan Devrimci Komünist Birlik’e (RCL) dayandırdı. JVP’nin devrimci siyaset iddialarından kapitalist karşı-devrimi uygulayan bir hükümete evrilmesinin bu tarihi doğruladığını söyledi.

North şöyle devam etti: “İşçi sınıfı kitle hareketinin giderek artan radikalleşmesini ifade edebilecek, bizim devrimci hareketimizden başka hiçbir hareket yoktur. Yoldaş Bogdan Syrotiuk’un serbest bırakılması için yürüttüğümüz kampanyanın benzersiz olmasının nedeni budur. Syrotiuk, WSWS’ye bağlılığı ve dünya sosyalist devrimine verdiği destek nedeniyle hapsedilmiştir.”

North konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Bu kongrede yürütülen tartışma, yalnızca bu ülkedeki hareket için değil, sosyalizm için bir dünya hareketinin inşasına da bir katkıdır.”

SEP (ABD) Ulusal Sekreteri Joe Kishore da kongreye hitap etti. DEUK’un Avustralya, Kanada, Britanya, Almanya ve Türkiye’deki şubeleri ise farklı kıtalardaki işçilerin deneyimlerini ve mücadelelerini kongre tartışmalarına taşıyan yazılı mesajlarını gönderdi.

Lasitha Lakmal’ın JVP’nin tarihi üzerine sunduğu ek rapor, örgütün 1960’ların sonundaki ortaya çıkışından burjuva iktidarının bir aracı olarak bugünkü rolüne uzanan evriminin izini sürdü.

Lakmal, Sirimavo Bandaranaike’nin burjuva hükümetine giren Lanka Sama Samaja Partisi’nin (LSSP) 1964’teki ihanetinin siyasi sonuçlarıyla başladı. Bu ihanet, işçiler ve gençler arasında siyasi bir boşluk yarattı ve JVP gibi küçük-burjuva milliyetçi eğilimlerin önünü açtı.

Lakmal, JVP’nin tarihinin, Keerthi Balasuriya’nın kapitalizmi ancak Marksist bir partiyle silahlanmış işçi sınıfının devirebileceği yönündeki ısrarını doğruladığını söyledi. 1971’in kır ayaklanması, JVP’nin 1980 genel grevine karşı çıkması, toplulukçu savaş sırasında yürüttüğü Sinhala şovenisti kampanya ve işçi sınıfına ve RCL’ye yönelik saldırıları, partinin bağımsız işçi sınıfı siyasetine düşmanlığını gözler önüne serdi.

Rapor, Balasuriya’nın uyarısını da hatırlattı: Balasuriya, JVP’nin Tamil plantasyon işçilerine yönelik ırkçılığının tekelci kapitalizmin elinde bir silaha dönüşebileceği ve faşizme yol açabileceği konusunda uyarmıştı.

RCL’nin LSSP’nin ihanetine verdiği yanıt temelden farklıydı. RCL, Sinhala ve Tamil işçileri birleştirmek için mücadele etti, Tamil halkının demokratik haklarını savundu ve hem devletin toplulukçu savaşına hem de JVP’nin şovenist siyasetine karşı çıktı.

Lakmal, JVP’nin kapitalist düzene sonraki entegrasyonunun izini sürdü. Bu süreç, partinin koalisyon hükümetlerine katılmasını, toplulukçu savaşı desteklemesini, burjuva partilerle ittifaklar kurmasını ve emperyalist güçlere giderek daha fazla yönelmesini kapsıyordu.

Ulusal Halk Gücü’nün 2019’da kurulması, bu evrimde bir sonraki aşamaya işaret etti. JVP; akademisyenleri, profesyonelleri, STK’ları ve üst orta sınıf kesimlerini bünyesine katarak kendisini saygın bir siyasi güç olarak yeniden markalaştırmaya çalıştı. Böylece iş dünyasına ve uluslararası yatırımcılara kapitalist ekonomik ilişkileri savunacağı güvencesini verdi.

Rapor, bu dönüşümü doğrudan JVP’nin 2022 ayaklanmasındaki rolüne ve ardından hükümete gelişine bağladı.

Irkçı savaşın tarihi üzerine ek raporu sunan Rohantha De Silva, askeri çatışma 2009’da sona ermiş olsa da Tamil kitlelerinin karşı karşıya olduğu sorunların hiçbirinin çözülmediğini açıkladı. Ülkenin kuzeyinde ve güneyinde yüz binden fazla insan öldürüldü, çok daha fazlası yerinden edildi. Bu, kapitalist sistemin iflasını gözler önüne seriyor.

De Silva şöyle dedi: “Savaş, yapısal bir gelişme değil, Sri Lanka egemen seçkinlerinin izlediği politikaların ürünüydü. Militan ve sosyalist bir işçi sınıfıyla karşı karşıya kalan zayıf burjuvazi, işçi sınıfını bölmek için Sinhala Budist şovenizmini körükledi ve bu da toplulukçu savaşa yol açtı. Ama bu önceden belirlenmiş bir sonuç değildi. Belirleyici etken, işçi sınıfı önderliğinin, başta da LSSP’nin ihanetiydi. Bu ihanet, partinin 1964’te halk cephesi hükümetine girmesiyle doruğa ulaştı.”

