Alman hükümeti, aşırı sağcı Profesör Jörg Baberowski’yi savunuyor

Johannes Stern
6 Haziran 2019

Alman hükümeti, resmi bir açıklamada, Humboldt Üniversitesi’ndeki aşırı sağcı Profesör Jörg Baberowski’ye ve meslektaşı Herfried Münkler’e arka çıktı.

“Temel Yasa”nın (Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonrası anayasasına verilen ad) 70. yıldönümü üzerine Federal Eğitim ve Araştırma Bakanlığı’nın resmi web sitesinde ve çeşitli gazetelerde yayınlanan açıklamada, Bilim Bakanı Anja Karliczek (Hristiyan Demokrat Birlik, CDU), şöyle yazıyor: “Almanya’da, akademik özgürlük, temel bir haktır. Bu hak, ifade özgürlüğü ile çok yakın ilişki içindedir […] Bu, başka görüşleri de kapsar. Saldırıya uğrayan Berlinli Profesör Münkler ile Profesör Baberowski’ninkiler gibi görüşleri de.”

Bu profesörlerin federal hükümete göre artık “makul” görülmesi gereken “görüşleri”, herkesçe malumdur. Humboldt Üniversitesi’nde Doğu Avrupa Tarihi Profesörü olan Baberowski, örnek aldığı Ernst Nolte’nin ölümü sonrasında, Alman tarihçileri arasındaki en ünlü Nazi savunucusudur.

Baberowski, 2014 yılında, Almanya’daki başlıca haftalık dergi olan Der Spiegel’e, “Hitler psikopat değildi, kötü biri değildi. Masasında, Musevilerin ortadan kaldırılması hakkında konuşulmasını istemiyordu,” demişti. Onun “bilimsel” yazıları da, Nazizmin ve Üçüncü İmparatorluk’un suçlarının önemsizleştirilmesi ile damgalanmıştır.

Bu arada, Baberowski'nin saptırımcı tarihini gözler önüne seren, çok satanlar listesinde yer alan bir kitap, onun siyasi olarak takip ettiği aşırı sağcı gündem ile yakından ilişkili. Die Zeit yazarları Christian Fuchs ile Paul Middelhoff’un “Yeni Sağ Ağı” adlı kitabı, Baberowski’yi, sağcı bir tartışma grubunun öncüsü olarak tanımlıyor. Grup, ayrıca, ırkçı sosyal demokrat Thilo Sarrazin’i, Dieter Stein (Junge Freiheit), Karlheinz Weißmann (Cato) ve Frank Böckelmann (tumult) gibi aşırı sağcı gazetecileri içeriyor.

Kitap, “Baberowski çevresinden ve diğer kampanya arkadaşlarından, ‘2018 Ortak Deklarasyonu’ fikri” ortaya çıktı, diye açıklıyor. Söz konusu deklarasyon, sözde “yasadışı kitlesel göç”e sert tepki gösteriyor ve yabancı düşmanı gösteriler ile dayanışmasını ifade ediyor.

Münkler de, emekli olmasından sonra, gitgide daha açık bir şekilde aşırı sağcı çevreler içine girmiş durumda. Münkler, bu yılın başında, Avusturya’daki “Yeni Yıl Güvenlik Politikası Konferansı”nda, aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi’nden (FPÖ) o sırada Savunma Bakanı olan Mario Kusanek’in davetlisi olarak konuşma yaptı.

Sosyal demokrat Münkler’in sağcı militaristler arasında önemli bir kişilik olarak görülmesi şaşırtıcı değildir. Münkler, “Macht in der Mitte” (“Ortadaki Güç”) adlı kitabında, Almanya’nın, merkez Avrupa’nın önderi olarak, kıtanın “amiri” rolünü oynaması gerektiğini ileri sürüyor. O, çok sayıda makalede ve röportajda, insansız hava araçlarını ve zehirli gazı “insani silahlar” olarak övmüş ve Batı’nın “kahramanlık sonrası toplumları”ndaki gençlerin artık kendilerini emperyalist savaşlarda kurban etmeyi istemediğinden yakınmıştır.

