Almanya’da faşizme karşı mücadele, sosyalist bir perspektifi gerektiriyor

6 Eylül 2018

Almanya’daki ve dünya çapındaki milyonlarca insan, Almanya’nın Chemnitz kentindeki faşist şiddet sahnelerine tiksinti ve dehşetle tepki verdi. 27 Ağustos’ta, binlerce neo-Nazi, polis tarafından rahatsız edilmeden Hitler selamı vererek ve yabancı olarak belirledikleri insanlara saldırarak, kentte yürüyüş yapmıştı.

Son günlerde, on binlerce insan, Almanya genelinde bu sağcı şiddet taşkınlığına karşı düzenlenen gösterilere katıldı. Ancak ahlaki öfke, faşist çeteyi durdurmaya yeterli değildir: onun yeniden canlanmasının siyasi kökenlerini kavramak gerekiyor.

Naziler, bugün, 1930’ların tersine, bir kitle hareketi değil ama nefret edilen bir azınlıktır. Ancak bu, onları daha az tehlikeli yapmaz. Onlar, güçlerini, düzen partilerinin politikasından ve devlet aygıtından aldıkları destekten elde ediyorlar. Onlar, polis, gizli servis ve hükümet içinde dostlara sahip oldukları için kendilerini güçlü hissediyorlar. Chemnitz’teki Nazi yürüyüşü öncesinde, aşırı sağcı politikayı teşvik etme yönünde yıllardır devam eden bir kampanya yürütülmüştür.

Sekiz yıl önce, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) önderi Thilo Sarrazin’in “Almanya Kendisini Feshediyor” adlı kitabı, yabancı düşmanlığının ve ırkçılığın resmen canlandırılmasına kapıyı açmıştı. Alman toplumunun yabancılar tarafından mahvedildiğini iddia eden bu kitap, daha ilk kopyası kitapçılara bile ulaşmadan, baş makalelerde ve sohbet programlarında, “en çok satan kitap” olarak övülmüştü.

2013’te, Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, askeri sınırlamanın sonunu ilan etti ve yeni kurulan büyük koalisyon hükümeti, büyük bir askeri yeniden silahlanma programını kabul etti. Hükümet, Rusya ile süregiden bir cepheleşmeyi harekete geçirecek şekilde, Ukrayna’daki sağcı darbeyi destekledi.

Alman siyaset kurumu, Almanya’nın Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarındaki suçlarını önemsizleştirme yönünde sistematik bir kampanya başlattı. Berlin Humboldt Üniversitesi akademisyeni Herfried Münkler, “Eğer bizim her şeyden suçlu olduğumuz düşüncesine sahipseniz, Avrupa'da sorumlu bir politika izlemeniz mümkün değildir.” diyordu.

Onun meslektaşı Jörg Baberowski, Der Spiegel dergisinde, Nazi savunucusu Ernst Nolte’yi savundu ve Hitler’in “kötü biri olmadığını” açıkladı, çünkü o, “Masasında, Musevilerin ortadan kaldırılması hakkında konuşulmasını istemiyordu.”

Baberowski, 2014’te Almanya Tarih Müzesi’ndeki bir panelde, Suriye’deki İslam Devleti’ne ve diğer teröristlere karşı mücadelenin, yalnızca, Batılı orduların “rehin almaya, köyleri yakmaya, insanları asmaya ve korku ve terör yaymaya” hazır olması durumunda kazanılabileceğini söyledi.

Baberowski, Mayıs 2016’daki bir felsefe festivalinde, “Almanya’daki erkekler”in, artık dövüşemedikleri için, göçmen şiddeti karşısında aciz olduklarını iddia etti ve şunu söyledi: “Almanya’daki erkeklerin, artık, şiddet ile nasıl başa çıkılacağı konusunda bir fikre sahip olmadığını görüyoruz.” Çok sayıda sağcı web sitesinin belirgin bir şekilde aktardığı bu açıklamalar, Chemnitz’deki faşist çete tarafından hayata geçirildi.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP) ve onun öğrenci örgütü IYSSE Baberowski’nin aşırı sağcı görüşlerine ve Nazi suçlarını aklama girişimine karşı çıktığında, Alman siyaset kurumunun öfkeli bir cadı avının hedefi haline geldi. Baberowski tüm televizyon kanallarında sığınmacılara karşı ajitasyon yapar ve faşist Almanya İçin Alternatif’in (AfD) başlıca temsilcilerinin katıldığı aşırı sağcı bir tartışma grubu kurarken, medya ve Humboldt Üniversitesi yönetimi Baberowski’yi savundu.

AfD, bu sağcı ortamda gelişti. Bu faşist partinin önderleri arasında devlet aygıtından çok sayıda temsilci var (subaylar, istihbarat yetkilileri, polisler, yargıçlar ve profesörler). 2017’deki genel seçimlerde seçmenlerin yalnızca yüzde 13’ü AfD’yi desteklemiş olmasına rağmen, Berlin’deki siyasi atmosferi o belirliyor. Federal hükümet, AfD’nin yabancı düşmanı sığınmacı politikasını tamamen benimsemiş durumda. AfD, önemli meclis komisyonlarına başkanlık ediyor, resmi muhalefete önderlik ediyor ve medyada aşırı yer bulmanın tadını çıkarıyor.