De Silva “Bu ihanet, küçük-burjuva hareketlerin, yani kuzeyde LTTE’nin ve güneyde JVP’nin ortaya çıkmasına yol açtı,” diye devam etti. Bu küçük-burjuva hareketlerin iflası artık gün yüzüne çıkmıştır. RCL, LTTE’nin çöküşünü önceden görmüştü.

De Silva, RCL’nin o dönemki yayın organı Kamkaru Mawatha’da 1987’de yayımlanan bir makaleye atıfta bulundu. Makale sadece ulusal temelli bir hareketin kurtuluşu sağlayamayacağını, kapitalist ulus-devlet sistemi içinde siyasi olarak yalıtılmış ve güçsüz kalacağını açıklıyordu.

De Silva sonuç olarak, ulusal sorunu çözmenin tek yolunun işçi sınıfının dünya sosyalist devrimi perspektifiyle iktidarı ele geçirmesi olduğunu vurguladı.

Saman Gunadasa’nın ek raporu, 2022 kitle ayaklanmasının siyasi derslerini, SEP ve partinin gelecekteki mücadelelere hazırlığı açısından ele aldı.

Gunadasa, 2022’nin tamamlanmış bir tarihsel olay olmadığını vurguladı. Hükümetin gelecekteki mücadeleleri bastırmaya yönelik hazırlıkları, bu derslere dolaysız bir güncellik kazandırıyor. Temel mesele, SEP’in işçi sınıfını ve kitleleri 2022 mücadelesinin siyasi sınırlarını aşacak bir ayaklanmaya nasıl hazırladığıdır.

Troçki’nin 1905’i 1917 Rus Devrimi’nin provası olarak çözümlemesinden yararlanan Gunadasa, belirleyici görevin bir ayaklanmadan siyasi sonuçlar çıkarmak ve işçi sınıfını uluslararası sosyalist bir perspektifle gelecekteki mücadelelere hazırlamak olduğunu söyledi.

Gunadasa, aynı yaklaşımın SEP için de vazgeçilmez olduğunu savundu. 2022 ayaklanması, pandemi ve Ukrayna’daki savaşla derinleşen uluslararası bir krizden doğdu. SEP, en başından itibaren WSWS, parti yayınları, toplantılar ve işçilerin yanı sıra kırsal kitlelerle yürütülen tartışmalar aracılığıyla müdahalede bulundu.

İki genel grev, işçi sınıfının muazzam gücünü gözler önüne serdi ve devrimci olanaklar ortaya çıktı. Ancak SEP, militan işçileri bağımsız siyasi iktidar mücadelesi programına kazanacak ölçüde onların arasında kök salmış değildi. Bu durum, sahte sol ve orta sınıf güçlerin hareketi yeniden burjuva parlamenter iktidarın kanallarına yönlendirmesine olanak tanıdı.

Yenilgi, devrimci programın başarısızlığını değil, devrimci önderliğin eksikliğinin sonuçlarını gösterdi. SEP’in işçi eylem komiteleri kurulması, kırsal kitlelerin seferber edilmesi ve İşçilerin ve Kırsal Kitlelerin Demokratik ve Sosyalist Kongresi programı, bu duruma karşı alternatifi oluşturuyor.

Gunadasa, işçilerin “devrimci mücadelenin uluslararası olduğunu, mevcut milliyetçi burjuva çerçevenin bir uzantısı olmadığını” kavraması gerektiğini vurguladı. Sözlerini şöyle tamamladı: “Sosyalist bilinç kendiliğinden doğmaz. Bilinçli bir devrimci önderlik gerektirir. Bu kongrenin önündeki meydan okuma budur.”

Kongre, Bogdan Syrotiuk’un serbest bırakılması kampanyasına ilişkin bir kararı oybirliğiyle kabul etti.

Kongre yeni bir Merkez Komitesi (MK) seçti. Yeni MK; Deepal Jayasekera’yı genel sekreter, Saman Gunadasa’yı ulusal sekreter yardımcısı, Lasitha Lakmal’ı ulusal editör ve Pani Wijesiriwardane’yi ulusal editör yardımcısı olarak yeniden seçti.

Kongre, tırmanan savaş, toplumsal eşitsizlik ve demokratik haklara yönelik saldırılar ortamında, SEP’in Sri Lanka’daki çalışmasının dünya sosyalist devrim partisini inşa etmeye yönelik uluslararası mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu tespit etti.

Kongredeki raporlar, kararlar ve katkılar, işçileri ve gençleri önümüzdeki mücadeleler için siyasi olarak silahlandırmak amacıyla Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde yayımlanacak.

Loading