Trump İran’ı tehdit ederken, Basra Körfezi’nde gerilimler yükseliyor

Bill Van Auken
22 Mayıs 2019

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ı “sonunu getirmek” ile tehdit eden Twitter mesajı, tam da ABD savaş gemilerinin İran kıyılarına yakın mesafede bir dizi kışkırtıcı askeri tatbikat düzenlediği sırada, Basra Körfezi’ndeki savaş krizini keskin biçimde tırmandırdı.

Trump, Twitter’da, “Eğer İran savaş istiyorsa, bu İran’ın resmen sonu olur. Bir daha ABD’yi asla tehdit etme!” diye yazdı.

Trump’ın kafasındaki “tehdidin” ne olduğu hiçbir şekilde net değil. Bu mesaj, Bağdat’ın Yeşil Bölgesi’nde Meçhul Asker anıtının yakınlarına bir Katyuşa roketinin düşmesinden sadece birkaç saat sonra atıldı. Herhangi bir yaralanmaya yol açmayan roket, ABD Büyükelçiliği’nin aşağı yukarı yarım kilometre uzağına düştü.

Uzun zamandır İran’ı bombalama ve rejim değişikliği çağrısında bulunan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, olay hakkında başkana bilgi vermek üzere Beyaz Saray’a giderken, Trump’ın bu olaya değil de Fox News’teki bir yoruma tepki verdiğine ilişkin belirtiler vardı. Bu mesajı atmadan önce, göçle ilgili bir habere tepki vermiş ve ardından, Fox News’in İran üzerine haberinin ardından İran’ın “sonunu getirme” tehdidinde bulunmuştu.

Yeryüzünde en ağır biçimde tahkim edilmiş yerlerden biri olan Yeşil Bölge’ye ateşlenen serseri roketin sorumluğu, hiç kimse olayın sorumluluğunu üstlenmemiş olmasına rağmen, ABD medyası tarafından hızla İran’a ya da onun “vekillerine” yüklendi. Ülkede, ABD büyükelçiliğine ya da Irak’ın yozlaşmış burjuva hükümetinin bulunduğu yere bir füze atmak için sayısız nedeni olan çok sayıda grup ve insan var.

İran’dan gelen önceki “tehditler”, Washington’ı, Basra Körfezi’ne yapılan büyük askeri konuşlanma ile sinmeyeceği ve ABD’nin savaş gemilerinin bir tehdit oldukları kadar bir hedef oluşturdukları konusunda uyaran İslami Devrim Muhafızları önderliğinden gelmişti.

Washington, bu ayın başında, USS Abraham Lincoln’ün önderliğindeki bir uçak gemisi vurucu kuvvetinin konuşlandırılmasına hız verdi ve İran kıyısı açıklarında transit uçuş yapmak üzere, aralarında nükleer kapasiteli B-52’lerin olduğu bir bombardıman görev gücü gönderdi. Bunu, ABD Deniz Piyadelerini, savaş gemilerini, çıkartma araçlarını ve bir Patriot füze bataryasını taşıyan USS Arlington adlı amfibi hücum gemisinin bölgeye sevk edilmesi takip etti.

Bu arada, Pentagon, İran ile topyekün bir savaşa açık bir hazırlık olarak, bölgeye 120.000 kadar ABD askeri sevk etmeyi gerektiren savaş planları hazırlamış durumda. Bu, Irak istilasından önce bölgeye konuşlandırılan kuvvetlere yakın bir sayıdır.

Pazartesi günü, ABD Donanması’nın 5. Filosu, USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi Vurucu Grubu’nun ve 22. Deniz Piyadeleri Seferi Birliği’ni taşıyan USS Kearsarge Amfibi Hazır Grubu’nun, Umman Denizi’nde bir dizi tatbikat yaptığını bildirdi.

Lincoln vurucu grubunun komutanı, Tuğamiral John Wade, tatbikatların, “tehditlere yanıt verirkenki öldürücülüğümüzü ve çevikliğimizi arttırmayı ve bu önemli bölgedeki istikrar bozucu eylemleri caydırmayı amaçladığını” söyledi.

