Berlin’deki 250.000 kişilik yürüyüşün ardından

Almanya’da aşırı sağcı tehlikeye karşı mücadelede ileriye giden yol

22 Ekim 2018

Geçtiğimiz hafta sonu, Berlin’de, çeyrek milyon dolayında insan, militarizmi, ırkçılığı ve Almanya’daki büyük koalisyon hükümetinin aşırı sağı teşvik etmesini protesto etmek için yürüdü. Düzenleyicileri tarafından “#bölünmez” olarak adlandırılan gösteri, 2003’te Irak savaşına karşı yapılan yürüyüşlerden beri ülkedeki en büyük kitlesel protestoydu.

Birçoğu elde yapılmış olan pankartlar/dövizler arasında, “Müslümanlara yönelik cadı avına hayır”, “Nazilere yer yok” ve “Irkçılık, bir alternatif değildir” vardı. Bir pankartta, “Sağcı, ırkçı ve Musevi karşıtı şiddetin kurbanları ile dayanışmaya” yazıyordu.

Göstericiler, Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) muhabirleri ile yaptıkları konuşmalarda, Almanya’daki gizli servisi aşırı sağcı bir kale olarak tanımladılar ve düzen partilerinin aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’i (AfD) benimsemesini kınadılar.

Gösteriden sonraki gün düzenlenen Bavyera eyalet seçimleri de, siyasi seçkinler ile halkın geniş kesimlerinin solcu duyarlılıkları arasındaki derin uçurumu vurguluyordu. Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU) ile Sosyal Demokratların (SPD) geçtiğimiz yılki federal seçimde son 70 yıldaki en kötü sonuçlarını almalarının ardından, CSU ile SPD, Bavyera’da, yüzde 21’den fazla oy kaybederek adeta çöktü. Bavyera’da muhalefette olan SPD, yönetimdeki CSU’dan bile daha fazla oy kaybetti. SPD, sadece yüzde 9,5 oy oranıyla, şimdiye kadarki en kötü eyalet seçimi sonucunu aldı.

Aşırı sağcı AfD de, azımsanmayacak bir oy kaybına uğradı. AfD, geçtiğimiz yılki federal seçimde Bavyera’daki oyların yüzde 12,4’ünü elde ederken, Pazar günkü eyalet seçiminde oyların sadece yüzde 10,2’sini aldı. Başka bir ifadeyle, Almanya’nın egemen seçkinlerinin, başlıca partilerinin ve medya sözcülerinin AfD’yi sistematik olarak teşvik etmesine ve aşırı sağcı görüşlere meşruluk kazandırmaya çalışmasına rağmen, aşırı sağcı parti seçmenlerinin dörtte birini ya da 231.000 dolayında oy kaybetti.

Bu gelişmeler, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP) iki temel savını doğrulamaktadır.

İlk olarak, AfD, halk içindeki yaygın aşırı sağcı düşünceleri yansıtmamakta; tersine, halk muhalefeti karşısında toplumsal kemer sıkma ve savaş politikalarını uygulamak için egemen seçkinler tarafından teşvik edilmektedir. SGP’nin gösteride dağıtılan açıklamasında şöyle yazmıştık: “Alman demokrasisi, Nazilerin suçlarından olanca uzaklaşmaya karşın, geçmişte olduğu kadar kırılgandır. Egemen seçkinler, yeni bir emperyalist rota benimsemeleri ve aşağıdan gelen muhalefeti hissetmeleri ile beraber, tercihlerinin aşırı sağ olduğunu göstermiştir.”

İkincisi, aşırı sağcı tehdide karşı mücadelenin sosyalist bir perspektif gerektirdiğidir. Siyasi öfke ve kitlesel protestolar gereklidir ama yeterli değildir. Egemen sınıfın faşizan güçleri teşvik ederek bir kez daha gerici gündemini izlemesini önlemek için, toplumsal eşitsizliğe, aşırı sağın yükselişine ve savaşa yönelik muhalefeti kapitalizme karşı mücadele ile birleştirebilecek uluslararası sosyalist bir hareketin inşası zorunludur.

Hafta sonundaki gelişmelerin ardından, aşırı sağa karşı koymak için gerekli sosyalist bir strateji sorunu, yenilenmiş bir aciliyetle gündeme gelmiştir. Tüm egemen seçkinler, seçim sandıklarındaki ve sokaklardaki yaygın muhalefete, daha da sağa kayarak karşılık veriyor. Egemen seçkinler kenetleniyor, tüm demokratik muhalefet biçimlerini bastırıyor ve halka karşı siyasi komplolarını yoğunlaştırıyorlar.

SPD’nin eski önderi Sigmar Gabriel, büyük koalisyon hükümetini, “daha fazla polis”i işe almaya ve sokaklarda baskı yapmaktan ödün vermemeye çağırdı. Gabriel, Bild gazetesine, “Son nefesini vererek yeni bir hükümet krizinin kışkırtılması, Almanya’yı kesinlikle daha istikrarlı yapmayacak.” dedi ve Almanya, “sadece kendisine odaklanmak için çok büyük. Dünya, bizi, yalnızca, Avrupa’yı bir arada tutarsak dinler.” diye ekledi.

Başbakan Angela Merkel, Çarşamba günkü hükümet açıklamasında, aynı gerici tavrı takınmıştı. “Dış sınırları koruma”da ve sığınmacıları “ülkelerine geri gönderme”de “ortak ilerlemeler” çağrısı yapan Merkel, sığınmacılara karşı daha fazla baskı talep etti. Bir diğer konu, “iç güvenliği” sağlamlaştırmaktı. Hükümet, Avrupa seçimleri için, “kampanyalarında aktif bir şekilde yanlış bilgi yayan partilere yönelik kurallar oluşturmayı” planlıyor.

