Almanya’nın Suriye ile savaş yöneliminin arkasında ne yatıyor?

Johannes Stern
24 Nisan 2017

Alman hükümetinin ABD’nin Cuma günkü Suriye saldırısına desteğini açıklamasının ardından, Alman medyası, hafta sonu, Suriye’ye yönelik saldırganlığın büyük ölçüde genişletilmesi için bir kampanya başlattı.

Der Spiegel’in son sayısının başyazısı şu taleplerde bulunuyor: “Gerekli olan şey, sadece asilerin gönülsüzce yeniden silahlandırılmasından ya da barış görüşmelerinden daha fazlasıdır. Örneğin, neden savaş uçaklarının kalkış pistlerini bombalayarak Esad’a askeri bir uyarı gönderilmiyor? Neden siviller için korunma alanları oluşturulmuyor? Neden Şam’a karşı siber savaş yürütülmüyor?” Başyazıya göre, “askeri konuşlanmanın, kontrolsüz bir tırmanmanın başka alternatifleri” var ve bunlar, “kısmen riskli, ancak düşünülemez değil.”

Süddeutsche Zeitung’un editörü Kurt Kister, gazetenin Cumartesi günkü sayısında, uçuşa yasak bölge uygulanmasını savundu. Kister’e göre, Avrupa Birliği, “dik kafalı ortaklar Rusya ile ABD’yi bir araya getirme yönünde ciddi bir girişimde bulunabilir.” O, ardından şöyle ekliyor: “İlk adımlar olarak, güvenlik bölgeleri, uçuş yasakları, güvenli yardım konvoyları mümkün. Almanya bağımsız bir rol oynayamaz ama AB içinde bir itici güç olabilir.”

Trump’ı eleştiren gazeteler, bunu daha da sağcı bir perspektiften yaptılar. Die Welt’in dış haberler muhabiri Ansgar Graw, Trump’tan Suriye’ye ek olarak Kuzey Kore’yi de bombalamasını talep etti. Graw, şöyle yazıyor: “Esad’a karşı açık bir uyarı ateşi uzun süredir gecikmişti. Pyongyang’ın füze programına yönelik tepkinin, bir ‘gövde gösterisi’yle, saf bir güç gösterisiyle sınırlanmaması gerekiyor. Kuzey Kore’ye karşı önleyici askeri harekat hakkında düşünmek, sadece meşru değil, zorunlu da.”

Graw, ABD başkanını, gerçek bir savaş stratejisine sahip olmamakla ve bunun yerine, kamuoyu anketlerindeki kötü görünümüne bir yanıt olarak bombalar fırlatmakla eleştirdi: “Eğer her iki durumun da açık bir stratejinin ayrılmaz parçaları olacağından emin olursak, hem Suriye’de hem de Kuzey Kore’de daha güçlü bir ABD müdahalesini memnuniyetle karşılayacağız.”

Suriye ve Kuzey Kore ile savaş çığırtkanlığı yapan gazeteciler ve yazar bozuntuları, bunun yıkıcı sonuçlarının oldukça farkındadır. Kister, desteklediği Suriye’ye yönelik askeri saldırı hakkında şöyle yazıyor: “Bununla birlikte, bu sert sembolik eylem, Rusya ile ABD arasında [askeri] tırmanma tehlikesi barındırıyor.” Bu büyük bir tehlike, “çünkü binlerce Rus askeri Suriye’de bulunuyor.”

Der Spiegel ise şu yorumda bulunuyor: “Eğer Trump gerçekten bir uçuşa yasak bölge veya siviller için bir korunma bölgesi kurmak isterse, bu gerçekçi bir şekilde havadan yapılamaz. Bu, muhtemelen, kayda değer sayıda kara birliğini ve kapsamlı bir askeri-lojistik operasyonu gerektirecek. Trump, seçim kampanyasında, bu tür planlara açıkça karşı çıkmış ve bir ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ uyarısında bulunmuştu. Gerçekten de sınırlı bir askeri saldırı durumunda bile, ABD hava kuvvetleri ile Rus jetleri ve hava trafik kontrolü arasında bir çatışma tehlikesi söz konusu.”

