İsrail, 27 Ekim’de sandık başına gidiyor ve hiçbir siyasi parti savaşa ve otoriter rejime bir alternatif sunmuyor.
İsrail parlamentosu Knesset’in 120 sandalyesi için yarışan Siyonist partilerin her biri —Başbakan Binyamin Netanyahu’nun sağcı Likud partisi, aşırı Ortodoks gruplar, aşırı sağcı faşizan partiler ve sözde muhalefet— aynı programa bağlıdır: Gazze’de ve Batı Şeria’da Filistinlilere karşı soykırımın sürdürülmesi ve genişletilmesi, ABD emperyalizminin İran’a ve müttefiklerine karşı yürüttüğü daha geniş bölgesel savaşın parçası olarak Lübnan’a, Suriye’ye ve Husilere (Ensarullah) karşı savaş.
ABD Başkanı Donald Trump, seçimlere sayılı günler kala ve aylarca süren gergin ilişkilerin ardından, 18 Ekim Pazar günü Netanyahu’nun konumunu güçlendirmeye ve savaş hedeflerini hayata geçirmede tercih ettiği adayı garantiye almaya çalıştı. Truth Social’da paylaştığı bir mektupta, “İsrail’in lideri yanlış biri olursa —ki Bibi dışındaki herkes yanlış biridir— bu işi Amerika olarak kendimiz yapmak zorunda kalırız, benim de buna hiç niyetim yok,” diye yazdı.
Trump aynı mektupta İran’ı da tehdit ederek, “yollarını hızla değiştirmezlerse işi yakında bitireceğiz,” dedi. ABD ara seçimlerinin ardından düzenlenecek bir saldırıya hazırlık olarak bölgeye ABD kuvvetleri yığılıyor.
Siyonist düzenin tüm kesimleri Trump’ın arkasında duruyor ve Washington’ın kaynak zengini bölgeye ve kilit ulaşım yollarına hâkim olma çabalarında İsrail’in vekil güç olarak hizmet edeceğini taahhüt ediyor.
Netanyahu, İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere karşı soykırım savaşı sırasında işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Kasım 2024’te hakkında yakalama kararı çıkardığı bir savaş suçlusudur. İsrail, yaklaşık 75 bin Filistinliyi katletmiştir; gıda, temiz su, sanitasyon ve ilaç yokluğu nedeniyle ölenler ise sayısızdır. Geçen yıl üzerinde uzlaşılan sözde ateşkese rağmen İsrail, katliamı günde dört kişi oranında sürdürmüş ve 14 Ekim Çarşamba günü Gazze’ye yönelik ticari sevkiyatlara abluka uygulamıştır. Bu gelişme, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın, büyük ölçüde başlıca emperyalist güçlerin fonlarını kesmesi nedeniyle Filistinlilere yaptığı yardımı azaltmak zorunda kaldığı bir dönemde yaşanıyor.
Netanyahu, İran’a karşı savaşı tırmandırma sözü verdi. ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı bu suç niteliğindeki saldırı savaşı, daha ilk günlerinde İran yöneticilerinin suikastla öldürülmesini ve aralarında okul çocuklarının da bulunduğu sivillerin bombalanmasını içeriyordu.
Netanyahu, 18 Ekim Pazar günü iki saat süren ve ender görülen türden basın toplantısında İran rejimini yıkma sözü vererek, “Rejim düşmeli ve onu ben düşüreceğim,” dedi. Trump’la yaptığı bir görüşmenin videosunda ise “Donald, bitirmemiz gereken bir iş var,” diyordu.
Netanyahu, giderek büyüyen uluslararası tepkiye rağmen Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinin boyutunu küçümsedi ve “varoluşsal” olarak nitelendirdiği seçimin, İsrail’in askeri hedeflerini tamamlayıp tamamlamayacağını ya da geçmişin başarısız güvenlik politikaları olarak tanımladığı politikalara geri dönüp dönmeyeceğini belirleyebileceği uyarısında bulundu.
Netanyahu’nun faşizan koalisyon ortakları, Dinî Siyonizm partisinden Bezalel Smotriç ve Yahudi Gücü partisinden Itamar Ben-Gvir, Batı Şeria ve Gazze’nin ilhakı üzerine kampanya yürütüyor; Ben-Gvir, 1,86 milyon Filistinlinin Gazze’den “tehciri” için bir plan açıkladı.
