Almanya Savunma Bakanı, AB Komisyonu Başkanı oluyor

Peter Schwarz
18 Temmuz 2019

1958’den beri ilk kez, bir Alman politikacı, Avrupa Birliği’ndeki (AB) en güçlü makamda oturacak. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) politikacısı Ursula von der Leyen, AB Komisyonu Başkanı olarak Jean-Claude Juncker’in yerini alıyor. Almanya’nın eski savunma bakanı, Salı akşamı Avrupa Parlamentosu’nda az bir çoğunlukla seçildi. 750 milletvekilinin yarısının oyu (374 oy) gerekirken, von der Leyen 383 oy aldı.

Seçimden önce haftalar süren çekişmeler, anlaşmalar ve gizli manevralar söz konusu oldu. AB’deki tüm hükümet başkanlarını temsil eden kurul olan AB Konseyi, bir anlaşmaya varmadan önce üç zirve ve bütün gece süren toplantılar düzenledi.

Von der Leyen, gereken çoğunluğu elde etmek için iki hafta yoğun bir lobi faaliyeti yürüttü. Tüm ekibi tarafından desteklenen von der Leyen, herkese duymak istediklerini söyleyip, vaatlerde bulundu. Salı sabahı milletvekillerine Almanca, Fransızca ve İngilizce yaptığı adaylık konuşması, bir reklam ajansı tarafından hazırlanmış gibiydi.

Kadın olduğunu vurgulayan von der Leyen, tüm Komisyon makamlarının yarısının kadınlardan oluşacağını taahhüt etti. Fridays for Future tarafından düzenlenen kitlesel gösterilerden birinde konuşuyormuş gibi, çevreyi korumaya desteğini açıkladı. Ayrıca, asgari ücretin iyileştirileceğini ve gençler için daha iyi olanaklar vaat etti. Akdeniz’de ölen 17.000 kişi için üzüldüğünü ifade eden von der Leyen, Avrupa sınır koruma kurumu Frontex’i daha önce planlanandan daha hızlı bir şekilde güçlendireceğini söyledi. Brüksel’de doğduğunu ve ancak 13 yaşında Alman olduğunun farkına vardığını söyleyen von der Leyen, kendisini tutkulu bir Avrupalı olarak resmetti.

Konuşma, destekleyicilerinin gözünden tamamen düşmeden ona oy verebilsinler diye, özellikle Yeşiller ve Sosyal Demokrat milletvekillerine yönelikti.

Sonuçta bu işe yaradı; sosyal demokratların üçte ikisi ile birlikte, muhafazakar ve liberal parti grupları von der Leyen’e oy verdi. Yeşiller von der Leyen’in adaylığını reddetmiş olsa da, Yeşillerden birçok politikacı onun hakkında olumlu konuştu. Yalnızca Avrupa Sol grubu ve sağcı popülistler von der Leyen aleyhine konuştular. Ulusal muhafazakarlar ortak bir tavır almaktan kaçındılar. Oylama gizli olduğu için, seçimin sonucu önceden belirlenemedi.

Von der Leyen’in seçilmesi, Avrupa egemen sınıfının daha fazla sağa kaydığına işaret etmektedir. Bu sonuç, kıta genelinde ve dışında, daha fazla kemer sıkma, militarizmin büyümesi ve polis devletinin güçlendirilmesi anlamına geliyor. Angela Merkel başbakan olduğundan beri Almanya’nın bakanlar kurulunda yer alan von der Leyen, dört yıl aile bakanlığı, dört yıl çalışma bakanlığı ve altı yıl savunma bakanlığı yaptı. Bu görevlerdeyken, sosyal harcamalarda derin kesintiler gerçekleştirdi; gelirin ve servetin toplumun altından tepesine doğru yeniden bölüşümünü yönetti ve Almanya’nın yeniden birleşmesinden beri askeri harcamadaki en büyük artışı hayata geçirdi. Savunma bakanı olduğundan beri, askeri harcamalar 30 milyar avrodan 45 milyar avroya yükseltildi ve önümüzdeki dönemde daha fazla artış yapılacak.