Hükümete göre, Hitler’in önemsizleştirilmesi ve Alman militarizminin geri dönüşüne destek uyandırılması gibi “görüşler” anayasada korunurken, belli ki bu görüşlerin eleştirilmesi korunmuyor. Bakan Karliczek, şunları yazıyor: “Anlaşmazlığa neden olan tartışmalar, her yerde ama özellikle de artılarla ve eksilerle yüzleşmenin yuvası olan üniversitelerde mümkün olmalı. Bununla birlikte, bunun önkoşulu, tartışmaların ve muhatapların, söylemlerini liberal demokratik anayasal düzen temelinde yürütmeleridir.”

Hükümetin açıkça Münkler ile Baberowski’den yana tavır alması, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP) ve Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin uyarılarını doğrulamaktadır. Kapitalizmin 1930’lardan bu yana en derin krizinin yaşandığı ve büyük güçler arasında yeni savaşlara ve artan çatışmalara hazırlık yapıldığı koşullarda, egemen sınıf, saldırgan bir şekilde eski otoriter ve faşist geleneklerine, militarizm politikasına dönüyor; devletin gücünü içeride ve dışarıda arttırıyor ve halkın direnişine karşı bir toplumsal yıkım politikası izliyor.

Baberowski, uzun süredir, sağcı provokasyonlarını ve propagandasını eleştiren öğrencilerin üniversiteden atılıp, susturulmasını talep ediyor. O, 2017 başında, Bremen AStA’yı (öğrenci sendikası), aşırı sağcı görüşlerini protesto ettiği için mahkemeye vermişti.

O sıralarda, Sosyal Demokrat Parti (SPD) politikacısı ve Humboldt Üniversitesi (HU) Rektörü Sabine Kunst, Baberowski’ye çoktandır arka çıkıyordu. Kunst, Baberowski’nin mahkemede yenilgiye uğramasının ardından, üniversite yönetimi adına yapılan bir açıklamayla, “seçkin bilim insanı” Baberowski’nin ve diğer HU profesörlerinin eleştirilmesini artık hoş görmeyecekleri tehdidinde bulundu ve eleştirenlere büyük olasılıkla dava açılacağını söyledi. Geçtiğimiz yaz, aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’in (AfD) emriyle, Kunst, siyasi olarak aktif öğrencilerin ayrıntılı listelerini yayınlamaya zorlamak için, HU’nun öğrenci kuruluna dava açtı.

Şimdiki saldırı da, aşırı sağ ile sıkı işbirliği içinde gerçekleşiyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında, AfD’nin Bundestag’daki (federal meclis) grubu, hükümete, öğrencilerin Münkler ile Baberowski’ye yönelik eleştirilerini kınayan ve hükümetin “siyasi doğruluk eliyle tehlikeye atılan akademik özgürlüğü koruması” çağrısı yapan bir önerge sundu.

Nazizmin sadece “1.000 yıllık başarılı Alman tarihindeki kuş pisliği” olduğunu söyleyen ve “anma politikasında 180 derecelik bir dönüş” çağrısı yapan bir parti olan AfD’ye neyin yön verdiği açıktır. AfD’nin Marc Jongenor gibi milletvekilleri ve genel başkanı Alexander Gauland, Bundestag’daki faşizan konuşmalarında, Alman emperyalizminin suçlarını göreceleştirmek ve saldırgan bir dış politikaya ve büyük güç politikasına destek toplamak için, düzenli olarak Münkler’e ve Baberowski’ye atıfta bulunuyorlar.

Hükümet partileri ile sıkı uyum içinde çalışan sağcı siyasi dergi Cicero’nun son sayısı, Münkler’i ve Baberowski’yi savunmaya odaklanıyor.