Medyanın “ılımlı” ya da “merkezci” olarak sunduğu muhalefet bloğunun liderlerinin neredeyse tamamı, Netanyahu’nun yönetiminde görev yapmış eski askeri liderler ve/veya siyasetçilerdir ve tüm temel meselelerde onunla hemfikirdirler; öyle ki Netanyahu hükümeti dört yıllık görev süresini eksiksiz tamamlayabilmiştir. Bu, 1973 seçimlerinin ardından Golda Meir ve Yitzhak Rabin’in başını çektiği hükümetten bu yana, dağılmadan ya da erken feshedilmeden tam bir dönemi tamamlayan ilk hükümet oldu.
Siyasi istikrarsızlık, İsrail toplumunu sarsan devasa gerilimlerin bir yansımasıdır. Bu gerilimler; 1948–49’da ve 1967’de ülkenin Filistinli yurttaşlarının çoğunluğunun sürülmesi ve mülksüzleştirilmesi üzerine kurulan, Arap komşularıyla tekrar tekrar savaşan ve dışarıdan bir hamiye —onun için bir garnizon devleti işlevi gördüğü ABD emperyalizmine— bağımlı olan bir kapitalist devletin ürünüdür.
Seçim, Siyonist müesses nizam içinde savaşların en iyi nasıl yönetileceği, ganimetin nasıl paylaşılacağı ve sürekli militarizm etrafında örgütlenmiş bir toplumun ürettiği, giderek derinleşen iç toplumsal ve ekonomik krizin nasıl bastırılacağı üzerine yürüyen bir hizip mücadelesinden ibarettir. Savaş harcamaları 2022’de gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 4,2’sinden 2026’da yaklaşık yüzde 8’ine —dünyanın en yüksek oranları arasına— fırlarken, savaşlar şimdiden 133 milyar dolar gibi devasa bir bedele, yani Gazze’nin yeniden inşasının tahmini maliyetinin neredeyse iki katına ulaşmıştır. Hiçbir parti, bu savaşların bedelini ödemek zorunda kalan işçi sınıfına herhangi bir alternatif sunmamaktadır.
Muhalefet açısından temel mesele savaş değil, Netanyahu’nun kendisidir. Buna yolsuzlukları, otoriter bir devlet kurma çabaları, dinci köktendincileri destekleyip beslemesi ve 7 Ekim saldırısı için herhangi bir sorumluluk almaması dahildir.
Anketlerde önde giden parti, eski genelkurmay başkanı ve hakkında iddianame düzenlenmemiş bir savaş suçlusu olan Gadi Eisenkot’un siyasi aracı “Yaşar”dır (“dürüst” ya da “dosdoğru” anlamına gelir). Eisenkot, İsrail’in Gazze’deki soykırım savaşını yürütmek için sekiz ay boyunca Netanyahu’nun savaş kabinesinde yer aldı. Kendisi, Hizbullah ve Hamas gibi devlet dışı silahlı gruplarla bir çatışmada İsrail’in, düşmanın denetimindeki bölgelerde sivil altyapıya karşı ezici ve orantısız güç kullanması gerektiğini öngören Dahiye doktrinini formüle etmesiyle tanınır.
Eisenkot, stratejiyi 2008’de Yedioth Ahronoth gazetesine verdiği ünlü röportajda şöyle özetlemişti: “2006’da Beyrut’un Dahiye semtinde yaşananlar, İsrail’e ateş açılan her köyde yaşanacak… Oraya orantısız güç uygulayacak, büyük hasar ve yıkıma yol açacağız… Bu bir tavsiye değil. Bu bir plan. Ve onaylanmıştır.”
Bir başka muhalefet partisi, Naftali Bennett ve Yair Lapid’in Yahad (Birlikte) listesidir. Bu ikili, 2021–22’de bir yıl içinde çöken tutarsız bir ittifak olan “değişim hükümeti”ne öncülük etmiş ve Netanyahu’nun İsrail tarihinin en sağcı hükümetinin başında yeniden iktidara gelmesinin yolunu açmıştı. Şimdi Eisenkot’u ve sağcı Yisrael Beiteinu (İsrail Evimiz) partisinin başındaki Avigdor Liberman’ı kendi saflarına çekmeye çalışıyorlar.
