Arnavutluk’ta öğrenci protestoları hükümeti sarstı

Salı gününden bu yana Arnavutluk’un başkenti Tiran’ı bir öğrenci protestoları dalgası sarsıyor. 13 Ekim’de Eğitim Bakanlığı önünde birkaç yüz öğrencinin katıldığı bir miting olarak başlayan eylem, birkaç gün içinde Başbakan Edi Rama hükümetinin tamamına karşı geniş tabanlı bir harekete dönüştü.

18 Ekim 2026 Pazar günü, Arnavutluk'un Tiran kentinde düzenlenen hükümet karşıtı gösteride çıkan çatışmalar sırasında protestocular bir araya geliyor. [AP Photo/Hameraldi Agolli]

Çarşamba gününe gelindiğinde, Tiran’ın çok sayıda sakini öğrencilere katıldı ve bakanlık önünde binlerce kişi toplandı. Protestolar sırasında Eğitim Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı’nın bulunduğu binalar ateşe verildi; protestocular ayrıca Maliye Bakanlığı’na girerek belgeleri ateşe verdi.

Perşembe günü lise öğrencileri de protestolara katıldı ve başkentteki okullarda derslere ara verildi. Protestolar nedeniyle Parlamento, planlanan genel kurul oturumunu gelecek haftaya erteledi. Cumartesi günü binlerce kişi yeniden protesto etti ve Tiran’ın merkezinde şiddetli sokak çatışmaları yaşandı.

Hareket artık tüm ülkeye yayılmış durumda. Tiran’ın dış mahallelerinden Kamza’da başlayan protestolar, İşkodra, Avlonya, Lushnje, Elbasan, Dıraç ve Görice’de de gerçekleşti. Pek çok genç, gösterilere devam etmek için taşradan Tiran’a geldi.

Cuma gününe kadar yalnızca başkentte yaklaşık 50 protestocu ve birkaç polis memuru yaralanmıştı. Cumartesi gününe kadar çoğu genç 167’den fazla gösterici gözaltına alındı. 388 kişi hakkında cezai işlem başlatıldı. Tiran’ın merkezinde bir banka ile üniversite binaları tahrip edildi.

Polis, bir kısmı reşit olmayan protestoculara karşı aşırı şiddet kullanıyor. Genç protestoculara karşı göz yaşartıcı gaz, tazyikli su, cop ve —cumartesi günü ilk kez— plastik mermi kullanıldı. Acımasız baskıya yönelik yaygın öfkenin ardından, beş polis memurunun yoldan geçenlere saldırdıkları gerekçesiyle açığa alındığı bildirildi.

Öğrenciler doğrudan yüksek harçları, karşılanamaz kiraları, mali destek eksikliğini, üniversitelerdeki içler acısı koşulları ve mezuniyet sonrası kariyer olanaklarının yokluğunu protesto ediyor. Bunun altında derin bir toplumsal kriz yatmaktadır. Kâğıt üzerinde Arnavutluk, Avrupa Birliği’nin (AB) en önde aday ülkelerinden biri olarak görülüyor; oysa ücretler, satın alma gücü ve kamu hizmetleri AB ortalamasının çok altında. Uzun yıllardır özellikle gençler ülkeyi kitleler hâlinde terk ediyor.

Siyaset bilimci Afrim Krasniqi, öğrencilerin yaklaşık üç aydır barışçıl biçimde protesto gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Hükümetin taleplerini görmezden geldiğini ve iğrenç bir karalama kampanyasıyla karşılık verdiğini söyledi. Bir hukuk öğrencisi, Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı’na (BIRN) yaptığı açıklamada, yolsuz siyasetçilerin adalet önüne çıkarılması için gösterilere katıldığını söyledi.

24 yaşındaki öğrenci ve müzik öğretmeni Anjeza Marku, Avusturya gazetesi Der Standard’a şunları söyledi: “135 gün boyunca barışçıl biçimde protesto ettik, ama iktidardakiler katılımcılara yalnızca hakaret etti. Kamuoyu, gençliği Arnavutluk’un son umudu olarak görüyor; bizi sık sık Fransa’daki gençlerle bile kıyasladılar. Ama hükümet barışçıl protesto edip etmememizi umursamıyor. Sesimizi zaten dinlemeyecek.”