Bunun sonuçları açıktır. Google, “yanlış bilgi” ile mücadele bahanesi altında, Alman hükümeti ile sıkı işbirliği içinde, aralarında Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin de olduğu solcu ve ilerici haber kaynaklarını sansürlüyor. Büyük koalisyonun iç istihbarat kurumu tarafından hazırlanan en son raporunda, kapitalizme, milliyetçiliğe, emperyalizme ve militarizme yönelik tüm muhalefet “aşırı solcu” ve “anayasaya aykırı” olarak suç muamelesi gördü. SGP, “aşırı solcu bir parti” ve bir “gözetleme nesnesi” olarak damgalandı.

Hükümet, devlet aygıtı ve “solcu” muhalefet partileri tarafından desteklendiği için bu kadar saldırgan bir şekilde hareket edebilmektedir. Yeşiller Partisi, sert muhalefete rağmen Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonrasındaki ilk askeri müdahalesini düzenlemesinden yirmi yıl sonra, iç politikada ve sığınmacı politikasında çok daha sağa kaymış durumda. Onlar, koalisyon yönetimlerinin parçası oldukları her yerde, güvenlik güçlerini kuvvetlendiriyor ve sığınmacıların acımasızca sınır dışı edilmesini örgütlüyorlar. Bavyera’da, Chemnitz’deki son neo-Nazi saldırısını açıkça savunmuş olan İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in CSU’su ile bir koalisyon kurmayı umut ediyorlar.

Sol Parti meclis grup başkanı Sahra Wagenknecht, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Merkel’i, “Başbakanlık ofisindeki bir topal ördek” olmakla suçladı ve “Almanya şu anda iş görmekten aciz bir hükümete sahip” diye yakındı. O, geçtiğimiz hafta düzenlenen bir etkinlikte, açıkça, partisini Berlin’deki kitlesel protestolardan ayırdı ve “açık sınırlar” düşüncesini “gerçek dışı ve bütünüyle uygulanamaz” olarak tanımladı. Wagenknecht’ın aşırı sağ ile bir anlaşmaya varması, yalnızca zaman meselesidir. Kısa süre önce Frankfurter Allgemeine Zeitung’da büyük ölçüde Hitler’in 1933’teki bir konuşmasına dayanan bir yazı yazan AfD önderi Alexander Gaulland, Wagenknecht’e “aklın cesur sesi” diyerek hayranlığını dile getiriyordu.

Medya, aşırı sağı yükseltme yönündeki siyasi komploda merkezi bir rol oynamaktadır. Onlar, AfD’yi teşvik eder, sığınmacı karşıtı her gösteriye bolca yer verir ve neo-Nazileri “kaygılı yurttaşlar” olarak tanımlarken, Berlin’deki kitlesel gösteri üzerine neredeyse hiç haber yapmadılar. Yorumcular, gösteriyi açıkça kınadılar. Berlin merkezli Tagesspiegel gazetesi, kışkırtıcı bir şekilde, gösteriyi düzenleyenleri, Alman bayraklarını ve AfD üyelerini yasaklama gerekçesiyle yasadışı sansür uygulamakla suçladı.

Siyaset, medya, istihbarat kurumları ve ordu içindeki etkili çevreler, perde arkasından, AfD’ye Berlin’de daha fazla güç vermek için çalışıyorlar. Meclis Başkanı Wolfgang Schäuble, Bild am Sonntag ile bir röportajında, AfD’nin meclise girmesinin “bazı olumlu değişikliklere neden olduğunu” söyledi. Schäuble, “Büyük koalisyonun çoğunluğu, geçtiğimiz yasama dönemindeki kadar net değil” ve bu “tartışmaları daha heyecanlı” kılıyor, diye ekledi.

AfD’nin parlamento salonundaki faşizan ve ırkçı nutuklarına değinen Schäuble, böyle bir “sert” söylemin, “kaygılanmamızı gerektirecek kadar kötü olmadığını” ilan etti.

SGP, bu koşullar altında, yeni seçimler düzenlenmesi yönündeki çağrısını yeniliyor. Herhangi bir onaylanmış yetkiye sahip olmayan sağcı bir komplocular kliğinin, sağcı bir diktatörlük kurmasına, Almanya’yı yeniden silahlandırmasına ve halkı bunun kanlı bedelini ödemeye zorlamasına izin verilemez. SGP, bir seçim kampanyasında, egemen seçkinlerin gerici politikalarını teşhir etmek ve kapitalizme, savaşa ve otoriter rejime karşı sosyalist bir alternatifi inşa etmek için tüm güçlerini ve kaynaklarını seferber edecektir.

Bizler, şunları talep ediyoruz:

* Büyük koalisyonun, devlet aygıtının ve aşırı sağcıların komplosunu durdurun!

* Aşırı sağa yönelik kitlesel muhalefet, sosyalist ve enternasyonalist bir program temelinde harekete geçirilmelidir!

* Savaşa hayır! Almanya’nın militarist büyük güç politikasına dönüşünü durdurun!

* Gizli servisi dağıtın ve SGP’nin ve diğer sol örgütlerin izlenmesine derhal son verin!

* Sığınma hakkını savunun! Devletin askerileştirilmesine ve gözetlemeye hayır!

* Yoksulluğa ve sömürüye son! Toplumsal eşitlik! Mali oligarşinin, bankaların ve büyük şirketlerin serveti kamulaştırılmalı ve demokratik denetim altına alınmalıdır!

Ulrich Rippert ve Johannes Stern