COVID-19 yayılırken hastalığa yakalanan işçiler çalışmaya zorlanıyor

Barış Demir
6 Ağustos 2020

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin 1 Haziran’da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) gibi burjuva muhalefet partilerinin desteğiyle ekonomiyi yeniden açmasının ardından koronavirüs yeniden yayılırken, şirketler hastalığa yakalanan işçileri çalışmaya zorluyor.

Geçtiğimiz hafta, Çanakkale’deki Dardanel fabrikasının, 40’tan fazla işçinin koronavirüs testinin pozitif çıkmasının ardından bütün işçileri 14 gün boyunca fabrikada tutarak çalışmaya zorladığı ortaya çıktı. Bianet’in haberine göre, “Evlerinde halihazırda karantinada olan, ayrıca yıllık izinde olan işçiler de dahil olmak üzere fabrikanın tüm işçileri öğrenci yurtlarına yerleştirildi. Ayrıca Covid-19 teşhisi konulan işçiler gündüzleri üretim için servislerle fabrikaya taşındı ve çalıştırıldı.”

Evrensel gazetesine konuşan bir işçi, işçilerin içinde bulunduğu durumu şöyle özetliyordu: “İşyerinde psikolojimiz bozuluyor, bantlarda nefes alamıyoruz, tuvaletlere gidip gelme bile sorun oluyor. Müdürler, amirlerin gözü hep üstümüzde. Hayatımız adeta rehin alınmış durumda. Son karar da bunun somut örneği zaten. Patronun işi aksamasın diye hepimizi ateşe atıyorlar.”

Şirketin bu adımı, Çanakkale Valiliği İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu’nun “Kapalı sistem çalışacak olan işletme personelinin fabrikaya ve sonra izole edileceği yere götürülerek bırakılması” kararı almasının ardından geldi. Bu karar, yalnızca valilik değil, kentin CHP’li belediyesi tarafından da onaylanmıştı.

Bu gerici işbirliği, işçilerin nasıl ölümcül koşullar altında çalışmaya zorlandığını göstermekte ve Erdoğan hükümetine bir alternatif olarak gösterdikleri CHP’nin arkasına dizilen orta sınıf sahte sol partilerin ve sendikaların işçi sınıfı düşmanı karakterini ifşa etmektedir. Onların odak noktası, pandeminin kontrol altına alınması ve hayatların kurtarılması değil, pandeminin yayıldığı ve yaşam koşullarının hızla gerilediği koşullarda, işçi sınıfı içinde artan öfkeyi ve muhalefeti dizginleyip onu kapitalist sistemin güvenli kanallarına yönlendirmektir.

Çanakkale’deki zorunlu çalışma olayı, CHP’nin mecliste işçi sınıfına yönelik büyük bir saldırıya destek vermesinden birkaç hafta sonra gerçekleşmektedir. Erdoğan hükümeti, CHP’nin de oylarıyla, yüz binlerce veya milyonlarca işçi için zorunlu “ücretsiz izin” sürecini Temmuz 2021’e kadar uzattı. Ücretsiz izne gitmeye zorlanan işçilere, işsizlik fonunda ayda sadece 1.170 lira ödeniyor. Pandemiden sonra Türkiye’de iş kaybı ve işsiz sayısı tarihi bir rekorla 17 milyonu geçti.

Çanakkale’deki canice pratik, aslında Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) ilan ettiği bir projeyi örnek almaktadır. Mayıs ayında MÜSİAD, pandemi sırasında üretimin durmaması ve işçi sınıfının sömürüsünün devam etmesi için “izole üretim üsleri” projesini duyurmuştu.

Başka fabrikalardan gelen vaka haberleri de giderek artıyor. Manisa’daki Vestel fabrikasında, işçiler, yüzlerce işçinin hastalığa yakalandığını ve yedi işçinin hayatını kaybettiğini bildiriyor. 16 binden fazla işçinin çalıştığı bu fabrika, Avrupa’nın en büyük tesislerinden biri. BirGün gazetesine konuşan bir işçi, konuyla ilgili şunları söylüyordu: “Çalışanlar çalışmaya devam ediyor. Herkes çok tedirgin. Vakalar çıkıyor; ancak herhangi bir karantina uygulaması yok.”

Ayrıca İstanbul İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Uğur Konfeksiyon’da iki hafta içinde 96 işçide koronavirüs tespit edildiği bildirildi.

Şirketlerin işçilere karşı suç oluşturan politikalar uygulaması bunlarla sınırlı değil. Haziran ayının sonunda, Mardin’de demiryolu inşaatında çalışan 40 işçi son bir hafta içinde koronavirüse yakalanmış olmasına rağmen, Cengiz Holding’in çalışmak istemeyen işçileri işten çıkarmakla tehdit ettiği bildirildi. Mayıs ayında, aynı işyerinde, tehlikeli koşulları protesto eden 118 işçi işten çıkarılmıştı.

