İşçi Partisi’nden (PT) Luiz Inácio Lula da Silva, 25 Ekim Pazar günü benzeri görülmemiş biçimde dördüncü kez Brezilya devlet başkanı seçildi. Lula geçerli oyların yüzde 51,79’unu alırken Liberal Parti’den (PL) Senatör Flávio Bolsonaro yüzde 48,21’de kaldı. Böylece Lula, Flávio’nun yüzde 47’ye karşı yüzde 45,2 ile önde bitirdiği ilk turun sonucunu tersine çevirdi. İlk turda 1998’den bu yana en yüksek düzeye çıkan çekimserlik, son yirmi yılın en düşük düzeyine indi; boş ve geçersiz oylar ise tarihî ölçüde dibe vurdu.
Lula’nın yeniden seçilmesinin arkasında, kampanyasına belirgin biçimde faşizmin kokusu sinmiş olan Bolsonaroların yeniden iktidara gelmesine karşı geniş tabanlı bir düşmanlık vardı. İkinci tura giden haftalar, ülkenin büyük kentlerinde düzenlenen kitlesel gösterilerle geçti. Bu gösterilerin itici gücü, 2022–2023’te faşist bir darbe komplosu kurduğu için hapse atılan Jair Bolsonaro’nun oğlu ve doğrudan temsilcisinin başında olacağı, Washington’un emperyalist gündemine tabi bir hükümet ihtimalinin reddiydi.
Aşırı sağın uğradığı bu yenilgi, Lula’yı destekleyen siyasi örgütlerin, ülkenin uçurumun kenarından geri çekildiği yönündeki açıklamalarını tetikledi. Sağcı Brezilya Sosyal Demokrasi Partisi'nden (PSDB) eski São Paulo valisi ve Başkan Yardımcısı Geraldo Alckmin, Lula'nın 'ikinci kez Brezilya demokrasisini kurtardığını' ilan ederek formülü ortaya koydu.
Bu siyasi rehaveti, zaferi Brezilya’da ve dünyada reformizmin yeniden yeşermesinin habercisi olarak kutlayan sahte sol besliyor. Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nin (DSA) gayriresmî yayın organı Jacobin dergisi, sonucu “karanlık bir dünyada bir umut ışığı” olarak selamladı. Bu yorumlar ne kadar gerçekdışıysa, can çekişen dünya kapitalist sistemiyle doğrudan karşı karşıya bulunan Brezilya’daki ve dünyadaki işçi sınıfının ve gençliğin yönünü şaşırtmaya da o kadar hizmet ediyor.
Flávio aynı gece sonucu tanımadığını ve iptali için başvuracağını açıkladı. Ertesi gün ABD Başkanı Donald Trump, oylamanın “bir başka hileli seçime benzediğini” söyledi. Mali piyasalar ise PT ile geleneksel sağın partilerini bir araya getiren koalisyon olan Geniş Cephe’nin (Frente Ampla) yeni seçilen hükümetinden, hazırlandığı mali saldırıyı hızla hayata geçirmesini şimdiden talep ediyor. Lula’nın yeniden seçilmesi, ona oy veren işçilerin ve gençlerin özlemlerinin hükümetin kapitalist programıyla doğrudan çarpışacağı, yoğunlaşmış bir sınıf mücadelesi dönemini açıyor.
Sonucun tersine dönmesi ve PT’nin krizi
Birkaç hafta öncesine kadar burjuva analistler ve Trump’ın destekçileri, Latin Amerika’da bir “mavi dalganın” yükselişini kutluyordu. Bu, Washington’un “Amerikalar Kalkanı”na entegre olmuş faşizan hükümetlerin yükselişinde ifadesini bulduğu iddia edilen, nüfusun sözde sağa kayışıydı. Bu sahte tez, söz konusu hükümetlere ve onların kapitalist kemer sıkma programlarına karşı patlak veren toplumsal isyanla çürütülüyor. Bu hükümetlerin neredeyse tamamının onay oranları, Washington’daki hamileri Donald Trump’ınki gibi dipte. Flávio Bolsonaro’nun yenilgisi, ABD emperyalizminin bölgede doğrudan desteklediği aşırı sağ ağın iflasının bir başka kanıtı.
Ancak bu, PT’nin ve Geniş Cephe’nin zaferinin, CNN’in simgesel biçimde dile getirdiği gibi, “bölgedeki sağ dalgayı durdurduğu” anlamına gelmiyor.