Bu sağcı komploda kilit rol, gizli servis tarafından oynanıyor. Anayasayı Koruma Federal Bürosu (Alman gizli servisi), 3.100 çalışanı ve yıllık 350 milyon avroluk bütçesiyle, bir aşırı sağcılık yuvasıdır. Gizli servis için çalışan gizli muhbirler Ulusal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı ırkçı terörist gruba sızmış ve onu kısmen finanse etmişlerdir.

Alman gizli servisinin Temmuz ayında yayınlanan “Anayasayı koruma raporu 2017”, AfD’ninkinden farksız bir söylem kullanıyor. Raporda, AfD’nin ve Pegida’nın etrafındaki neo-Nazi ağından, Yeni Sağ’ın Björn Höcke, Götz Kubitschek ve Jürgen Elsässer gibi temsilcilerinden ve Junge Freiheit ile Compact gibi aşırı sağcı yayınlardan söz edilmiyor. AfD’nin ismi, yalnızca, sözde “aşırı solcular”ın bir kurbanı olarak geçiyor!

Rapor, AfD’ye sınırsız özgürlük tanırken, “sözde (metinde aynen böyle!) milliyetçiliğe, emperyalizme ve militarizme” yönelik muhalefeti yıkıcı olarak damgalıyor. Sosyalist Eşitlik Partisi (SGP), raporda, “aşırı solcu bir parti” ve bir “gözetleme nesnesi” olarak geçiyor. Bu, Alman gizli servisinin, SGP’nin aşırı sağı teşhir etme çabalarına yönelik yanıtıdır. Alman devletinin gözünde, sorun AfD ve neo-Naziler değil, onların karşıtlarıdır.

Devlet ve hükümet, AfD’yi ve neo-Nazileri, silahlanma, demokratik haklara saldırılar ve toplumsal kemer sıkma politikalarına bir taban oluşturmaya hizmet ettikleri için destekliyor. Son haftalardaki tehlikeli gelişmeler, Alman demokrasisinin 1930’lardaki kadar kırılgan olduğunu göstermiş durumda. Alman egemen sınıfı, bir emperyalist büyük güç politikasına girişip tabandan direniş hissettiğinde, yeniden aşırı sağa yönelmektedir.

Hristiyan Demokrat–Sosyal Demokrat büyük koalisyonu, büyük bir silahlanma programı konusunda anlaşmış durumda. Dışişleri Bakanı Heiko Maas (SPD), dünyanın en büyük askeri gücü olan ABD’yi, Beyaz Saray’ın “kırmızı çizgileri” geçmesi durumunda bir “karşı ağırlık” ile tehdit ediyor. Ursula von der Leyen yönetimindeki Savunma Bakanlığı’nın strateji belgeleri, Avrupa üzerinde Alman egemenliğine ilişkin Nazi hayallerini hatırlatıyor.

Halk içinde bu politikaya bir destek söz konusu değildir. Resmi politikanın, devletin en üst kademesinde, muhalefet partilerinin de (Yeşiller, Sol Parti ve Hür Demokratlar) dahil olduğu bir komplo biçimini almasının nedeni budur. Onların tamamı, zenginler ile yoksullar arasındaki uçurumu genişleten toplumsal kemer sıkmanın örgütlenmesine yardımcı oluyorlar. Onlar, daha fazla polis ve daha güçlü istihbarat servisleri talep ediyor ve büyük koalisyon hükümetinin militarist politikasını destekliyorlar.

Bu gelişme Almanya ile sınırlı değildir. Avrupa genelinde, egemen seçkinler, giderek artan toplumsal gerilimler karşısında otoriter yönetim biçimlerine ve faşist güçlere bel bağlıyorlar. Bu sürecin küresel doğası, bunun bir rastlantı değil ama kapitalist sistemin temel eğilimi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu gelişmeye karşı koyup aşırı sağı durdurabilecek tek toplumsal güç, uluslararası işçi sınıfıdır. Bu nedenle, SGP, sınıf mücadelesinin kıta geneline genişletilmesi çağrısı yapar. Büyük koalisyonun, istihbarat servislerinin ve aşırı sağcıların komplosu durdurulmalıdır.

Marx’ın, Engels’in, Luxemburg’un, Liebknecht’in, Lenin’in ve Troçki’nin, yalnızca Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve onun şubeleri tarafından savunulmakta olan devrimci sosyalist geleneklerini canlandırmanın tam zamanıdır. SGP, işçileri ve gençleri saflarına katılmaya ve kapitalizme, faşizme ve savaşa karşı mücadeleye girişmeye çağırır.

SGP şunları talep eder:

* Büyük koalisyonun, devlet aygıtının ve aşırı sağcıların komplosunu durdurun!

* Savaşa hayır! Almanya’nın militarist büyük güç politikasına dönüşünü durdurun!

* Gizli servisi dağıtın ve SGP’nin ve diğer sol örgütlerin izlenmesine derhal son verin!

* Sığınma hakkını savunun! Arttırılmış devlet yetkilerine ve gözetlemeye hayır!

* Yoksulluğa ve sömürüye son! Toplumsal eşitlik! Mali oligarşinin, bankaların ve büyük şirketlerin serveti kamulaştırılmalı ve demokratik denetim altına alınmalıdır!

Sosyalist Eşitlik Partisi (Almanya)