Trump, muhalefeti terörizmle damgalama kampanyasını yoğunlaştırıyor

6 Haziran 2020

Trump yönetimi, 46 yaşındaki Afrika kökenli Amerikalı George Floyd’un 25 Mayıs’ta polis tarafından öldürülmesinin ardından ABD geneline yayılan kitlesel protestolara askeri müdahalede bulunma kampanyasını yoğunlaştırıyor. Adalet Bakanı William Barr ve FBI Müdürü Christopher Wray, Perşembe günü düzenledikleri basın toplantısında, baskıya bir bahane uydurmak amacıyla, şiddete eğilimli sol grupların protestoları “gasp ettiğini” iddia etti.

Barr, gösterileri “gasp etmek” ile suçladığı “ajitatörler”i yakalamaları için terörle mücadele birimlerinin kullanılmasını savundu. Ülke içindeki siyasi muhalefetin terörizmle damgalanması, polis şiddetine ve oligarşinin politikalarına yönelik tüm muhalefetin meşruiyetini yok etmeyi ve bu muhalefete suçlu muamelesi yapmayı amaçlamaktadır.

Barr’ın basın toplantısında söylediği yalanlar, Hitler’in “büyük yalan”dan sorumlu propaganda şefi, Nazi sözcüsü Josef Goebbels’i hayran bırakırdı. Barr, büyük-küçük yüzlerce şehirde milyonlarca insanı içeren gösterilerin, belirlenen tek bir üyesi bile olmayan bir “örgüt”, yani Antifa tarafından manipüle edildiği bir dünya uydurdu. Dahası Barr, “yabancı aktörler”in protestolara müdahale ettiğini iddia ederek, protestolarda Rusya’nın, Çin’in, İran’ın veya El Kaide’nin rolü olduğu korkusu yaratmaya kalkıştı.

Göstericiler George Floyd’un öldürülmesini protesto etmek için toplanırken, Utah Ulusal Muhafız askerleri polis noktasında bekliyorlar, 4 Haziran 2020, Perşembe, Beyaz Saray yakınları, Washingotn. (AP Photo/Alex Brandon)

Antifa, aşırı sağcı ve beyaz üstünlükçüsü provokasyonları protesto eden gençler tarafından benimsenen bir etiketten fazlası değildir. Antifa, örgütlü bir grup olarak, esasen, muhtemelen “üyelerinin” büyük kısmını oluşturan FBI muhbirlerinin ve ajanlarının ateşli hayallerinde mevcuttur. Eğer Antifa var olmasaydı (ki olmayabilir), Trump, Barr ve şürekâsının, Amerikan işçi sınıfına karşı yürüttükleri geniş çaplı baskının bahanesi olarak onu icat etmeleri gerekirdi.

Barr, sözüm ona Antifa tehdidine karşı mevcut Ortak Terörizm Görev Gücü’nü (JTTF) kullanmayı savundu. Federal ve eyalet polis görevlilerini ortak faaliyette birleştiren JTTF, başlangıçta New York şehrinde ve Washington’da 11 Eylül 2001 saldırılarını düzenleyen İslamcı kökten dincilere yönelikti; ancak şimdi Trump yönetiminin ve onun eyalet yönetimlerindeki işbirlikçilerinin politikalarına yönelik bütün solcu muhalefeti hedef alacak.

FBI ajanları, JTTF üzerinden, anayasadaki Birinci Değişiklik’i açıkça ihlal ederek, insanları siyasi görüşleri hakkında sorgulayacak ve protestolara katılmalarını suç haline getirmeye çalışacaklar. Politico’nun edindiği bir İç Güvenlik Bakanlığı genelgesinde, “gözlemlenen şüpheli davranışların bazıları anayasal olarak korunan faaliyetleri içermektedir” denilerek açıkça itirafta bulunulurken, istihbarat ajanlarının “anayurda karşı ortaya çıkan her türlü tehdide karşı uyanık olmaları” gerektiğinden söz ediliyordu.

Barr, Trump’ın bir başkanlık diktatörlüğü kurma hazırlığında başlıca temsilcilerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Adalet bakanının kendi ifadesiyle “baş kanun uygulayıcısı”, ABD Anayasası’na ve demokratik haklara yönelik kapsamlı bir saldırının fiili komplo ortağıdır.

Trump, İsyan Yasası’nı devreye sokma tehdidinde bulundu ancak 1992’de Kaliforniya’da olanların aksine, hiçbir eyalet valisi federal askeri yardım talebinde bulunmadı. Bu yüzden, Beyaz Saray, federal bölge olan ve hiçbir eyaletin parçası olmayan Columbia Bölgesi’ni (Washington, DC), protestoları ezmek ve çoğunlukla Afrika kökenli Amerikalı nüfusun gözünü korkutmak için ezici askeri güce başvurma alanı olarak kullanmayı amaçlıyor.

Basında yer alan haberlerin açığa çıkarmaya başladığı üzere, Pazartesi gecesi Beyaz Saray’ın karşısındaki Lafayette Parkı’nda bulunan barışçıl protestoculara polis-asker saldırısında başrolü oynayan kişi, Barr’dan başkası değildi. Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğu için Barr’ın doğrudan otoritesi altında bulunan federal Cezaevleri Bürosu’nun çevik kuvvet gücü, Trump park boyunca yürüyüp St. John’s Episcopal Kilisesi’nin önünde İncil’le poz verebilsin diye, göz yaşartıcı gaz vb. kullanıp parkı boşaltmaya öncülük etmişti.

Barr, basın toplantısında, sayısız federal kurumun başkentteki baskıda oynadığı rolü övdü: “Bu görevde, FBI, ATF, DEA, Cezaevleri Bürosu ve U.S. Marshals Service dahil olmak üzere bakanlığın başlıca kolluk bileşenlerinin hepsini görevlendirdik.”

