Perspektif

Ukrayna’dan St. Petersburg’a geniş çaplı İHA saldırısı: ABD-NATO’nun Rusya’ya karşı savaşı tırmanıyor

Ukrayna, cumartesi gecesi Rusya’ya 1.000’den fazla insansız hava aracıyla (İHA) saldırdı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana St. Petersburg’a yönelik en büyük bombardımandı. Rusya Savunma Bakanlığı’nın 15 bölge, Kırım ve Karadeniz genelinde 1.015 İHA saydığı saldırı, savaşın başlangıcından bu yana Rus topraklarına yönelik en ağır bombardımanlardan biri oldu.

18 Ekim 2026 Pazar günü, Rusya'nın St. Petersburg kentindeki bir sanayi bölgesine Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırıların ardından gökyüzüne duman bulutları yükseliyor. [AP Photo/UGC]

Bu saldırıları, Ukrayna’ya en az 100 milyar dolar değerinde silah sağlamış olan NATO güçleri doğrudan finanse ediyor. Saldırılar da bu güçlerin ordularının doğrudan sağladığı hedefleme verileri temelinde yapılıyor.

Son saldırı, NATO güçlerinin, Rusya’nın 30 Eylül’de Avrupa hükümetlerine yaptığı uyarıya verdiği yanıttır. Rusya bu uyarıda, toprak bütünlüğüne yönelik tehditlere “nükleer silahlar da dahil olmak üzere, emrindeki kuvvet ve kabiliyetlerin tüm cephaneliğiyle” karşılık verileceğini bildirmişti.

Yaptıklarının bir nükleer savaşı tetikleme riski taşıdığına dair bu açık uyarı karşısında NATO güçleri tırmanmaya gidiyor. NATO’nun Avrupa’daki en üst komutanı General Alexus Grynkewich, 12 Ekim’de düşmanın “savaş yürütme sistemini” —“bu gücü destekleyen, ayakta tutan ya da kontrol eden her şey” dahil— “kırmakla” tehdit etti.

Bu koşullarda ABD ve uluslararası medyada, NATO ile Rusya’nın bir “dünya savaşına” girmekte olduğu giderek daha açık biçimde kabul ediliyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden birinde Financial Times, cumartesi günü gazetenin baş dış politika yorumcusu Gideon Rachman’ın “Uyurgezer gibi Üçüncü Dünya Savaşı’na mı yürüyoruz?” başlıklı köşe yazısını yayımladı.

Rachman, “Onlarca yıldır barışı kanıksamış bölgeler ve ülkeler —Batı Avrupa, Doğu Asya, Körfez ülkeleri— artık savaş olasılığıyla ya da savaşın gerçekliğiyle boğuşmak zorunda,” diyor. Rachman’ın belirttiğine göre, dünya liderlerinin bir üçüncü dünya savaşının çıkması üzerine açıkça spekülasyon yapması artık “sıradan” bir şey hâline geldi.

Rachman, Lev Troçki’ye atfedilen bir sözü aktararak şöyle diyor: “Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgileniyor.”

Ama ABD ve Avrupa, Üçüncü Dünya Savaşı’na “uyurgezer gibi” yürümüyor. Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasından bu yana bilinçli olarak ona doğru ilerliyorlar. Baba Bush, 1991 Körfez Savaşı’nın arifesinde bir “yeni dünya düzeni” ilan etmişti. Bu savaşı Somali’ye müdahale, Bosna’nın bombalanması ve 1999’da Sırbistan’a karşı savaş, Afganistan ve Irak’ın işgalleri, Libya’nın yıkımı, Suriye’deki vekâlet savaşı ve ABD destekli Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı savaşı izledi.

2022’den bu yana bu savaşlar tek bir küresel yangında birleşti. Bu yangın; ABD-NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşı, Washington’un silahlandırdığı ve savunduğu İsrail’in Gazze’deki soykırımını, Haziran 2025’te İran’ın bombalanmasını ve bu yıl 28 Şubat’ta İran’a karşı başlatılan savaşı kapsamaktadır.

Amaç, dünyanın eski emperyalist güçler arasında yeniden paylaşılmasıdır. Bu şiddetli ve süregiden proje, mevcut Rus devletinin parçalanmasını da içeriyor; bu da uçsuz bucaksız Avrasya kara parçasını sınırsız kapitalist sömürüye açacaktır. Mali sermayenin oligarkları için birkaç yüz milyon insanın hayatını kaybetmesi, bu zengin ganimet karşılığında ödenecek küçük bir bedeldir.

Ne var ki Rachman’ın anlatımında dünya savaşı tehlikesi tamamen Rusya ve Çin’in yaptıklarından kaynaklanıyor. Bu anlatıya göre “dünya savaşı” tehdidi, hiçbir tarihsel öncülü olmaksızın Putin’in Şubat 2022’de aldığı kararla başlamış. Rachman, “Putin ‘özel askerî harekâtını’ başlattığında” bir kırılma noktasına ulaşıldığını ileri sürüyor: “O zamandan bu yana küresel siyasi atmosfer köklü bir dönüşüme uğradı.”