PT’nin ve bir bütün olarak Latin Amerika’daki Pembe Dalga’nın burjuva milliyetçi hükümetlerinin krizi, geri döndürülemez bir tarihsel süreçtir. Flávio’nun ilk turdaki üstünlüğü, ikinci turdaki dört puanın altında kalan fark ve Kongre’de en büyük blok hâline gelen, aralarında Rio de Janeiro, Rio Grande do Sul ve Santa Catarina’nın da bulunduğu valilikleri kazanan Bolsonarocu PL’nin ilerlemesi, PT’nin ve onu destekleyen sahte sol grupların perspektiflerinin onarılamaz bir yenilgisini temsil ediyor.
PT’nin karşı karşıya olduğu çıkmaz, faşizm ve diktatörlük tehdidini doğuran bütün Brezilya burjuva rejiminin krizinin bir ifadesidir. Lula’nın üç döneminde (2003–2010 ve 2023–2026) ve Dilma Rousseff’in bir buçuk döneminde (2011–2016) PT sermayenin çıkarlarını sadakatle yönetti. Dördüncü bir dönem bu süreci kesintiye uğratmayacak, derinleştirecektir. Krizdeki burjuva düzenin garantörü rolünü oynamayı sürdürerek —sermayenin saldırı taleplerini uygulayarak ve aşırı sağla uzlaşma arayarak— Geniş Cephe hükümeti kendi krizini besleyecek ve faşist tehdidi büyütecektir.
Darbe tehdidi ve ABD emperyalizmi
Bolsonarolar, Washington’la iş birliği içinde darbe komplosunu sürdürmek için şimdiden harekete geçiyor. Pazar gecesi Flávio, “Olayların bu şekilde cereyan ettiği bir ortamda seçim sonuçlarını tanımak imkânsızdır” diyerek sonuçların iptalini talep edeceğini duyurdu.
Bahanesi, birçok kentte seçmenlerin sandıklara ulaşmasını engellemek için otobüslerin seferden çekildiğine dair haberlerin ardından Federal Yüksek Mahkeme (STF) yargıcı Cristiano Zanin’in oylamayı saat 19.00’a kadar uzatma kararı. Bu argüman saçmadır. Bolsonaro’nun kendi kampanyasının bile talep ettiği bu uzatma, 4,4 milyon oyluk bir farkı asla açıklayamaz. Bu iddialar, tıpkı Trump’ın ABD’de 2020 seçiminin “çalındığı” yönündeki saçma iddiaları gibi, herhangi bir hileyi kanıtlamayı değil, bir darbe için siyasi bahane yaratmayı amaçlıyor.
Beyaz Saray’ın resmî sessizliği pazartesi öğleden sonra, bizzat Trump’ın Bolsonaroların darbe tezini onaylamasıyla bozuldu. Trump gazetecilere şunları söyledi: “Taraf tutmadım, ama bir başka hileli seçime benziyordu. Seçimler tartışılmaz olmalı ve bana çok kötü göründü.”
Flávio’nun kardeşi Eduardo Bolsonaro, İngilizce bir video yayımlayarak seçimi “açıkça hileli” olarak nitelendirdi ve yabancı hükümetlere “Bu seçimleri tanımayın” çağrısında bulundu. Eduardo, Trump yönetimiyle doğrudan iş birliği içinde Brezilyalı faşistlerin faaliyetlerini koordine ettiği ABD’de yaşıyor. Oylamanın arifesinde hile anlatısının tohumlarını şimdiden atmış ve kardeşinin yenilmesi hâlinde, Jair Bolsonaro’nun 8 Ocak 2023 saldırısından önceki günlerde yaptığı gibi ülkeyi terk etmesi gerektiğini savunmuştu.
Eduardo aynı podcast söyleşisinde, seçim yenilgisinin çözümünün “deniz piyadelerini göndermek”, yani bir ABD askerî müdahalesi olacağını söyledi. Bu formül, ocak ayında Karakas’ta Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçıran ABD askerî operasyonunu doğrudan çağrıştırıyor.
Sermayenin kararı
Faşizmi durdurmak için Lula’ya oy veren milyonların hükümetten beklediği toplumsal ve siyasi gündem, Lula’nın dördüncü döneminin politikalarını belirleyecek gerçek çıkarlarla doğrudan çelişiyor. Mali sermaye taleplerini pazartesi günü piyasalar açılır açılmaz ortaya koydu. Seçim sonuçlarına tepki olarak dolar yüzde 8,65 sıçrayarak 5,42 reale çıktı; São Paulo Borsası’nın vadeli endeksi yüzde 15 çakıldı ve otomatik devre kesici devreye girdi. Vadeli faiz oranları fırlarken Ulusal Hazine, hafta içinde yapılması planlanan sabit getirili ve enflasyona endeksli tahvil ihalelerini iptal etti.
