Hindistan-Çin sınırındaki çatışmada onlarca asker öldü

Keith Jones
18 Haziran 2020

Hindistan ve Çin birlikleri arasında 1962’deki kısa süreli sınır savaşından bu yana meydana gelen en ciddi sınır çatışmasında onlarca askerin öldüğü bildiriliyor.

Çatışma, Pazartesi gecesi Galwan Vadisi’nde patlak verdi. Burası, askerlerin bir ayı aşkın süredir yakın mesafede karşı karşıya geldikleri ihtilaflı Çin-Hindistan sınırında bulunan en az dört yerden biri.

Hindistan hükümetinin ilk açıklamalarına göre, aralarında bir subayın da bulunduğu üç Hint askeri çatışma öldü. Ancak Salı günü, ölü sayısı çarpıcı biçimde değiştirildi. Hindistan Ordusu, yaptığı açıklamada, “çatışma bölgesinde ağır biçimde yaralanan ve yüksek rakımlı arazide sıfırın altında sıcaklıklara maruz kalan 17 Hint askeri, yaralarına yenik düştü,” deniliyordu.

Çin sınırındaki Chantang bölgesindeki Hindistan ordusu tankları, Ladakh, Cemmu ve Keşmir, Hindistan, 31 Temmuz 2018. Fotoğraf/Karel Picha (CTK via AP Images)

Çin hükümeti şimdiye kadar herhangi bir ölüm bildirmedi. Ancak Çin devleti güdümündeki Global Times’ın editörü, Twitter’da, birkaç saat sürdüğü söylenen çatışmada en az birkaç Çin askerinin öldüğünü belirtiyordu.

Times of India, Hindistan’ın Çin’in iç haberleşmesinden elde ettiği bilgilere göre, Çin’in belirsiz sayıda ölünün ve ağır yaralanın bulunduğu en az 43 zayiatı olduğunu iddia etti. Bu arada U.S. News and World Report, “Amerikan istihbaratı, aralarında bir kıdemli subayın bulunduğu 35 Çin askerinin öldüğünü düşünüyor,” diye bildirdi.

Haberlere bakılacak olursa, iki taraf da anlaşmaya bağlı kalarak çatışma sırasında ateşli silah kullanmamış. Söz konusu anlaşma, sınırda devriye gezen Hindistan ve Çin askerleri arasında gerginliğin artmasını önlemek için silah taşınmamasını gerektiriyor. Haberlere göre, iki taraf, birbirlerine taş, demir çubuk ve sopalarla saldırmış. Muhtemelen bu aletlere çivi ve benzeri kesici maddeler takılmış.

Soğuk hava, yaşanması zor arazi (çatışma, deniz seviyesinden yaklaşık 5 kilometre yukarıda bulunan bir Himalaya vadisinde gerçekleşti) ve yaralılar kurtarmakta karşılaşılan güçlükler büyük olasılıkla durumu ağırlaştırırken, ölü sayısının çok olması, çatışmanın vahşetine tanıklık etmektedir.

Pazartesi gecesi meydana gelen çatışmadan günler önce, Yeni Delhi ile Pekin güya sınır krizini yatıştırma sürecini başlatmıştı. Bu süreç, Mayıs başında Hindistan ve Çin birlikleri arasında birbirinden yaklaşık 1700 kilometre uzakta bulunan iki ayrı yerde öldürücü olmayan çatışmaların gerçekleşmesiyle başlamıştı. Her iki taraf da kendi sınır bölgelerine binlerce asker konuşlandırmış, top ve benzeri silahlar sevk etmişti.

Hem Yeni Delhi hem de Pekin, krizin yatıştırılabilir olduğunu ve yatıştırılacağını söylemeye devam ediyor. Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Luo Zhaohui, Salı günü Hindistan’ın Pekin büyükelçisi ile bir araya geldi.

