Soykırım karşıtı belgesel Naza ABD’de vizyona girerken Netanyahu hükümeti filme saldırılarını sürdürüyor

İsrail ordusunun Gazze’deki Filistin halkına yönelik canice şiddetini konu alan Naza adlı belgesel, ABD’de vizyona girdi ve kayda değer bir başarı elde etti. İsrailli yönetmenler Yuval Abraham ve Rachel Szor’un filmi, bu yılki Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanmış ve gösterimde izleyicileri derinden etkileyip rekor düzeyde bir alkış tufanıyla karşılanmıştı.

Naza

IndieWire, ABD’de gösterime girmesinin üzerinden iki hafta geçen Naza’nın “500 bin dolar sınırını aşacağını; bunun her belgesel için, özellikle de böylesine hassas ve siyasi açıdan yüklü bir konuyu ele alan bir film için etkileyici bir başarı olduğunu” bildirdi.

Filmde, Tel Aviv’de çatılarda kimlikleri gizlenerek görüşülen İsrail ordusundan iki düzine kişi, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) Gazze’de sivilleri hedef alıp katletmek için kullandığı yapay zekâ sistemlerini ve protokolleri ayrıntılarıyla anlatıyor. Naza, İbranicede esas olarak “tali hasar” anlamına gelen bir kısaltmadır.

Filme göre IDF, saldırı ya da imha hedefi olan bireylerin veya yapıların belirlenmesine yardımcı olan çeşitli programlar geliştirdi. WSWS’nin açıkladığı gibi,

filmdeki belki de en korkunç ayrıntı, programların yüzde 15’lik bir “izin verilen hata” oranıyla geliştirilmiş olması. Röportaj konuklarından biri yüzde 20’lik bir beklenen orandan söz ediyor ama ima edilen şey “hata oranlarının” daha da yüksek olabileceği. Her halükârda insan operatör, sivil zayiat söz konusu olduğunda “hataları” her zaman makineye yükleyebiliyor.

Röportaj konuklarına göre eşikler hedefin önemine göre değişebiliyordu; yani zaman zaman tek bir saldırıda bir Hamas önderini ortadan kaldırmanın gerekli bedeli olarak 500’e varan sivil ölüm kabul edilebiliyordu. Programlar yalnızca hedef gözeten cinayetler için kullanılmıyor; kuzey Gazze’de insanların bir daha geri dönmesini engellemek üzere bütün mahalleleri yok etmek için de kullanılabiliyor. Eski bir asker, yapay zekâ programlarının tespit ve gözetim gücü üzerine şöyle diyor: “İnsan kendini biraz Tanrı gibi hissediyor.”

Siyonist düzen ve IDF yetkilileri, Naza’ya ve filmin yapımcılarına zehir zemberek saldırılar yönelterek onları “vatana ihanetle” suçladı ve ödüllü belgesel No Other Land’in dört yönetmeninden ikisi olan Abraham ile Szor’a karşı sağcı ve kanunsuz saldırıları üstü kapalı biçimde teşvik etti.

Savaş suçlusu Netanyahu, Naza’da konuşan kaynaklar hakkında soruşturma açılması çağrısında bulundu. Hükümetin filme yönelik saldırıları giderek şiddetlendi.

Netanyahu cumartesi günü sosyal medyada şunları yazdı:

Genelkurmay Başkanı’nın, Şin Bet [gizli servis] başkanının ve başsavcının “Naza” filminin katılımcıları hakkında kapsamlı bir soruşturma başlatmasını ve bu kişilerin ağır bilgi güvenliği ihlalleri, iftira suçu ve İsrail’in diplomatik ve güvenlik çıkarlarına zarar verme eylemleri nedeniyle yargılanmalarını talep ediyorum.

Film, İsrail Devleti’ni ve [İsrail ordusunu] uluslararası alanda karalayan, gerçek dışı, yanıltıcı ve taraflı bir anlatı sunuyor ve İsrail’in itibarına ağır zarar veriyor.

Yüz binlerce Filistinlinin ölümünden ve yaralanmasından sorumlu faşist haydutlardan bu tepkiyi almış olması, tamamen filmin hanesine yazılacak bir başarıdır. Elbette, İsrail hükümeti Trump yönetimiyle birlikte zaten gezegenin en nefret edilen ve en lanetlenen rejimiyken Naza’nın onun itibarına “ağır zarar verdiği” düşüncesi saçmadır.

Filmin yapımcılarından James Wilson, “İsrail hükümeti üyelerinden ve İsrailli politikacılardan gelen histerik, sövgü dolu, saldırgan tepkileri” ve “vatandaşlıklarını iptal etme tehditleri” dahil yönetmenlere yönelik tehditleri kınadı.

Yönetmenler Rachel Szor (solda) ve Yuval Abraham, Naza filmiyle Jüri Özel Ödülü’nü kazandıktan sonra, 12 Eylül 2026 Cumartesi günü İtalya’nın Venedik kentinde düzenlenen 83. Venedik Film Festivali’nin kapanış töreninde ödül sahipleri için yapılan fotoğraf çekiminde poz veriyor. [AP Photo/Scott A Garfitt/Invision]

Wilson, “[kendi] ülkelerinin siyasi seçkinleri tarafından vatana ihanet ve iftira suçlamalarıyla tehdit edilen” yönetmenler için bu sürecin “çok zor, çok stresli, korkunç ve ürkütücü” olduğunu ekledi.

