Küresel sınıf mücadelesi patlamasının ortasında Brezilya devlet başkanlığı seçiminin ikinci turu

24 Ekim 2026 Cumartesi günü Portekizce ve İngilizce olarak yayımlandı.

Devlet başkanlığı seçimleri tartışması sırasında Flávio Bolsonaro ile Luiz Inácio Lula da Silva. [Photo: Band TV]

25 Ekim Pazar günü Brezilyalılar, devlet başkanlığı seçiminin ikinci turu için yeniden sandık başına gidiyor. Bir yanda, “Geniş Cephe”nin (Frente Ampla) başında yeniden seçilmek için yarışan İşçi Partisi’nden (PT) Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva var. Öteki yanda ise Liberal Parti’den (PL) Senatör Flávio Nantes Bolsonaro bulunuyor. Flávio, darbe girişimi nedeniyle 27 yıllık hapis cezasını çekmekte olan faşist eski Devlet Başkanı Jair Messias Bolsonaro’nun en büyük oğludur. Oğul Bolsonaro, ilk turu, geçerli oyların yüzde 47’sini alarak, yüzde 45,2’de kalan Lula’nın önünde bitirdi.

Seçim, sınıf mücadelesinin dünya genelinde patlak verdiği bir ortamda yapılıyor. Bu patlamanın bugünkü en yoğun ifadesi Fransa’dır. 17 Ekim’de 550 binden fazla lise öğrencisi, “sarı yelekli” ve işçi, artan hayat pahalılığına, eğitimdeki kesintilere ve polis baskısına karşı yürüdü. Washington’da Donald Trump, protestoları şiddetle bastırılması gereken “eksiksiz bir devrim” olarak nitelendirdi.

Fransa’daki patlama, Avrupa’yı saran savaş, kemer sıkma ve baskıya karşı protesto ve grev dalgasının bir parçasıdır. Aynı dalga Latin Amerika’ya da uzanıyor: Meksika’daki sağlık emekçilerinden Kolombiya’daki ulusal greve, Arjantinli kamu emekçilerinden Şilili madencilere ve Bolivya’da mazot zamlarına karşı düzenlenen ve orduyla bastırılan protestolara kadar.

IMF, kamu harcamalarında kesintiler yapılmasını küresel ölçekte “acil” ilan etti. Bu programı, onu kabul etmeyi reddeden işçi sınıfına dayatmak diktatörce yönetim biçimleri gerektiriyor. Dünya burjuvazisi de bu amaçla her yerde faşist güçleri besleyip büyütüyor.

İşçi sınıfına yönelik ortak bir saldırı programı

Brezilya’da da seçimin koşullarını belirleyen, burjuvazinin kamu borcu krizi olarak algıladığı durumdur. Haziran ayına kadarki 12 ayda devletin nominal açığı GSYİH’nin yüzde 9,99’una ulaştı. Bu, pandemiden bu yana en yüksek düzeydir ve açığı büyüten, GSYİH’nin yüzde 8,8’ine denk gelen 1,16 trilyon reallik faiz ödemeleridir. İşçi sınıfının ürettiği servetin muazzam bir bölümü doğrudan tahvil sahiplerine aktarılıyor.

Mali seçkinler, bir sonraki hükümetten ne talep ettikleri konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. Finans basını 2027 için beklenen önlemleri şimdiden sıralıyor: emekli aylıklarının ve sosyal yardımların asgari ücrete bağlılığının kaldırılması ve sağlık ile eğitim harcamalarının vergi gelirlerinden ayrıştırılması. Bu, on milyonlarca işçinin, emeklinin ve yoksulun yaşam koşullarına doğrudan bir saldırıdır ve resesyon korkusu bu talebi daha da zorunlu kılmaktadır.

Her iki burjuva aday da kendini bu programın uygulayıcısı olarak sunuyor. Flávio Bolsonaro, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin “elektrikli testeresinden” esinlenen bir tesouraço —makasla yapılacak kapsamlı bir kesinti— vaat ediyor. Programı, GSYİH’nin yüzde 1,5’i oranında bir mali ayarlama, bir borç tavanı, 10 bakanlığın kaldırılması ve görev süresinin başında kemer sıkmayı dayatacak bir anayasa değişikliği öngörüyor. Perde arkasında Bolsonaro ekibi, emekli aylıklarındaki reel artışlara son vermeyi şimdiden ele aldı.