Fabrikalardan gelen vaka ve ölüm haberlerindeki artış, dünya genelindeki işe geri dönüş kampanyasının bir parçası olan Türkiye’de salgının ülke genelinde tırmanışa geçmesini takip ediyor.

Türkiye’de toplam vaka sayısı 235 bine yaklaşır ve ölü sayısı 5.700’ü geçerken, yoğun bakım/aktif vaka oranı 1 Haziran’da yüzde 2’yken Temmuz ayının sonunda yüzde 12’ye kadar yükseldi. Aynı dönemde aktif vaka sayısı 30 binlerden 12 bine kadar düştü ancak yoğun bakımdaki hasta sayısı neredeyse ikiye katlandı.

COVID-19 hastalığının yayıldığına dair bu ciddi işaretlere rağmen, Sağlık Bakanlığı’nın resmi rakamları neredeyse aynı kaldı. 14 Temmuz’dan 4 Ağustos’a kadar toplam günlük vaka sayısı 900-1000; ölü sayısı ise 15-20 arasındaydı.

Hükümetin, turizmi teşvik edebilmesi ve işçilerden artık değer çıkartılmasının sürdürülebilmesi için ülkedeki koronavirüs krizinin gerçek boyutunu gizlediğine dair artan kuşku ve öfkenin ortasında, Sağlık Bakanlığı, 29 Temmuz’da, yoğun bakım ve entübe hasta sayılarının açıklanmasına son verdi. 28 Temmuz itibarıyla, yoğun bakımda 1.280 hasta vardı ve bu, aktif vakaların yüzde 11,8’ine tekabül ediyordu. 403 hasta ise entübe durumdaydı.

Bilim insanları, COVID-19 pandemisinin kontrolden çıktığı konusunda uyarılarını yoğunlaştırıyorlar. Bu durum, hükümetin, sözde muhalefet partilerinin elindeki yerel yönetimlerin örtük desteğiyle uyguladığı “sürü bağışıklığı” politikasının sonucudur.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yoğun bakımdaki hasta sayısını vermek istemiyorlar. Çünkü biz bunlara bakarak çıkarımlarda bulunabiliyorduk. Aktif hasta sayısını yoğun bakımdaki hasta sayısına bölüyorduk. Dünyada yüzde 1,5 civarındayken Türkiye’de yüzde 10’un üzerinde olduğunu üç dört gündür açıklıyorduk.”

Prof. Dr. Bengi Başer de, Pazartesi günü Twitter’da hükümetin bilinçli ihmal politikasına dikkat çekiyordu: “Sadece semptom gösterenlere PCR testi yapıyoruz; yani %30’a.. %70’i aramızda. Testin tanı değeri % 60; kalan %40 da aramızda. Yurt dışından gelenlere de test uygulamıyoruz. +’lerin [pozitiflerin] yakın temaslılarına da artık test yapmıyoruz. Sayılara değil, gerçeğe odaklanın.”

TTB yetkilisi Halis Yerlikaya da Pazartesi günü yaptığı açıklamada resmi sayıların gerçeği yansıtmadığını belirtti: “Diyarbakır’da 1 gecede 8 hastanın öldüğü gün, tüm ülkede açıklanan vefat sayısı 17’ydi.” Birçok şehirde vaka sayılarında ciddi bir artış olduğu uyarısında bulunan Yerlikaya, Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa’da yoğun bakım ünitelerinde yer kalmadığını aktardı. Yerlikaya, ülke geneli için verilen günlük resmi vaka sayısı 900 civarında iken, sadece Diyarbakır’da 300 ve Urfa’da ise 300-350 civarında günlük vaka olduğuna dikkat çekiyordu.

Öte yandan Ankara Tabip Odası, Salı günü yaptığı açıklamada, kentte günlük pozitif vaka sayısının bine yaklaştığını belirtiyor ve şunları ekliyordu: “sadece COVID-19 hastalarına sağlık hizmeti sunan pandemi hastanelerinin servis ve yoğun bakım üniteleri yüzde yüz doluluk oranlarıyla hizmet vermektedir. Pandemi hastaneleri dışındaki kamu sağlık kuruluşlarının yoğun bakımlarında da ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.”

Egemen sınıfların pandemi karşısında izlediği ölümcül politika nedeniyle koronavirüs Türkiye’de ve dünya genelinde dizginsizce yayılır ve binlerce ölüme yol açarken, ileriye giden tek yol, işçi sınıfının bağımsız müdahalesinden geçmektedir. ABD’de kapitalizm yanlısı sendikalardan bağımsız bir şekilde fabrikalarda iş güvenliği-taban komiteleri inşa eden otomotiv işçileri, dünya genelinde işçilerin milyonlarca insanın hayatını kurtarmak için ne yapması gerektiğini göstermektedir.