Asıl “istikrar bozucu eylemler”, aralıksız bir şekilde ABD emperyalizmi tarafından gerçekleştirilmiştir. ABD, çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de bir milyondan fazla insanın ölümüne yol açan ve tüm bu toplumları paramparça eden savaşlar yürütmüştür. Washington’ın, Irak’ın nüfusunun iki katından fazla bir nüfusa ve yaklaşık dört katı toprağa sahip bir ülke olan İran’a karşı daha kanlı bir savaş biçiminde, bu devasa savaş suçlarını gölgede bırakmaya hazırlandığının her türlü belirtisi mevcuttur.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Trump’ın tehdidini “soykırımsal bir tweet” olarak kınadı ve şu uyarıda bulundu: “Tüm saldırganlar giderken İran bin yıldır ayakta. Ekonomik terör ve soykırımsal sataşmalar İran’ı bitiremeyecektir.” Zarif, “Saygı göstermeyi dene, işe yarar,” diye ekledi.

ABD, bir yıl önce, 2015’te İran, ABD, Avrupalı güçler, Rusya ve Çin arasında yapılmış olan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (JCPOA) tek taraflı olarak çekildi. Washington, o zamandan beri, Tahran’a “azami baskı” uyguluyor. Bu baskı, ülke ekonomisini felç etmek üzere tasarlanan ve bir savaş nedenine denk olan tek taraflı ekonomik yaptırımları içeriyor.

Bunlara, İran’ın petrol ticaretine kapsamlı bir ambargonun yanı sıra, ABD’nin eski müttefikleri dahil olmak üzere üçüncü taraf ülkelerin Tahran ile ticaretlerini sürdürmeleri halinde cezalandırılmakla tehdit edilmesi eklendi. Bu ayın başında, Washington, Çin’e, Güney Kore’ye, Japonya’ya, Hindistan’a ve Türkiye’ye İran petrolü satın alma izni veren muafiyetleri sona erdirdi. Ülkenin petrol ihracatı, günde 2,8 milyon varilden 1 milyon varile düşerek, yaklaşık üçte iki azaldı. Bu ay, bu rakamın, günde 500.000 varile kadar düşmesi bekleniyor. Washington, hedefinin, İran’ın petrol ihracatını sıfıra indirmek olduğunu belirtiyor.

İran ekonomisine yönelik bu kuşatma durumunun bedelini ödeyenler, ülkenin emekçi kitleleridir. İranlı emekçiler, yükselen enflasyon, artan işsizlik ve hastaları hayatta tutmak için gerekli ilaçlar dahil olmak üzere yaşamsal ürün eksikliği ile karşı karşıya bulunuyor.

Trump yönetimi, bu yoksunluğun, İran’ın burjuva ulusalcı yönetimini devirecek halk ayaklanmalarını tetiklemesine bel bağladığını açıkça ortaya koymuş durumda. Ancak bunun, ABD emperyalizmine yönelik milliyetçi öfkeyi körüklemesi daha olası. ABD’nin Tahran’da güvenilir bir kukla rejim kuran bir saldırı savaşı olasılığı, Bağdat’ta, Trablus’ta ve Şam’da olduğundan daha ihtimal dışı görünüyor. Daha olası senaryo, tüm Ortadoğu’yu ve Washington’ın, nükleer silahlı Rusya’yı ve Çin’i kapsayan “büyük güç” rakiplerini içine çeken bir savaştır.

ABD, Bağdat’a yönelik füze saldırısında İran’ın sorumlu olduğu hakkındaki kanıtlanmamış iddiaların, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) kıyısı açıklarındaki petrol tankerlerine sabotaj iddiasının ve Husi asilerin, Yemen’e karşı Suudilerin öncülüğünde ABD’nin desteğiyle yürütülen soykırımsal savaşa misilleme olarak Suudi petrol tesislerine insansız hava aracı saldırısı düzenlemelerinin yanı sıra, İran’ın nükleer programını da, olası bir ABD saldırısının bahanesi olarak ustalıkla kullanıyor.