Rusya’nın Ukrayna’yı istilası birdenbire olmadı. Bu, Rus kapitalist oligarşisinin NATO’nun yıllar süren provokasyonlarına verdiği gerici ve çaresiz bir yanıttı. Bunu NATO’nun kendi liderliği de dile getirmiştir. Dönemin NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Washington Post’un Mayıs 2023’te yayımladığı bir röportajda şöyle demişti: Savaş “2022’de başlamadı. Savaş 2014’te başladı.”

Stoltenberg şöyle devam etmişti: “Ve o zamandan beri NATO, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana kolektif savunmamızın en büyük takviyesini hayata geçirdi ... 2014’e kadar NATO müttefikleri savunma bütçelerini azaltıyordu. 2014’ten bu yana Avrupa’daki ve Kanada’daki tüm müttefikler savunma harcamalarını önemli ölçüde artırdı ... bu, NATO’nun 2014’te başlayan muazzam bir dönüşümüdür.”

ABD, 2014’te Rusya yanlısı Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in hükümetini deviren ve bugünkü rejimi —sıkıyönetim altında yöneten bir diktatörlüğü— iktidara getiren darbeyi finanse etti, silahlandırdı ve destekledi. O zamandan bu yana ABD ve NATO, Stoltenberg’in açıkladığı gibi, Ukrayna’ya para ve silah yağdırarak onu Rusya’ya karşı savaşta bir cephe devletine dönüştürdü.

Ama Maydan darbesinin kendisi de NATO ittifakının sınırlarını Rusya’nın kapısına dayayan onlarca yıllık emperyalist politikanın bir ürünüydü.

Rachman, küresel savaş patlamasının itici gücünü haklı olarak “küresel güç dengesindeki bir kaymaya” bağlıyor ve şöyle diyor: “Berlin Duvarı’nın yıkıldığı yıl olan 1989’da G7 ülkeleri —ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, İtalya, Kanada ve Japonya— küresel ekonomik üretimin yaklaşık üçte ikisini oluşturuyordu ... 2022’ye gelindiğinde ise G7, küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 43’ünü temsil ediyordu.”

Rachman’a göre bu kayma, “revizyonist güçleri ABD’nin ve müttefiklerinin küresel hâkimiyetine meydan okumaya teşvik ediyor.” Dünya Bankası verilerine göre Çin’in dünya üretimindeki payı, 1989’da yüzde 2’nin altındayken 2024’te yaklaşık yüzde 17’ye yükseldi.

Bununla birlikte Rachman, 2022 itibarıyla G7’nin hâlâ “küresel askerî harcamaların yaklaşık yarısını” oluşturduğunu belirtiyor. Eski emperyalist güçler, ekonomik olarak artık sahip olmadıkları üstünlüğü askerî alanda koruyor. Son 35 yılı savaşarak geçiren, dünya ekonomisinde kaybettiklerini zor yoluyla geri almaya çalışan Çin değil, onlardır.

Rachman’ın köşe yazısının en tuhaf yanı, küresel savaşın yeniden ortaya çıkmasının suçunu halkın savaşa karşı muhalefetine yükleme çabasıdır. Rachman, “ABD’de savaş karşıtı duyguların büyümesinin revizyonist güçlere bir fırsat kapısı araladığını”, ABD Başkanı Donald Trump’ın “ABD’nin müttefiklerine karşı güvenlik taahhütlerinden geri çekilmesi fikrine açıkça ilgi duyduğunu” ve “bir üçüncü dünya savaşına yönelik en büyük riskin tam da bu belirsizlikte yatıyor olabileceğini” yazıyor.

Bu argüman, ABD’nin dünyaya hükmedememesini Amerikan hükümetinin askerî şiddete yeterince kararlılıkla sarılmamasına yoran John Birch Society’nin basmakalıp söyleminden başka bir şey değildir. Rachman’ın akıldışı mantığına göre, savaşan her ülkenin halkı ve hükümeti son damla kanına kadar savaşa tümüyle bağlı olsaydı, savaş olmazdı!

Her yanı saran kapitalist krizin ve büyüyen işçi sınıfı muhalefetinin kıskacındaki emperyalist güçler, sorunlarından çıkış yolunu savaşta arıyor. Emperyalist savaşın küresel çapta patlak vermesi ise sınıf mücadelesini ve kapitalist krizi daha da yoğunlaştırıyor. Bu durum ABD’den Fransa’ya kadar dünyanın dört bir yanında işçileri ve gençleri mücadeleye sürüklüyor. Fransa’da öğrenciler ve işçiler bu hafta, yeniden silahlanmaya milyarlar aktarırken toplumsal ihtiyaçlara hiçbir şey ayırmayan bir hükümete karşı sokakları doldurdu.

İşçi sınıfının dünyanın yeniden paylaşılmasında hiçbir çıkarı yoktur. NATO ile Rusya arasındaki çatışma nükleer eşiği aşarsa, savaşmaya gönderilecek ve milyonlar halinde ölecek olanlar işçilerdir. Uluslararası bir sosyalist hareketin inşası yoluyla bunu durdurma gücüne sahip olan da bizzat işçi sınıfıdır.

Loading