Marku şunları ekledi: “Bu yolsuz hükümetle herhangi bir tartışmaya girmeyi reddediyoruz. Güvenimizi boşa çıkardı ve ikinci bir şansı hak etmiyor.”

Öğrenci protestoları, mayıs ayı sonundan bu yana bu Balkan ülkesini saran daha geniş bir protesto hareketinin parçası. Tetikleyici, flamingolar için koruma altındaki bir yaşam alanı olan Narta Lagünü’nün hemen yanındaki Sazan adasında ve Zvërnec yakınlarındaki kıyı şeridinde yaklaşık 1,4 milyar avro değerinde bir turizm projesiydi. Başlıca yatırımcı, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner. Kıyı şeridi kordon altına alındıktan sonra ilk köylüler 23 Mayıs’ta sokaklara çıktı; 30 Mayıs’ta özel güvenlik görevlileri göstericilere saldırdı.

Lagündeki kuşların adını alan hareket, hızla Tiran’a ve diğer kentlere yayıldı. 1990’ların başında Stalinist rejimin çöküşünden bu yana en büyük protesto dalgası hâline geldi ve bilinçli olarak siyasi partilerden bağımsız örgütleniyor. Plajlar, koylar ve doğal koruma alanları milyarderlere devredilirken halkın kelimenin tam anlamıyla dışlanması hareketin çıkış noktası oldu ve dar bir seçkin kesimin ülkeyi uluslararası sermayeye sattığı bir sistemin simgesi hâline geldi.

Arnavutluk, Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biri. Resmî olarak nüfusun beşte birinden fazlası yoksul olarak sınıflandırılıyor. Resmî işsizlik oranı 2025’in üçüncü çeyreğinde yaklaşık yüzde 8’di; gençler arasında ise neredeyse iki katıydı. Oysa bu resmî rakamlar gerçeği neredeyse hiç yansıtmıyor.

Rama, yaz aylarında hareketi, iddiaya göre dezenformasyon ve yabancı çıkarlar tarafından yönlendirilen bir “hibrit savaşın” parçası olarak bir kenara itti. Cuma günü ise şiddetten muhalefeti ve “yabancı aktörleri” sorumlu tutarak, bunların Arnavutluk’un AB yolunu engellemeye çalıştığını iddia etti.

1990’ların sonunda, daha önce siyasette hiçbir deneyimi olmayan Rama, eski Stalinist iktidar partisi olan Sosyalist Parti’nin (PS) liderliğini devraldı ve partiyi AB yanlısı bir partiye dönüştürdü. 2013’ten bu yana iktidarda ve geçen yıl dördüncü kez göreve geldi.

Protestolara, halka karşı her zamanki küçümsemesiyle karşılık verdi ve şimdiye kadar istifa etmeyi kategorik olarak reddetti. PS parlamento grubu lideri Taulant Balla, ayaklanmalardan muhalefetteki Demokrat Parti’yi (PD) sorumlu tuttu.

Rama ve hükümeti derinden nefret ediliyor ve yolsuzluk skandallarıyla dolu. Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SPAK), Başbakan Yardımcısı Belinda Balluku’yu devlet inşaat sözleşmelerinin verilmesine müdahale etmekle suçladı; Rama, kısa bir açığa almanın ardından onu önce görevine iade etti ve ancak Şubat 2026’da bir kabine değişikliği sırasında görevden aldı. Çok sayıda eski bakan hakkında soruşturma sürüyor.

Protestocular AB’den herhangi bir destek beklememeli. Tiran’daki AB delegasyonu, yetkililerden yalnızca “orantılı” bir karşılık verilmesi yönünde kısa bir çağrı yapmakla yetindi. Oysa Brüksel, Rama hükümetini yıllardır destekliyor; özellikle de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile yapılan, mültecilerin AB ülkelerine geçişini engellemek üzere tasarlanan Arnavutluk topraklarındaki mülteci kamplarına ilişkin anlaşma nedeniyle.