Barr, George H. W. Bush yönetiminde adalet bakanlığı yaptığı sırada, bir başkanın İsyan Yasası’nı devreye soktuğu son tarih olan 1992’de kendisinin oynadığı rolü hatırlattı. Yasa, Rodney King’i döven haydut polislerin aklanması üzerine Los Angeles’ta patlak veren çalkantı sırasında devreye sokulmuştu. Polislerin bu ırkçı vahşeti, George Floyd’un öldürülmesinde olduğu gibi, görgü tanıkları tarafından filme alındığı ve bütün ülke Amerikan “yasa ve düzen”inin gerçek karakterini görebildiği için, bir ulusal skandal haline gelmişti.

Lafayette Meydanı’ndaki provokasyon sırasında ortalıkta görünmeyen Başkan Yardımcısı Pence, İsyan Yasası’nın ve federal birliklerin kullanılmasının ateşli bir savunucusu olarak yeniden meydana çıktı. Pence, Pittsburgh’taki bir televizyon kanalına verdiği röportajda, Pennsylvania’nın Demokratik Partili valisini sadece 500-600 Ulusal Muhafız çağırdığı için kınadı ve bunun yerine ABD Ordusu’nu gönderme tehdidinde bulundu.

Pence şunları söylüyordu: “Başkan ve ben, Vali Wolf gibi valileri, Ulusal Muhafızları çağırmaya, güçlü ve kararlı bir şekilde düzeni yeniden tesis etmek için onları sokaklarda görevlendirmeye davet etmeyi sürdüreceğiz.”

Barr tarafından söylenen boyutta yalanlar inanılmaz gibi görünse de, bu yalanların belirli bir nedeni var. Bunlar, başkana tartışmasız yetkiler verecek bir askeri darbeyi gerekçelendirme planının parçasıdır. Trump’ın ve onun Stephen Miller gibi yardımcıları ile Steven Bannon gibi danışmanlarını kapsayan şürekâsının gangster dili, oyunu anayasal-demokratik kurallara göre oynamadıklarını göstermektedir. Onlar, ordu ve polise dayalı bir otoriter rejim kurma planlarını gerçekleştirmek için her şeyi söyler ve yaparlar.

Tehlikeleri hafife almak ve –şirket medyası ile Demokratik Parti’nin öne süreceği gibi– siyaset ve ulusal-güvenlik kurumu içinden gelen muhalefet nedeniyle Trump’ın askeri yönetim planlarından vazgeçtiğine inanmak, emekçiler ve gençler için en büyük tehlike olur. Demokratik Parti yetkilisi Al Sharpton’ın, Perşembe günü Minneapolis’te George Floyd’u anma töreninde yaptığı konuşmanın başlıca işlevi, bu zehirli rehaveti yaymaktı.

Sharpton, George Floyd’un öldürülmesine büyük öfke duyanların açık çoğunluğunu oluşturan çok sayıda beyaz gencin yer aldığı ülke genelindeki protestolara geniş çaplı katılımın, Amerikan siyasi ve toplumsal yaşamında yeni bir şeyin başlangıcı olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Ama hemen sonra asıl amacına döndü: Floyd’a yapılan saldırıyı tamamen ırksal olarak resmetmek ve böylece, bunun işçi sınıfına yönelik bir saldırı olarak sınıfsal karakterini ve ister beyaz isterse siyah olsun, polislerin kapitalist devletin baskı aracı olarak rolünü gizlemek.

Trump’ın protestoculara karşı askeri güç kullanma tehdidini küçümseyen Sharpton, bundan “sadece kuru gürültü” diye söz etti. Oysa protestolar başladığından beri polis ve Ulusal Muhafız tarafından en az bir düzine insan öldürüldü ve Trump ile diğer komplocular, ordunun Amerika sokaklarında müdahale etmesi için aktif bir hazırlık yapıyorlar. Bu, korkunç bir katliam anlamına gelecektir.

Önde gelen Demokratların hiçbiri, Trump’ın ordunun yönetime el koyması tehdidinde bulunmasını kınamadı ve onun görevden alınmasını talep etmedi. Demokratların olası başkan adayı Joe Biden, adeta toz oldu. Washington’daki en üst düzey Demokrat olan, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, Perşembe günü Beyaz Saray’a bir mektup göndermekle yetindi. Mektupta, sanki ortada ABD’nin anayasal yapısını ortadan kaldırma yönünde devam eden bir çaba yokmuş gibi, Lafayette Park’ında müdahalede bulunan ordu ve polis görevlilerinin listesinin Kongre’ye sunulmasını talep ediyordu.

Sosyalist Eşitlik Partisi, işçilere ve gençlere seslenerek, Beyaz Saray’ın demokratik hakları ortadan kaldırma ve bir polis-ordu rejimi uygulamaya koyma planlarına karşı çıkılması çağrısı yaptı. Orada şunu belirttik:

İşçi sınıfı, bu eşi görülmemiş krize bağımsız bir toplumsal ve siyasi güç olarak müdahale etmeli; Beyaz Saray’daki komploya sınıf mücadelesi ve sosyalist devrim yöntemleriyle karşı koymalıdır.

Polis şiddetine karşı kitlesel protestolarda yer alan milyonlarca işçi ve genç, Trump yönetiminin gangster yöntemlerine karşı siyasi talepler yükseltmeye başlamalı ve Trump’ın, Pence’in ve diğer komplocuların görevden alınmasını istemelidir.

Ayrıca bakınız:

İşçi sınıfına çağrı! Trump’ın darbesini durdurun!

[4 Haziran 2020]

Patrick Martin