Netanyahu’yu sağdan sert biçimde eleştiren bu isimler, onun askeri ve siyasi stratejilerinin fazla zayıf kaldığını ve İsrail’in düşmanlarını tamamen ortadan kaldırmayı başaramadığını savunuyor. “Tek bir santimetre” bile toprak vermeyi reddediyor ve Hizbullah “etkisiz hâle getirilmedikçe” Lübnan’la barış olamayacağında ısrar ediyorlar. Bu isimler, Türkiye ve Katar’ın savaş sonrası her türlü düzenlemenin ya da barış planlamasının dışında tutulması çağrısında bulundular ve Hamas’la bağları nedeniyle Katar’ı resmen “düşman devlet” ilan etmeyi taahhüt ettiler.
Bu partiler; 7 Ekim’e ve Netanyahu’nun yaklaşan saldırılar konusunda kendisine yapılan uyarılara rağmen harekete geçmemesine yönelik bir devlet soruşturması açılmasını, Netanyahu’nun dinci koalisyon ortaklarının koruduğu aşırı Ortodokslara tanınan muafiyetlere son verecek genel zorunlu askerliği, aşırı Ortodoks din okullarının finansmanının kesilmesini, başbakanın görev süresinin sınırlandırılmasını ve yazılı bir anayasa hazırlanmasını talep ediyorlar.
İşçi Partisi ile Meretz’in birleşmesiyle kurulan ve siyasi partiler arasında nihayetinde bir Filistin devletçiğinin kurulmasını destekleyen tek parti olan Demokratların başında da bir başka eski genelkurmay başkanı, Yair Golan bulunuyor. Golan, seçimi kazanmaları hâlinde Netanyahu’nun bu aşırı sağcı muhalifleriyle hükümet kurmak için iş birliği yapacağını vaat ederek Demokratların yerleşimlerin genişletilmesine son verilmesi ve Gazze’nin denetiminin Filistin Yönetimi’ne bırakılması çağrısını gülünç duruma düşürdü.
İsrail’in nispi temsil sisteminde başlıca muhalefet partileri, Netanyahu’nun sağcı bloğundan sandalye koparabilmek için Arap seçmenlerin yüksek katılımına bağımlılar; buna rağmen Arap siyasetçilere bakanlık vermeye yanaşmazlar.
Bu nedenle Ben-Gvir, ülkenin Arap çoğunluklu iki ana siyasi bloğunu —Raam’ı (Birleşik Arap Listesi) ve Ortak Liste’yi (Hadaş, Taal ve Balad partilerinden oluşan ittifak)— seçimlerden menettirmeye çalıştı. Bu, nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan İsrail’in Filistinli yurttaşlarını oy hakkından yoksun bırakmaya yönelik açık bir girişimdi.
Yasak, Yüksek Mahkeme tarafından bozuldu. Ancak partiler seçime yeniden dahil edilirken, Balad partisinin lideri Sami Ebu Şehade, emsal oluşturacak resmî bir karar çıkmadan önce adaylığını geri çekmesi için yoğun baskıya maruz kaldı.
Şehade’nin adaylıktan çekilmeye zorlanması, yasaklama girişimleri ve muhalefet partilerinin Arap siyasetçileri bir koalisyona dahil etmeyi reddetmesi, Siyonist devletin temel niteliğini gözler önüne sermektedir: Filistinlilerin siyasi yaşamdan dışlanması üzerine kurulmuş olan bu devlet, şimdi bu dışlanmayı seçim sürecinin kendisinde resmîleştirmektedir. Bu durum, İsrail’in “Ortadoğu’daki tek demokratik devlet” olduğu iddiasını yerle bir etmektedir.
Seçimi hangi hizip kazanırsa kazansın, temel program —militarizm, işgal, Filistinlilerin dışlanması, baskı ve derinleşen toplumsal kriz— aynı kalacaktır. Buna ancak Yahudi, Filistinli, Arap, Türk, Kürt ve İranlı işçilerin uluslararası işçi sınıfıyla beraber sosyalist bir program temelinde bağımsız seferberliği son verebilir.