Lula ise aynı programı, tam da bir toplumsal patlamayı kışkırtmaktan kaçınmak üzere hesaplanmış bir biçimde sunuyor. İlk turun ardından yaptığı ilk resmî açıklamada, ülkede hiç kimsenin kendisine ve Devlet Başkanı Yardımcısı Geraldo Alckmin’e “mali politika hakkında konuşacak ahlaki otoriteye” sahip olmadığını ilan etti. Lula ve Geniş Cephe, bu kapitalist saldırı programıyla hiçbir çatışma önermiyor; onu olabildiğince etkili biçimde yönetmeye çalışıyor.

Brezilya’nın tüm siyasi sisteminin sağa kayması

İlk turda elde ettiği hatırı sayılır üstünlük sayesinde Flávio, son haftalarda en açık darbe tehditlerinden vazgeçebildi. Bu tehditler ortadan kalkmış değil. Aday, Brezilya’yı “yeniden demokratikleştirmek” için Anayasa’yı değiştirmeyi amaçladığını açıkladı; bu öneriyi devlet başkanı adayları arasındaki tartışma programında da yineledi ve suçla mücadeleye ve cezai sorumluluk yaşının düşürülmesine bağladı. Flávio’nun seçimi kaybetmesi faşist tehdide son vermeyecektir. Her şey, böyle bir yenilginin sonuçlara yönelik şiddetli bir itirazla —8 Ocak 2023’ün daha yüksek bir düzeyde tekrarıyla— birlikte geleceğini gösteriyor. Üstelik bu kez çok daha patlayıcı koşullarda ve ABD emperyalizminin giderek daha doğrudan ve şiddetli müdahalesiyle damgalanan bir Latin Amerika’da.

Son haftalarda Folha de S.Paulo’nun ele geçirdiği, Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın sahibi Meta’daki şirket içi yazışmalar, çalışanların Lula’nın hesabının Flávio’nunkine kıyasla kısıtlandığını kabul ettiklerini ortaya çıkardı. Bunun üzerine PT kampanyası, Yüksek Seçim Mahkemesi’nden (TSE) Bolsonaro’nun adaylığının “algoritmik manipülasyon” gerekçesiyle iptal edilmesini talep etti. Bu olaylar, şirketin iddia ettiği gibi bir “teknik aksaklık” olmak şöyle dursun, ABD kapitalist oligarşisinin merkezî kesimlerinin Brezilya’da yeni bir Bolsonaro hükümetini öne çıkarmaya kararlı olduğunu gösteriyor.

20 Ekim’de, kendisini Bolsonaro ailesinin müttefiki ilan eden Arjantin’in faşist Devlet Başkanı Javier Milei, sosyal medyada Lula’nın bir röportajından bir kesit paylaştı, Brezilya devlet başkanını “hırsız” diye niteledi ve son kampanya numarasının “seçimi çalmayı içermemesini” umduğunu yazdı. Hile imaları bir doğaçlama değildir. Milei bu senaryoyu daha temmuz ayında, Flávio’nun adaylığının ilan edildiği etkinlikte yaptığı konuşmada ileri sürmüştü. Bu, 2022 seçimlerinde Jair Bolsonaro ile ordu yüksek komutasının yürüttüğü ve 8 Ocak 2023’te Brasília’daki faşist baskınla doruğa ulaşan komployla doğrudan süreklilik içindeki bir stratejidir. Milei temmuzdaki konuşmasında kuşkuya hiç yer bırakmamıştı: “Bunu dört yıl önce, son devlet başkanlığı seçimlerinde zaten gördünüz ve yeniden göreceksiniz. Hazırlanın. Çünkü solun kirli oyun oynamakta hiçbir sorunu yok. Büyük bir muharebeye hazırlanın.”