Piyasalar açıkça Flávio’ya ve onun, Arjantin Devlet Başkanı Milei’nin “elektrikli testeresinden” esinlenen tesouraço’suna (harcamalarda şiddetli kesintilere) oynamıştı. İlk turun ardından Ibovespa Endeksi tek bir seansta yüzde 7,7 yükselmişti. Pazartesi günkü tepki, Lula hükümetine yönelik siyasi bir ültimatomdur: Hükümet, burjuvazinin Flávio’dan beklediği kesinti programının aynısını işçi sınıfına dayatabileceğini kanıtlamak zorundadır.
Britanya bankası Barclays’in analistleri bekledikleri işaretleri sıraladı: maliye bakanının kim olacağı, 2027 mali hedefi ve kampanya vaatlerinin maliyeti. Estadão’ya göre Bolsa Família nakit transfer programındaki artış, mikro girişimcilere yönelik 5.000 reallik Pix ödemesi, hafta sonları ücretsiz otobüs ve benzin üzerindeki federal verginin kaldırılması gibi vaatler, 2027 bütçesinde en az 39,8 milyar reallik kesinti gerektirecek.
Lula’nın kampanyası, Alckmin’i mali ayarlamadan anlayan adam olarak sunarak ve hükümet programına 2022’de bulunmayan bir ifade olan “mali sorumluluğa” yer vererek yönelimini şimdiden açıkça ortaya koymuştu. Yeni kabineyi oluşturmaya yönelik ilk adımlar bunu doğruluyor. Correio Braziliense’ye göre Alckmin, “Flávio Bolsonaro’nun seçim kampanyasına kendini tamamen adayan” São Paulo’nun Wall Street’i olarak bilinen Faria Lima’nın “sempatisini geri kazanmak” amacıyla maliye bakanlığı için en güçlü aday konumunda.
PT’nin sicili, partinin hazırladığı yanıt konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmıyor. Ekim 2014’te Dilma Rousseff oyların yüzde 51,64’üyle yeniden seçilmişti. Bir ay sonra Maliye Bakanlığını Bradesco bankasının yöneticilerinden Joaquim Levy’ye teslim etti.
WSWS’nin o dönem yazdığı gibi: “Rousseff ve iktidardaki İşçi Partisi (PT), rakibi Aécio Neves’in (Sosyal Demokrasi Partisi—PSDB) zaferinin ülke ekonomisinin bankerlere teslim edilmesi anlamına geleceğini söylemiş ve on iki yıl önceki, yani PT ilk kez iktidara gelmeden önceki politikalara geri dönüleceği uyarısı yapmıştı. Böylesi bir seçim kampanyasının ardından [Levy’nin atanmasındaki] ironi kimsenin gözünden kaçmadı.” Kemer sıkma programı durgunluğu derinleştirdi, PT’nin toplumsal tabanını demoralize etti ve 2016’daki görevden alma sürecinin, ardından da Bolsonaro’nun seçilmesinin yolunu açtı. Lula’nın bugün karşı karşıya olduğu durum benzer, ama çok daha keskin.
Lula pazar gecesi yaptığı zafer konuşmasında, “daha muhafazakâr” bir Kongre ile yönetmekte zorlanacağı düşüncesini reddetti. “Kongre’yi ben seçmedim, halk seçti; Kongre ile çalışacağım ve yasaları onunla geçireceğim,” dedi. Bu açıklama, seçilmiş yasa koyucuların biçimsel meşruiyetini tanımanın ötesine geçiyor: Kongre’nin gerici karakterini sahtekârca halkın özlemlerinin gerçek bir ifadesi olarak sunuyor ve hükümetin Kongre’nin sağcı gündemine boyun eğeceğinin sinyalini veriyor.
Lula aynı konuşmada federal hükümetin kamu güvenliğine “el atacağını” duyurdu ve ikinci turda sağa kayışına damgasını vuran sloganı yineledi: “Çalışan halka koruma vereceğiz. Suçluya hapis vereceğiz.”
Bu gündem, kaçınılmaz olarak işçi sınıfına ve bütün toplumsal muhalefete karşı yöneltilecek bir baskı aygıtının güçlendirilmesine işaret ediyor. PT’nin suçla mücadele bayrağını aşırı sağın elinden alıp kendi bayrağı gibi sallama iddiası, yalnızca bu bayrağı meşrulaştırmaya yarıyor. Bu da söz konusu güçlerin ve Latin Amerika’ya müdahalesini haklı göstermek için sahte “narkoterörizmle mücadele” anlatısını kullanan ABD emperyalizminin yolunu açıyor.