SPD’li politikacı Mathias Brodkorb, “Karakter sorunu olarak bilim” başlıklı makalesinde, “akademik özgürlük” adına Baberowski’yi savunuyor. Brodkorb, “tipik Alman ahlaki karalama biçimi” olan “reductio ad Hitlerum”un [“Hitler kartını oynama”nın], muhaliflerinin her yerden çıkan yalanları olduğundan yakınıyor.

Aşırı sağcı bir profesörü savunmak amacıyla Latince tamamen isabetsiz savlardan yararlanmak, bir Alman sosyal demokratının entelektüel ahlak bozukluğunu gerektirir. Baberowski, Hitler konusunda hatalı bir çağrışım ile “karalanmıyor”; Hitler’i ve Nazilerin suçlarını önemsizleştirdiği için eleştiriliyor.

Tüm siyaset kurumunun Münkler’e ve Baberowski’ye arka çıkması, onları gitgide daha saldırgan açıklamalar yapmaya teşvik ediyor. Cicero’ya konuşan Münkler, önce, “Troçkistler”in, onu, 1960’ların sonundaki “üniversite isyanları” sırasında duvarın önüne dizmekle tehdit ettiği yalanını söylüyor. Ancak o zaman, siyasi muhaliflere karşı şiddet çağrısı yapmak için, hayır, “Ondan önce ben kafanıza bir mermi sıkarım,” yanıtını vermiş.

Onu eleştiren öğrencilerini ve meslektaşlarını tehdit eden Baberowski de, gitgide daha kışkırtıcı açıklamalar yapıyor. SGP’nin Genel Başkan Yardımcısı Christoph Vandreier, kısa süre önce, Berlin’deki Heinrich Böll kütüphanesinde, Neden Geri Döndüler? adlı kitabının sunumunu yaptı. Kitapta, Baberowski olayı açıklanıyor ve AfD’nin yükselişinin profesörler, medya ve düzen partileri tarafından ideolojik ve siyasi olarak nasıl hazırlandığı gösteriliyor. Baberowski, etkinlik üzerine, kendi Facebook sayfasında şunları yazdı:

“Berlin Greifswalder Caddesi’nde bulunan Merkez Kütüphanesi, Alman istihbarat servisinin izlemekte olduğu şiddet yanlısı aşırı solcuların, dinleyiciler önüne çıkıp nefret yaymasına izin veriyor. Vandreier, özellikle kötü niyetli bir psikopattır. Bunu bilebilirdiniz. Yoksa bu tür faşistler, saçtıkları pislik takdir edildiği için bir konferans vermeye davet mi edildiler?”

AfD’nin tarzında iftira niteliği taşıyan bu tür açıklamalar, hükümetin savunduğu aşırı sağcı güçleri ve onların işçiler ve gençler arasında büyüyen siyasi muhalefeti bastırmak için başvurdukları yöntemleri açıkça ortaya koymaktadır. Eğer “nefret ve pislik saçan”, faşizmi canlandıran ve temel ifade özgürlüğü hakkına saldıran ve muhaliflere devlet şiddetiyle karşılık veren varsa, o, egemen sınıftan başkası değildir.

SGP, mevcut gizli servis raporunda, bir “gözetlenme nesnesi” olarak adlandırılıyor. Partinin tek “suçu”, gizli servise göre “'kapitalist' devletin ve toplumsal düzenin genelleştirilmiş bir kötülenmesi; AB karşıtlığı; sözde milliyetçilik, emperyalizm ve militarizm karşıtlığı”na dayanan sosyalist bir programı açıkça savunmaktır.

SGP, gizli servise karşı dava açtı ve demokratik hakları savunan, militarizmin ve faşizmin geri dönmesine karşı çıkan herkesi, Anayasayı Koruma Bürosu’na (gizli servis) karşı davada kendisine destek vermeye çağırıyor.