İhtilaflı Hindistan-Çin sınırı

Fakat her iki devlet de, ihtilaflı sınır bölgesinde 45 yıl sonra meydana gelen ilk ölümlerin sorumlusunun diğer taraf olduğunu ve geri çekilmesi gerektiğini savunuyor.

New York Times, Hindistanlı bir komutanın gazeteye, düzinelerce Hint askerinin kayıp olduğunu ve ele geçirildiklerinin düşünüldüğünü söylediğini bildiriyor. Bu, gerilimleri yatıştırma yönündeki girişimleri daha da zorlaştıracak bir etmen olabilir.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada, “şiddetli karşılaşma”dan, sınırı belirlenmemiş Fiili Kontrol Hattı’ndaki “mevcut durumu tek taraflı olarak değiştirmeye çalışan Çin”i sorumlu tuttu. İki ülke de kendi toprak iddiaları hakkında askıda olan nihai karara uymayı kabul ediyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, buna karşı yaptığı açıklamada, Hindistan askerleri “yasa dışı faaliyetler yürütmek için sınırı iki kez geçtiler ve Çin askerlerine karşı provokatif saldırılar düzenlediler, bu da her iki taraftan askerlerin ciddi bir fiziksel çatışmaya girmesine yol açtı,” diyordu.

Olaylar kolayca kontrolden çıkabilir. Doğrusu, çoktan kontrolden çıkmaya başlamış durumda.

Dünyanın en kalabalık ülkeleri olan nükleer silahlı Hindistan ve Çin, Güney Asya’da, Güneydoğu Asya’da, Orta Asya’da, Ortadoğu’da ve Afrika’da pazar, kaynak ve jeostratejik nüfuz mücadelesinde rakiptir.

Ancak sınır anlaşmazlığını böylesine yanıcı ve patlayıcı hale getiren, Çin-Hindistan rekabetinin Çin ile ABD emperyalizmi arasındaki stratejik cepheleşme eliyle büyütülmesidir.

21. yüzyılın başından beri Washington, hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların yönetimi altında, Hindistan’ı kendi yağmacı stratejik gündemine bağlamak için harıl harıl çalışmıştır. Kendi gerici büyük güç olma emellerinin peşinde koşan, Wall Street’ten ve Washington’dan ayrıcalık elde etmek için her şeyi göze alan Hint burjuvazisi, bunun karşılığını veriyor.

Kongre Partisi tarafından başlatılan “Hindistan-ABD küresel stratejik ortaklığı”nı geliştiren aşırı sağcı Bharatiya Janata Partisi (BJP) hükümeti, Hindistan’ı Washington’ın Pekin’e karşı askeri-stratejik saldırganlığında tam bir cephe hattı devletine dönüştürmüştür. Hindistan’ın deniz ve hava üslerinin ABD kuvvetlerine açılması, ABD’yle ve onun Asya-Pasifik’teki başlıca müttefikleri olan Japonya ve Avustralya ile durmadan genişleyen ikili, üçlü ve dörtlü askeri-stratejik bağlar geliştirilmesi, bunlar arasındadır.

Hindistan’ın ezeli rakibi Pakistan ile Çin, gelişmekte olan Hindistan-ABD ittifakı biçimdeki ortak tehdide, sıkı askeri-stratejik ortaklıklarını kuvvetlendirerek karşılık veriyor. Bu yüzden, Hindistan-Çin ve Hindistan-Pakistan sınırları, küresel bir çatışmanın olası parlama noktalarına dönüşmüş durumda.

Hindistan’ı Pakistan’ın elindeki Keşmir bölgesinden ayıran Kontrol Hattı boyunca Hindistan ile düzenli olarak karşılıklı top ateşini devam eden Pakistan, Salı günü, Çin ile yaşanan sınır çatışmasından Hindistan’ı sorumlu tuttu. Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi, “Hindistan, ihtilaflı bir bölgeye hiçbir zaman karayolları ve uçak pistleri yapmamalıydı,” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan ismi açıklanmayan bir yetkili, Salı akşamı, Washington’ın olayları “yakından izlediğini” ve “mevcut duruma yönelik barışçıl bir çözümü desteklediğini” belirten yatıştırıcı bir açıklama yaptı.