Sahte sol ve yaklaşan sınıf mücadelesi
Durumdaki büyük tehlike, faşizme, emperyalizme ve kapitalizme karşı büyüyen muhalefetin bir burjuva hükümete destek kanalına akıtılmasıdır. Bu hükümet, sermayenin kemer sıkma dayatmalarını, ordunun güçlendirilmesini ve emperyalist düzene uyumu uygulamıştır ve uygulamaya devam edecektir. Sahte solun ve her şeyden önce, ikinci turda Lula’nın Geniş Cephesi’ne “eleştirel destek” veren Morenocular gibi kendini devrimci olarak sunan siyasi güçlerin rolü tam da budur. Aynı güçler şimdi, yeni seçilen hükümete baskı politikası aracılığıyla gündemdeki sınıf mücadelesini dizginlemeye çalışıyor.
Bu politika, Brezilya’daki Devrimci İşçi Hareketi’nin (MRT) de bağlı olduğu Morenocu eğilim olan Sürekli Devrim Akımı’na (CRP) önderlik eden Arjantin Sosyalist İşçi Partisi’nin (PTS) başlıca liderleri tarafından açık açık formüle edildi. Milletvekili Nicolás del Caño, “Brezilya halkının büyük bir bölümünün sevincinin, emperyalizmin, büyük sermayenin ve ultra sağın planlarını Brezilya’dan ve bütün kıtadan süpürüp atacak bağımsız bir seferberliğe dönüştürülmesi gerektiğini” ilan etti. Milletvekili arkadaşı Myriam Bregman ise bu seferberliğin içeriğini şöyle açıkladı: “Temer’in ve baba Bolsonaro’nun gerici reformlarını ancak sokaklarda verilecek büyük bir mücadele yenebilir.”
Morenocuların savunduğu şey, Geniş Cephe hükümetine yönelik bir baskı programıdır. Ufukları, PT’nin 2016’daki düşüşünden önceki statükonun, yani bugünkü krizi üreten koşulların ta kendisinin yeniden tesis edilmesinin ötesine geçmiyor. Kıta ölçeğine taşındığında bu perspektif, emperyalizm destekli aşırı sağ hükümetlere yanıt olarak Pembe Dalga’nın yeniden canlandırılmasına işaret ediyor. “Bağımsız seferberlik” diye sahtekârca adlandırdıkları şey, bu burjuva milliyetçi hükümetleri “sola” itme perspektifiyle iktidara geri getirmeye yönelik bir seferberliktir.
Morenocular Fransa’yı ve Avrupa’yı sarsan isyanı da referans gösteriyor. Bregman’a göre Brezilyalı gençler “her türlü kemer sıkma ve baskı politikasını yenmek için Avrupa’yı sarsan isyanın gösterdiği yolu izleyebilir.” Geniş Cephe’nin yeniden seçilmesini Fransa ile aynı yolda atılmış bir adım olarak ele alarak iki şeyi birden çarpıtıyorlar: Lula’nın zaferinin anlamını ve gençlerin ve işçilerin uluslararası isyanının perspektifini. Üstelik bu isyanı, şimdiden bizzat Fransa’da, ulusal ve reformist bir hareket içinde sendikalara yönelik baskıya indirgemeye çalışıyorlar.
Bu yanılsamalara karşı, önümüzde ne olduğu açıkça söylenmelidir: sınıf mücadelesinin patlaması. Brezilya’da yaşam koşullarını iyileştirme umuduyla Lula’ya oy veren işçiler ve gençler, piyasaların talep ettiği ve Geniş Cephe’nin uygulayacağı kemer sıkmayla çarpışacak. Bütün Latin Amerika’da bu mücadeleler, Fransa’dan, Yunanistan’dan ve İtalya’dan Şili’ye ve Meksika’ya uzanan, savaşa ve kemer sıkmaya karşı küresel isyanın parçası olarak hem Milei tipi faşizan aşırı sağ rejimlerle hem de Lula’nınki gibi “pembe” burjuva hükümetlerle karşı karşıya gelecek.
Belirleyici görev, işçi sınıfının burjuvazinin bütün hiziplerinden siyasi bağımsızlığını sağlamak, mücadelelerini uluslararası düzeyde birleştirmek ve onları sosyalist bir programla donatmaktır. Brezilya’daki Sosyalist Eşitlik Grubu’nun, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) ile birlikte mücadele ettiği perspektif budur.