Von der Leyen, Strazburg’daki konuşmasında şunları vurguladı: “Avrupa, dünyada daha güçlü ve daha fazla birleşmiş bir ses haline gelmeli ve hızlı hareket etmeli. Bu yüzden, dış politika kararlarını nitelikli çoğunlukla alma ve bu kararların arkasında birlikte durma cesaretine sahip olmamız gerekiyor… Avrupa Savunma Birliği’ni bu nedenle oluşturduk. Bizim askerlerimiz, polislerle, diplomatlarla ve kalkınma yardımı görevlileriyle yan yana çalışıyorlar. Bu erkekler ve kadınlar, Avrupa’ya yorulmak bilmez hizmetleri için en büyük saygıyı ve takdiri hak ediyorlar.”

Von der Leyen, beş ay önce, Münih Güvenlik Konferansı’nda, siyasi seçkinlerden, istihbarat kurumlarından ve ordulardan 600 temsilci önünde savaşçı bir konuşma yapmış ve şunları söylemişti: “Büyük güçler arasında rekabete geri dönüş, yeni güvenlik görünümünün en öne çıkan özelliğidir.”

“Sevelim ya da sevmeyelim, Almanya ve Avrupa bu rekabetçi mücadelenin parçasıdır. Biz, tarafsız değiliz,” diyen von der Leyen, Berlin’in ve Brüksel’in yaklaşan mücadelede daha bağımsız bir rol oynamasına olanak sağlamak için daha bağımsız bir Almanya-Avrupa savunma politikası çağrısı yapmış ve konuşmasını şu sözlerle noktalamıştı: “Biz Almanlar, Fransa’dan daha ahlaklı ya da insan hakları politikası konusunda Britanya’dan daha ileri görüşlü olduğumuzu iddia edemeyiz.”

Von der Leyen’in AB Komisyonu Başkanı seçilmesiyle verilen asıl mesaj, Avrupa Birliği’nin Alman-Fransız hegemonyası altında askeri bir büyük güce dönüşeceğidir. Von der Leyen’in AB Komisyonu için beklenmedik adaylığı, Başbakan Merkel ile Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron arasında yüz yüze yapılan görüşmelerde kararlaştırılmıştı.

Macron açısından, von der Leyen birçok nedenden dolayı uygundur. Von der Leyen, Alman ordusunun Fransa ile sıkı işbirliği içinde olduğu Orta Afrika’daki Alman askeri müdahalelerini kararlılıkla sürdürdü. Bir Avrupa ordusu için bastırmasına rağmen, NATO ile iyi ilişkilere sahip ve yüzden Polonya gibi Doğu Avrupa devletlerini dizginleyebiliyor. En önemlisi de, artık Avrupa Merkez Bankası’nın başına bir Fransız’ın, yani IMF’nin eski başkanı Christine Lagarde’ın geçmesinin önünde hiçbir engel kalmıyor.

Avrupa Birliği içindeki Alman-Fransız hegemonyası –ki bu Britanya’nın ayrılmasıyla daha da kuvvetlenecek– AB içindeki anlaşmazlıkları ve Berlin ile Paris arasındaki gerilimleri hafifletmeyecek. Onların AB’ye egemen olma girişimleri, Doğu Avrupa’da zaten baskın bir siyasi role sahip olan sağcı milliyetçi güçleri kuvvetlendirecek.

İtalya ve İspanya, Avrupa Parlamentosu Başkanlığı ve Dış İlişkiler Yüksek Temsilciliği makamları ile dengelenirken, AB’nin başlıca görevlerinin paylaşılması sonucunda Doğu Avrupa devletlerinin ve daha küçük AB devletlerinin elleri boş kaldı. Yalnızca Belçika AB Konseyi Başkanlığı makamını alacak.

ABD, Çin, Rusya ve diğer büyük güçler arasındaki sert uluslararası anlaşmazlıklar, Avrupa içindeki farklılıkları daha da yoğunlaştıracak. Daha bu hafta, AB ile NATO üyesi Türkiye arasındaki gerilimler, Kıbrıs açıklarında bulunan doğalgaz rezervleri üzerine ciddi biçimde yükseldi.

Bu anlaşmazlıkların yükü, düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve maaş kesintileri yoluyla işçi sınıfına yüklenecek. Her ne kadar von der Leyen –halk tarafından desteklenmediği için– konuşmasında bu konuya çok fazla odaklanmamaya özen gösterdiyse de, onun Komisyon başkanlığı döneminin odak noktası, silahlanma ile birlikte, Avrupa’nın gözetleme ve polis devleti aygıtının kuvvetlendirilmesi olacak.