Trump yönetimi, son haftalarda Çin ile var olan gerilimleri çarpıcı biçimde arttırmış durumda. COVID-19 pandemisinin kendi ihmali ve yetersizliği yüzünden büyük can kaybına yol açmasından Pekin’i sorumlu tutan Washington, Çin’e karşı devam eden provokatif askeri yığınağının bir parçası olarak Pasifik’e üç uçak gemisi saldırı grup sevk etti.

Washington, bu saldırgan tavra uygun olarak, Hindistan’ı Çin’e karşı sert bir tavır almaya teşvik ederek, Çin-Hindistan anlaşmazlığına dikkat çekici bir biçimde karışıyordu. ABD’nin Güney ve Orta Asya’dan sorumlu Dışişleri Müsteşarı Alice G. Wells, 20 Mayıs’ta, Çin’i Hindistan’a karşı “saldırganlık” yapmakla suçlamış ve Güney Çin Denizi’ndeki anlaşmazlığı Pekin’in “huzur bozucu davranışı”nın kanıtı olarak göstermişti.

Bunu, Trump’ın yinelenen provokatif müdahaleleri izledi. ABD’nin Hindistan-Çin sınır anlaşmazlığına arabuluculuk yapması, hatta bir çözüme hakemlik etmesi gibi alaycı teklifler de bunlar arasındaydı.

Tüm bunlar, Hindistan ve Çin askerlerinin Doklam Platosu’nda 73 gün boyunca karşı karşıya geldiği 2017’de Washington’ın aldığı resmi tarafsızlık tavrıyla belirgin bir zıtlık içindedir. Hem Çin hem de Bhutan, Himalaya Dağları’nda bulunan söz konusu plato üzerinde hak iddia ediyor. Bhutan, Yeni Delhi’nin neredeyse kendisine tabi bir devlet muamelesi yaptığı bir krallık.

Trump yönetiminin, Pazartesi gecesi çarpıcı biçimde tırmanan Çin-Hindistan gerilimlerine verdiği ihtiyatlı tepki, bu olayların önemini hâlâ değerlendirdiğini ve bunlardan nasıl en iyi şekilde yararlanabileceğini hesapladığını gösteriyor.

Fakat doğrudan atacağı adımlar ne olursa olsun, Çin’in güney sınırında stratejik baskı uygulamanın ve Hint Okyanusu’nda (Çin’in petrol ithalatının ve dünyayla ticaretinin büyük kısmının yapıldığı deniz rotasında) ABD’nin egemenliğini korumanın bir aracı olarak Hindistan’ın kullanılması, ABD’nin emperyalist stratejisi açısından merkezi önemde olmayı sürdürmektedir. Dahası, Trump yönetimi, Hindistan’ı ABD’nin hedeflerine daha fazla tabi kılmak ve BJP hükümetini memnun etmek için, ABD’li şirketleri Çin’den ayrılmaya ve Hindistan’ı yeni üretim zinciri merkezi yapmaya çağırıyor.

Himalayalar boyunca uzanan Çin-Hindistan sınırı, seyrek nüfuslu ve büyük ölçüde çorak bir bölgedir. Ancak dünya kapitalizminin sistemsel çöküşü ve bunun sonucunda emperyalistler arası çatışmalarda ve büyük güç çatışmasında meydana gelen artış, bölgeye birdenbire devasa bir stratejik önem kazandırmıştır.

ABD’nin Çin’i zayıflatma yönündeki stratejilerinden biri de etnik azınlıklar arasındaki sorunlardan faydalanmaktır. Hindistan, Çin’in Tibet Özerk Bölgesi ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi ile sınır komşusudur.