PT ve Geniş Cephe’nin bu gelişmelere yanıtı da aynı gerici rotayı izledi ve ikinci tur kampanyası boyunca sağa kayışını derinleştirdi. Lula, 15 Ekim’de Jornal Nacional’e verdiği röportajda, ağır suçlarda cezai sorumluluk yaşının 18’den 16’ya düşürülmesinden yana olduğunu açıkladı. Bu, aşırı sağın saplantı hâline getirdiği ve PT’nin kendisinin onlarca yıl karşı çıktığı bir meseledir. Lula aynı zamanda, suç örgütleri üyelerine verilen cezaları ağırlaştıran, cezaevinden geçici izinleri ve infazda kademeli geçişi kısıtlayan Kamu Güvenliği Anayasa Değişikliği Önerisi’ni (PEC), “Suçluya hapis” sloganıyla kampanyasının başlıca bayraklarından biri yaptı.

Kampanya giderek Geraldo Alckmin’in etrafında dönmeye başladı. Alckmin, São Paulo’nun eski valisidir ve otuz yıl boyunca, PT’nin 1994’ten 2014’e kadar her devlet başkanlığı seçiminde karşısına çıktığı geleneksel sağ parti Brezilya Sosyal Demokrasi Partisi’nin (PSDB) başlıca önderlerinden biri olmuştur. Lula onu mali uyarlamadan anlayan adam olarak sundu ve piyasaların güvenini kazanmak için onu maliye bakanı yapmayı düşünmeye başladı. PT’nin son kampanya yayınında, Bolsonaro’nun eski Hükümet Sekreterliği Bakanı General Carlos Alberto dos Santos Cruz yer alıyor ve şu slogan kullanılıyor: “Soldaysan 13’e oy ver; sağdaysan 13’e oy ver.” 13, PT’nin oy pusulasındaki numarasıdır. Alckmin de şunu ekledi: “Sağ ya da sol, hepimiz Brezilyalıyız.” Mesaj son derece açıktır. PT için bu, sağ ile sol arasındaki bir yarış değil, “Brezilya için” bir kampanyadır; bu kampanyada sağın gündemi meşru olarak sunulmakta ve Geniş Cephe bu gündemi uygulama görevini kendine biçmektedir.

Bu kayış, PT’nin son haftalarda Bolsonaroların yeniden iktidara gelmesine karşı düzenlenen büyük seferberliklere verdiği yanıtla birleşti. Sokaklara dökülenlerin birçoğunu harekete geçiren, faşizme ve emperyalizme karşı meşru bir muhalefettir. PT de tam da Lula kampanyasından daha mücadeleci bir yanıt talep eden kesimlerin basıncını hissettiği için miting çağrıları yaptı. İkinci tura uzanan süreç, bu mitinglerin ardındaki yanlış anlayışı —Geniş Cephe’nin faşizme karşı mücadelenin zorunlu yolu olduğu anlayışını— daha da açığa çıkardı.

PT ve onun sahte sol uyduları, seçim kampanyası kapsamında harekete geçirilen güçleri, krize dair her türlü siyasi kavranıştan ve kapitalizme ve faşizmin yükselişine karşı kitle mücadelesine yönelik her türlü hazırlıktan uzaklaştırdılar. Kampanyanın eylemleri yalnızca “oyları çevirmeye”, aşırı sağın simgelerini ve sancaklarını ve gerici bir milliyetçiliği sahiplenmeye ve Flávio Bolsonaro’nun zafer kazanması tehdidini, gençleri Geniş Cephe’ye tabi kılmak için bir şantaj aracı olarak kullanmaya yönelikti.

PT’nin Geniş Cephesi nedir?

Geniş Cephe, 2022’de Lula’nın adaylığı etrafında kurulan seçim koalisyonu olarak doğdu. “Demokratik” ve “antifaşist” bir ittifak olarak sunulan cephenin gerçek içeriği, Brezilya burjuvazisinin başlıca hiziplerinin, rejimlerinin krizini dizginlemek ve işçi sınıfının bağımsız bir yol tutmasının önünü kesmek için birleşmesiydi. Çekirdeğini Lula–Alckmin aday ikilisi oluşturuyordu; Alckmin, ulusal ve yabancı sermayeyle ittifakın garantörü olarak buraya dahil edilmişti.