Rachel Szor, New York Times’ın bir podcast yayınında şunları söyledi: “Çok yoğun bir dönemdi. Filme gösterilen tepkiler son derece saldırgandı. Ailemin evinin önündeki göstericiler asılmamızı istiyordu. Bize yöneltilen ciddi bir şiddet söz konusu.”

Yuval Abraham ise şunları ekledi: “İsrail’deki evimize dönmek istiyoruz, ama şu anda dönemiyoruz. Netanyahu kısa süre önce filmimizin İsrail’e doğrultulmuş balistik füzeler gibi olduğunu söyledi. Tamamen bir kışkırtma atmosferi var. O kadar çok ölüm tehdidi aldık ki ailelerimiz ve arkadaşlarımız bize dönmememizi söylüyor. Bizim için güvenli olmadığını belirtiyorlar.”

Eylül ayının sonlarında yaklaşık 1.500 İsrailli film yapımcısı ve sinema sektöründen isim, “Yuval ve Rachel’ın yanındayız” başlıklı bir dilekçe imzaladı. Dilekçede son günlerde “filmin yaratıcılarına karşı eşi görülmemiş bir kışkırtma ve tahrik kampanyasına tanık olduk. Bu kampanya ile şiddete kışkırtma ve hayatlarına yönelik fiziksel tehdit arasındaki mesafe giderek daralıyor” deniyordu.

Aralarında Ari Folman ve Nadav Lapid’in de bulunduğu isimlerin imzaladığı dilekçe şöyle devam ediyor:

Biz sinemacılar, hâlâ ifade ve yaratım özgürlüğü için mücadele eden herkesi, Rachel Szor ve Yuval Abraham’a destek ve dayanışmayı dile getirmeye çağırıyoruz. Sanatın ve gazeteciliğin temel rolü, içinde var oldukları topluma ayna tutmak, gerçeklik zor olsa bile önyargısız bir söylem ve tartışma yaratmaktır.

Yine geçen ayın sonlarında Uluslararası Belgesel Derneği (IDA), İsrail hükümetinin Naza’ya yönelik saldırılarını kınayan bir açıklama yayımladı. Dernek, Netanyahu rejimine şu çağrıda bulundu:

film yapımcıları Yuval Abraham ve Rachel Szor’a yönelik tehditlerden vazgeçmeye [çağırıyoruz]. Onlara karşı yürütülen kamuoyu yıldırma kampanyasına da son verilmesini istiyoruz.

NAZA’nın Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanmasından bu yana üst düzey İsrailli yetkililer filmin yönetmenlerine karşı harekete geçti. Kültür Bakanı onları vatana ihanetle suçladı ve vatandaşlıklarını iptal ettirmeye çalıştı. Başbakan, “IDF askerlerine iftira atan” herkesin vatandaşlığını iptal edecek ve iftira davalarındaki tazminat miktarlarını yirmi kat artıracak yasa tasarılarını açıkladı.

Bu resmî söyleme, film yapımcılarına karşı bir kamuoyu kampanyası eşlik etti. ... İsrailli film yapımcıları ve insan hakları grupları bunun şiddete yol açabileceği uyarısında bulundu. Bir filme karşı görüş ayrılığı, onu yapan insanlara yönelik bir tehdide dönüşmemelidir.

IndieWire, Naza’nın gişe serüvenini anlatırken, “İsrail hükümetinin Filistinlileri öldürmek için kullandığı sistemlere sert bir bakış” sunan filmin “önde gelen bağımsız stüdyoların dağıtmak istemeyeceği kadar tartışmalı olduğunu” adeta geçiştirerek belirtiyor. Siyasi korkaklık ya da İsrail’in soykırımına açık destek, ABD’li dağıtımcıların dünya çapında tarihsel öneme sahip bir filmi kamuoyunun karşısına çıkarmasını engelledi.

IndieWire, 11 Ekim tarihli haberinde, dağıtımını kendisi yapan Naza’nın;

geçen hafta sonu New York’taki IFC Center’da prömiyerini yaptığını ve ilk sekiz gününde 125 bin dolardan fazla hasılat elde ettiğini belirtti. Film daha sonra Kuzey Amerika’da 30 şehirde 85 salona yayıldı; üç günlük hafta sonunda 298.240 dolar, dört günlük tatil süresince ise tahminen 378.200 dolar daha kazandı. Pazartesi itibarıyla ülke içi hasılatının 504.074 dolara ulaşması bekleniyor.

Film ve televizyon eleştirilerini derleyen Rotten Tomatoes (Çürük Domates) sitesinde “yüzde 100 eleştirmen onayı” alan filmi gösteren salonların birkaçının önünde Siyonizm yanlısı protestolar düzenlendi.

Loading