Alman medyasının hızla bir Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüşebilecek bir savaş yönündeki histerik kampanyasının arkasında ne var? Yanıt, kapitalist sistemin derin krizinde yatıyor. Almanya’daki egemen sınıf, aynı Trump hükümeti gibi, II. Dünya Savaşı sonrası ekonomik ve siyasi ilişkilerin çöküşüne, AB’nin parçalanmasına ve artan toplumsal kutuplaşmaya, savaş yönelimi ve yeniden silahlanma ile tepki veriyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi, daha 2014’te, “Alman emperyalizminin dönüşü” üzerine kararında şunları yazmıştı: “Militarizmin yeniden canlanması, egemen sınıfın bu patlayıcı toplumsal gerilimlere, derinleşen ekonomik krize ve Avrupalı güçler arasındaki artan çatışmalara yanıtıdır. Onun amacı, yeni etki alanlarının, ihracata bağımlı Alman ekonomisinin ihtiyaç duyduğu pazarların ve hammaddelerin ele geçirilmesi; toplumun bir bütün olarak, her şeyi kapsayan bir ulusal gözetleme aygıtının geliştirilmesini, toplumsal ve siyasal muhalefetin bastırılmasını ve medyanın hizaya getirilmesini içerecek şekilde militaristleştirilmesidir.”

Alman politikacıları ve medyası ABD’nin Suriye’ye saldırısının arkasında hizaya geçip işi daha büyük askeri saldırganlık talep etmeye kadar vardırdıklarında, bunu Trump’ın savaş politikasının taraftarları olarak yapmıyor. Aksine onlar, Almanya’nın kendi hedeflerini ileri sürme peşinde koşuyor. Egemen seçkinler, savaş ve militarizm yönündeki saldırılarını, Almanya’yı bir kez daha Avrupa’daki başlıca askeri güç (ekonomik ve jeo-stratejik çıkarlarını gerektiğinde rakiplerine karşı askeri önlemler alarak ileri sürme kapasitesine sahip bir güç) haline getirmek için yoğunlaştırıyorlar.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’un haftalık dergisi, “Soğuk Savaş selamlarını gönderiyor” başlığı altında, Savunma Bakanlığı’nın silahlı kuvvetlerde kapsamlı bir iyileştirme planladığını bildiriyor. Hükümet, siber savaş yürütmek için yeni birimin kurulacağına ilişkin geçtiğimiz haftaki duyuruya ek olarak, “ağırlıklı olarak tanklardan ve mekanize piyadeden oluşan tam donanımlı üç kara tümeni kurma”yı planlıyor. Onların gücü “10.000’den 30.000 askere kadar” çeşitlilik gösterebilecek. Topçu birliklerinin gücü şimdiki üç taburdan 14 tabura çıkartılacak. Askeri uzmanlar, “ek ihtiyaçlar, ancak erkekler ve kadınlar için zorunlu askeri hizmetin uygulamaya konmasıyla uzun vadede karşılanabilir.” tahmininde bulunuyor.

Geçtiğimiz hafta, iş dünyasının gazetesi Handelsblatt, bir bölümü “Yeni silahlanma yarışı”na ayırdı. Gazete, Bundeswehr’in (Silahlı Kuvvetler) 100 tane daha Leopard savaş tankı alacağını bildiriyor. Yeni alımlar, “2030 yılına kadar yaklaşık 130 milyar avroyu yutacak olan devasa bir iyileştirmenin parçası.” Donanmanın genişletilmesine ek olarak, yeni bombardıman uçakları, tankerler, denizaltılar ve savaş gemileri alınacak. Berlin’de, “D-bomb” adlı nükleer silahların edinilmesi konusunda söylentiler var.

Yazar ayrıca aşağıdaki yazıyı öneriyor:

Alman militarizminin dönüşü ve Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (PSG) görevleri

[20 Eylül 2014]