Cephe, PSDB’nin çok ötesine uzandı ve Bolsonaro’nun iktidar koalisyonunun bazı kesimlerine açıkça kur yaptı; üstelik bu kesimler neredeyse on yıl boyunca PT hükümetlerinin tabanının parçası olmuştu. Cephenin doğum belgesi “Demokrasi İçin Mektuplar”dı. São Paulo Eyaleti Sanayiciler Federasyonu (FIESP), Brezilya Bankalar Federasyonu (Febraban) ve büyük sanayi ve finans gruplarının öncülük ettiği bu metni PT, Birleşik İşçi Merkezi (CUT), Força Sindical (Sendika Gücü) ve Ulusal Öğrenci Birliği (UNE) onayladı; metin, demokrasinin savunulmasında sermaye ile emeğin birliği olarak kutlandı.

2026’da Geniş Cephe bu doğrultuda daha da ilerledi ve dört yıl önce Lula’ya karşı sağcı muhalefette yer alan güçleri bünyesine kattı. 2018’de “Bolsonaro’nun senatörü” olarak seçilen ve 2022’de aynı aşırı sağ seçmen kitlesi için yarışan União Brasil’in başkan adayı olan Soraya Thronicke, nisan ayında Lula’nın ayarladığı bir hamleyle, onun desteğiyle yeniden seçilmek üzere Alckmin’in Brezilya Sosyalist Partisi’ne (PSB) katıldı. Aynı ay, geleneksel sağdan gelen eski Senato Başkanı Rodrigo Pacheco da Lula’nın Minas Gerais’teki adaylığına güç katmak için PSB’ye katıldı. Onlarla birlikte sanayici ve FIESP’in eski başkanı Josué Gomes da Silva da geldi.

PT’nin Geniş Cephe’sinin siyasi özü, Stalinist halk cepheciliğinin ihanetlerle dolu geleneğine dayanmaktadır. Troçki, 1937’de “İspanya Dersleri: Son Uyarı”da İspanya Halk Cephesi’ni çözümlerken bunu şöyle özetlemişti: “Burjuva toplumunun modern tarihi, her türden Halk Cepheleriyle, yani emekçileri aldatmaya yönelik en çeşitli siyasi kombinasyonlarla doludur. İspanya deneyimi, bu suçlar ve ihanetler zincirinin yalnızca yeni ve trajik bir halkasıdır.”

PT’nin Geniş Cephe’sinin oynadığı rol, tam olarak Troçki’nin tarif ettiği şeye karşılık gelir. Lula, Alckmin’i “mali politika hakkında konuşacak ahlaki otoriteye” sahip biri olarak sunarak ve cezai sorumluluk yaşının düşürülmesinden “Suçluya hapis” sloganına kadar aşırı sağın baskıcı gündemini sahiplenerek, burjuvaziye Flávio’da aradığı şeyi sunmaktadır. Troçki’nin açıkladığı gibi, İspanya cumhuriyetçi burjuvazisinin önderlerinin görevi, kitlelerin devrimini kontrol altında tutmak ve böylece sömürücülerin yitirilen güvenini yeniden kazanmaktı: “Biz cumhuriyetçiler de aynı şeyi yapabiliyorsak Franco’ya neden ihtiyacınız olsun ki?”

Ancak temel bir fark söz konusudur. Yirminci yüzyılın halk cephelerinin merkezinde, hain önderliklere sahip kitlesel işçi partileri —sosyal demokrasi ve Stalinist komünist partiler— bulunuyordu ve bunlar milyonlarca işçiyi burjuvazinin peşine takıyordu. PT artık bu karaktere sahip değildir. Kırk yıl içinde, Brezilya işçi sınıfının kitlesel ekonomik mücadelelerini örgütleyen sendikalara dayanan bir partiden, burjuva devletle tümüyle bütünleşmiş bir sermaye partisine dönüşmüştür. Bu yörünge, partinin kendi başkanlık aday listelerinde görülmektedir. Lula daha 1989’da, PSDB’nin kurucularından José Paulo Bisol’u devlet başkanı yardımcısı adayı olarak seçmişti. 2002’de, mali piyasaları yatıştırmak için “Brezilya Halkına Mektup” ile birlikte seçilen tekstil patronu José Alencar —Josué Gomes’in babası— geldi. 2022’de ise PT’nin São Paulo’daki en büyük tarihsel hasmı Alckmin devlet başkanı yardımcısı adayı yapıldı. Geniş Cephe, bir işçi partisinin burjuvaziyle ittifakı değil, özgül işlevi PT’nin tarihsel otoritesini işçi sınıfını dizginlemek için kullanmak olan burjuva güçlerin bir bileşimidir.