Tahran, Washington’ın nükleer anlaşmayı yırtıp atmasına ve tırmanan saldırganlığına yanıt olarak, zenginleştirilmiş uranyum ve ağır su üretimine yönelik üst sınır konusundaki taahhütlerini 60 günlüğüne askıya aldı. Bununla, Avrupalı devletlere, İran ile dolar harici ticarete olanak sağlayarak ABD yaptırımlarını atlatmak üzere bir özel bir ticari mekanizma (INSTEX) başlatma sözlerini tutmaları için baskı yapmayı amaçlıyor.

Pazartesi günü, İran Atom Enerjisi Kurumu’nun (AEOI) sözcüsü, yüzde 3,67 oranındaki uranyum üretme oranını dört kat arttırdıklarını açıkladı. İran’ın bu adımı hala JCPOA’ya uygun olmakla birlikte, arttırılmış üretim oranı, stoklanmış az zenginleştirilmiş uranyuma ilişkin 300 kilogram sınırını kısa süre içinde açmasına neden olacak. JCPOA’nın şartları, her ne kadar ABD yaptırımları bunu neredeyse olanaksız kılıyor olsa da, Tahran’ın bu seviyenin üstündeki zenginleştirilmiş uranyumu uluslararası piyasalarda elden çıkarmasını gerektiriyor.

Avrupalı güçler Washington’ın İran’a karşı artan oranda savaşçı tehditleri hakkındaki kaygılarını ifade etseler de, bu, bütünüyle, onların İran’ın petrolünü ve pazarlarını sömürmeye yönelik kendi yağmacı çıkarları ile bağlantılıdır. Onlar, Washington’ın ekonomik kuşatmasına ya da ülkeye yönelik askeri tehditlerine karşı koymak için herhangi bir ciddi adım atmadılar.

Geçtiğimiz hafta, “her iki tarafta da istenmeyen bir tırmanmayla kaza sonucu meydana gelecek bir çatışma riski” hakkında kaygılarını ifade eden Britanya hükümeti, Pazartesi günü, Tahran’a, Washington’a karşı koymaması konusunda uyarıda bulundu. Britanya Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, o gün Cenevre’deki gazetecilere şunları söyledi: “İranlılara şunu söylemek istiyoruz: ABD tarafının kararlılığını hafife almayın. İran’la savaş istemiyorlar. Ama Amerikan çıkarları saldırıya uğrarsa, intikamını alacaklar. Ve bu, İranlıların çok, çok dikkatli bir şekilde düşünmesi gereken bir şey.”

Hunt’ın uyarısı, Britanya’nın, ABD’nin İran’a karşı saldırganlığına arka çıkmak üzere Basra Körfezi’ne gizlice birlikler göndermiş olduğuna ilişkin haberlerin ortasında geldi.

Sunday Express, Britanya özel kuvvetlerinin, Basra Körfezi’ndeki ABD vurucu grubuna yardım etmek üzere gönderilmiş olduğunu yazdı. Haber, gönderilenlerin, Keşm adası etrafındaki askeri etkinliği gözetlemek üzere konuşlandırılan özel bot kuvvetleri (SBS) unsurlarını içerdiğini belirtiyordu. İran, adaya silahlı tekneler yerleştirmiş durumda.

Trump’ın İran’ın “sonunu getirme” tehdidi ilk kez olmuyor. Hillary Clinton’ın, Demokratik Parti’nin başkan aday adayı olduğu 2008’de, İran’ı “yok etmek” ile tehdit ettiğini unutmamak gerek. Söz konusu olan yalnızca Trump’ın değil, küresel ekonomik egemenliğindeki aşınmayı askeri yollarla tersine çevirmeye kararlı olan ABD egemen sınıfının pervasızlığı ve caniliğidir.