Eski Cumhurbaşkanı ve Başbakan Sali Berişa liderliğindeki sağcı PD, hareketi kendi amaçları için kullanmaya çalışıyor. Öğrencilerin taleplerini desteklediğini iddia ediyor ve bir geçiş hükümeti ile erken genel seçim çağrısı yapıyor. Berişa ikiyüzlü biçimde protestolara arka çıktı ve doktorları ve hemşireleri protestolara katılmaya çağırdı.

Ancak Arnavutluk halkı, Berişa ve onun gibi sağcı, yolsuz siyasetçilerden fazlasıyla deneyim kazanmış durumda. Tiran’da göstericiler “Rama hapse, Berişa hapse” sloganları atıyor. Protestoya katılmak isteyen PD milletvekillerinden gösterileri terk etmeleri istendi.

2023’te kendisi de yolsuzluk ve kara para aklamayla suçlanan ve ABD seyahat yasağına tabi olan Berişa, başlangıçta Kushner projesini destekledi ve ancak protestolar yayıldıktan sonra projeye karşı çıktı. Hem PS hem de PD, kapitalist restorasyondan bu yana Arnavutluk’a hâkim olan özelleştirmeyi, sosyal refaha yönelik saldırıları ve kişisel zenginleşmeyi savunuyor.

2018’de bir öğrenci hareketi, Rama’yı sekiz bakanı görevden almaya ve “Üniversite İçin Pakt” ilan etmeye zorlamıştı. Bu, temel koşulları hiçbir şekilde değiştirmedi. Ne bir kabine değişikliği ne de Berişa’nın geri dönüşü sorunları çözecektir.

Arnavutluk’taki olaylar münferit bir olgu değil. Fransa’da lise öğrencileri eylül ortasından bu yana okullarını bloke ediyor. Aşırı kalabalık ve harap derslikleri, öğretmen açığını, ezici ders programlarını ve Fransa’nın üniversite kabul sistemi olan Parcoursup’u protesto ediyorlar. Aynı anda Başbakan Sébastien Lecornu, toplam 54 milyar avroluk kemer sıkma önlemlerini dayatırken, on milyarlarca avro orduya aktarılıyor.

Cumartesi günü, Arnavutluk’ta durum tırmanırken, Fransa’da 800 bin kişi sokaklara çıktı. İspanya, Belçika, Portekiz ve İrlanda’da da haftalardır yüksek kiralara, artan fiyatlara ve sürdürülemez yaşam koşullarına karşı kitlesel gösteriler yapılıyor.

Fransa’da da hareket, gençler, işçi sınıfı ve hükümet arasında bir çatışmaya dönüştü. Eğitim Bakanlığı’na göre, Fransa genelinde 891 okulda derslere tamamen veya kısmen ara verildi; bunların 250’si Büyük Paris bölgesindeydi. Ulusal Lise Öğrencileri Birliği (USL), öğrenciler tarafından abulkaya alınan veya yetkililer tarafından kapatılan okul sayısını yaklaşık 1.800 olarak açıklarken, Öğrenci Birliği Sorbonne ve ENS Paris-Saclay dâhil 57 üniversite yerleşkesinin ablukaya alındığını bildirdi.

Polis protestolara acımasız güçle karşılık verdi. İki öğrenci polisin attığı el bombaları nedeniyle birer elini, bir diğeri ise bir gözünü kaybetti. 28 Eylül’den bu yana, büyük çoğunluğu reşit olmayan 6.000’den fazla kişi gözaltına alındı.

Burada da öfke hiçbir şekilde yalnızca harap okullara yönelik değil. Pek çok genç, öğrencilere yönelik baskının bir genel grevi tetiklediği Mayıs 1968’i hatırlıyor.

Arnavutluk ve Fransa’daki protestolar, İspanya ve Belçika gibi diğer ülkeleri de süpüren uluslararası bir sınıf mücadelesi dalgasının parçası. Her yerde gençlerin ve işçilerin öfkesi aynı eğilimlere -kemer sıkmaya, toplumsal eşitsizliğe, polis baskısına, militarizasyona ve savaşa- karşı yöneliyor.

18 Ekim 2026

Loading