Bu nedenle bu Geniş Cephe aracılığıyla faşizme karşı hiçbir mücadele yürütülemez. Kitleler onu haklı olarak burjuva siyasi “sistem”in en yüksek ifadesi olarak görüyor; PT de krizdeki bir burjuva rejimin kilit taşı rolünü üstlenmiş durumdadır. Faşistler bu reddiyeden yararlanıyor ve kendilerini sinik bir biçimde “sistem karşıtı” olarak sunuyorlar ki değiller. Sağın gündemine verilen her taviz ve “mali sorumluluk” adına yapılan her saldırı, aşırı sağın beslendiği hayal kırıklığını derinleştiriyor.

Önümüzdeki mücadeleler

Oysa faşizmi yenebilecek toplumsal güç şimdiden harekete geçmiş durumda. İlk turun arifesinde, banka çalışanlarının, posta işçilerinin, öğretmenlerin ve metal işçilerinin grevleri Lula hükümetinin politikalarına karşı ülke geneline yayılıyordu. Bu mücadeleler seçim kampanyasının ortasında gelişmeye devam etti.

Yalnızca bu hafta, ülkenin farklı sektörlerinde ve bölgelerinde bir dizi yeni grev patlak verdi. São Paulo’nun güney bölgesindeki otobüs şoförleri, kıdem tazminatı fonu FGTS’ye ve sosyal güvenlik kurumu INSS’ye yatırılması geciken ödemelerin yapılmasını talep ederek 19 Ekim’de sendika dışında örgütlenen bir eylemle iş bıraktı; eylem 267 bin yolcunun ulaşımını etkiledi. Belediye yönetimi üç şoförü işten çıkararak ve garajlara Belediye Sivil Muhafızları’nı yerleştirerek karşılık verdi; seçimden bir gün sonrası, 26 Ekim için şimdiden yeni bir grev ilan edildi. Amapá eyaletinin başkenti Macapá’da otobüs şoförleri bir haftalık grevlerini sona erdirdi. Pindamonhangaba’daki GV do Brasil çelik fabrikasında 1.000 metal işçisi, reel ücret artışı içermeyen bir teklife karşı iş bıraktı. Cubatão’da, Petrobras’ın Presidente Bernardes Rafinerisi’nde çalışan 300 kadar taşeron petrol işçisi, ödenmeyen fazla mesai ücretleri ve yan haklar için greve çıktı. Curitiba’daki Vita hastanelerinin çalışanları, geciken ücretler nedeniyle bir haftayı aşan bir grev yaptı.

Bu grevler, pazar günü kim kazanırsa kazansın yaklaşmakta olan çok daha büyük mücadelelerin ilk ifadeleridir. Burjuvazinin 2027 için talep ettiği program —emekli aylıklarının, sosyal yardımların ve sağlık ile eğitim harcamalarının tasfiyesi— Fransız gençlerini ve işçilerini sokaklara döken programın ta kendisidir. Bu programın dayatılması, ister Flávio ister Geniş Cephe yönetiminde olsun, giderek daha otoriter yönetim biçimleri gerektirecektir.

Brezilya’daki siyasi kriz, dünya kapitalizminin nesnel olarak devrimci bir krizinin parçasıdır. Bu kriz, işçi sınıfının önüne burjuva devleti reforme etme görevini değil, siyasi iktidarı alma görevini koymaktadır. Bu da işçi sınıfının Geniş Cephe’den ve ulusal burjuvazinin bütün güçlerinden siyasi bağımsızlığını kurmasını; mücadelelerini sendika bürokrasisinden bağımsız ve Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ) aracılığıyla uluslararası düzeyde birbirine bağlanan taban komitelerinde örgütlemesini ve bu mücadelelere sürekli devrim ve uluslararası sosyalizm programı temelinde önderlik edebilecek devrimci önderliği inşa etmesini gerektirir. Bu önderlik, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Brezilya şubesini inşa etmek için mücadele eden Sosyalist Eşitlik Grubu’dur (Grupo Socialista pela Igualdade—GSI).

Loading