Çin Pakistan Ekonomik Koridoru’nun (CPEC) Hindistan tarafından hak iddia edilen Aksay Çin bölgesinden geçiyor olması da önem taşımaktadır. Pakistan’ın Arap Denizi’nde bulunan Gwadar liman kenti ile Çin arasında boru hattı, demiryolu ve karayolu bağlantıları kuran 60 milyar dolarlık CPEC, ABD’nin Hint Okyanusu’na ve Güney Çin Denizi geçitlerine el koyarak Çin’i ekonomik olarak boğma planlarını etkisiz hale getirmeye çalışan Pekin açısından önemli bir unsurdur.

Hindistan ile Çin birliklerinin karşı karşıya geldiği dört bölgeden üçü ve Pazartesi gecesi çatışmanın yaşandığı yer, Hindistan’ın elindeki Ladakh ile Aksay Çin arasındadır.

Çin’le sınır çatışması peşinde koşan Hindistan, pervasızca gerilimi tırmandırma politikası oyunu oynuyor. Narendra Modi önderliğindeki BJP hükümeti, Hindistan’ı bölgenin egemeni olarak göstermeye ve Modi’nin 2016 ve 2019 yıllarında Pakistan’a yaptığı –haftalarca süren savaş krizlerine yol açan– yasa dışı “nokta” operasyonlarını yeni cesur Hindistan’ın kanıtı olarak yüceltmeye devasa bir siyasi yatırım yapmıştır. Savunma Bakanı Rajnath Singh, Pazar günü yaptığı açıklamada, Hindistan “hiçbir koşul altında ulusal gururundan taviz vermeyecektir. Hindistan artık zayıf Hindistan değil,” demişti.

Kötü hazırlanmış COVID-19 kısıtlamasının toplumsal bir felaketle (120 milyon işsiz ve ülke genelindeki koronavirüs vakalarında çarpıcı bir artışla) sonuçlandığı koşullarda, Modi ve BJP, artan toplumsal öfkeyi gericiliğin arkasına yönlendirmek ve işçi sınıfının gözünü korkutmak amacıyla, Çin’le yaşanan çatışmayı, kuşkusuz, toplulukçulukla bezenmiş savaş yanlısı Hint milliyetçiliğini yükseltme çabalarını yoğunlaştırmanın bir aracı olarak kullanmaya çalışacaktır.

Kongre ve diğer muhalefet partileri, tahmin edildiği gibi, BJP hükümetine desteklerini sunma yarışına girdiler. Kongre önderi ve Pencap Başbakanı Amarinder Singh, Salı günü yaptığı açıklamada, “Artık ülkenin bu ihlallere karşı ayağa kalkmasının zamanı geldi,” diyordu.

Otuz yıl önce kapitalizmi restore eden ve bugün yeni bir kapitalist oligarşinin siyasi aracı işlevi gören Çin Komünist Partisi rejiminin, ABD ve diğer emperyalist güçlerin Hint burjuvazisinin desteğiyle Çin’e yaptığı askeri-stratejik baskıya verecek ilerici bir yanıtı yoktur. Uluslararası işçi sınıfına başvurmaktan aciz olan Pekin rejimi, ordusunu güçlendirmek, savaşçı tehditlerde bulunmak ve milliyetçiliği teşvik etmek ile ABD ve diğer emperyalist güçlerle bir anlaşmaya varmaya çalışmak arasında gidip gelmektedir.

Küresel kapitalist kriz, başta ABD olmak üzere emperyalist ve büyük güçleri, savaşa ve yıkıcı bir küresel çatışmaya itiyor. Ama aynı zamanda küresel bir işçi sınıfı hareketini besliyor. Savaşa karşı mücadele, henüz başlangıç aşamasında olan bu hareketi sosyalist enternasyonalist bir programla siyasi olarak donatma mücadelesi demektir.