Perspektif

Avrupa’da kitlesel grev hareketi, savaş ve devrimci kriz

Avrupa’da, kıtanın her köşesinden milyonlarca işçiyi içine çeken kitlesel bir grev hareketi patlak vermiş durumda. Gelişmekte olan şey, şu ya da bu kapitalist hükümetle yapılacak yalıtılmış müzakerelerle çözülebilecek bir dizi ulusal sendikal mücadele değildir. Aksine bu uluslararası bir siyasi mücadeledir. İşçiler her ülkede benzer talepleri dile getirirken itibarını yitirmiş ve yaygın olarak hor görülen hükümetlerin polis baskısı ve yasal tehditleriyle karşılaşıyorlar.

Kitlelerin artan taleplerine taviz verilemeyeceğini ilan eden Avrupa’nın her renkten (muhafazakâr, sosyal demokrat ya da Yeşil) hükümetleri Ukrayna’da Rusya ile NATO savaşını pervasızca tırmandırıyor. Ordularına yüz milyarlarca avro ya da sterlin harcıyor ve Ukrayna rejimini tanklar, savaş uçakları, füzeler ve diğer silahlarla tepeden tırnağa silahlandırıyorlar. Bu hükümetler, bedeli her ülkedeki emekçi sınıflar tarafından ödenecek olan bir Üçüncü Dünya Savaşı’nın tetiğini çekiyorlar.

7 Şubat 2023 Salı günü Fransa’nın doğusundaki Strasbourg kentinde emeklilikteki kesintilere karşı düzenlenen yürüyüş sırasında göstericiler. [AP Photo/Jean Francois Badias]

Avrupalı egemenlerin suçlu karakteri, Türkiye-Suriye sınırındaki deprem felaketine verdikleri tepkiyle açık bir şekilde gözler önüne serilmiştir. Avrupalı güçler, milyonları evsiz bırakan, on binlercesinin de ölmesine neden olan bu toplumsal felaketin ortasında, Washington ile birlikte, NATO’nun 12 yıllık rejim değişikliği savaşının zaten harap ettiği Suriye’ye yönelik felç edici yaptırımları sürdürmüştür.

Avrupa genelinde ortaya çıkmakta olan durum, nesnel olarak devrimci bir durumdur. Alternatifler, bir asır önce I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde olduğu kadar keskin bir şekilde gündeme gelmektedir. Ya kapitalist sınıf Avrupa’yı ve dünyayı nükleer silahlı devletler arasında küresel bir savaşa sürükleyecek ya da işçi sınıfı iktidarı savaş çığırtkanı egemen seçkinlerin elinden alacaktır.

I. Dünya Savaşı’nda işçi sınıfının savaşa karşı ilk büyük siyasi karşı hücumunu gerçekleştirmesi yaklaşık üç yıl sürmüştü: Rusya’daki 1917 Şubat devrimi çarı devirdi ve Vladimir Lenin ile Lev Troçki liderliğindeki Bolşevik Parti öncülüğünde işçi sınıfının 1917 Ekim Devrimi’nde iktidarı almasının önünü açtı. Bununla birlikte bugün, burjuvazi insanlığı Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklemeye çalışırken, işçi sınıfı güçlü bir mücadele dalgası başlatıyor.

Milyonları mücadeleye iten duygular, başlangıç aşamasında da olsa anti-kapitalist, anti-militarist ve sosyalist bir karaktere sahiptir. İşçiler, on yıllardır süper zenginlere trilyonlarca avro ve sterlin aktaran devlet kurtarmalarının ardından, emeklilik haklarını ve temel sosyal hizmetleri ortadan kaldıran kemer sıkma politikalarını ya da küresel bir enflasyon dalgasının ortasında gerçek ücretleri düşüren toplu sözleşmeleri öfkeyle reddediyor. Büyük toplumsal servetin Rusya ile topyekûn savaşa yönlendirilmesi için yoksullaştırılmayı kabul etmiyorlar.

Fransa’da üç milyon işçi, Macron’un emeklilik yaşını yükselterek emekli maaşlarından on milyarlarca avro kesinti yapma planına karşı greve gitti. Bu muhalefet, Macron’un askeri harcamalarda yüzde 40’lık bir artış ve Rusya ile savaş için Ukrayna’ya tank sevkiyatı yapacağını açıklamasının ve on binlerce çevik kuvvet polisini grevcilere saldırtmasının ardından büyüdü. Anketler Macron’un emeklilik kesintilerine yüzde 70 oranında karşı çıkıldığını, ekonomiyi ve kesintileri durdurmak için bir sosyal patlamaya, yani Macron’a karşı bir genel greve yüzde 60 oranında destek verildiğini gösteriyor.

Britanya’da demiryolu, posta, telekom işçileri, hemşireler, sağlık görevlileri, öğretmenler, öğretim görevlileri ile kamu emekçileri yedi aydır süren ve milyonları kapsayan grev dalgasına katıldı. Grevler, sendika bürokrasisi tarafından sürekli olarak iptal edilmeye çalışılmasına ve hükümetin kilit sektör ve hizmetlerdeki grevleri kriminalize etme planlarına rağmen devam ediyor.

Son bir yıl içinde hayat pahalılığına karşı 100’den fazla fiili iş bırakma eylemi ve sağlık emekçilerinin genel grevlerinin yaşandığı Türkiye’de, emekçi kitleler arasındaki toplumsal öfke devrimci bir patlamaya doğru ilerliyor. 13 milyon insanın yaşadığı 10 şehirde 35 binden fazla insanın ölümüne neden olan depremin uzun zamandır öngörülmesine rağmen hiçbir önlem alınmaması ve depremzedelerin büyük ölçüde kaderlerine terk edilmiş olması tüm ülkede kitlesel öfkeyi körüklüyor.

Almanya’da, Rusya’nın Avrupa’ya enerji ihracatının kesilmesiyle daha da artan enflasyonun reel ücretler üzerindeki yıkıcı etkisine karşı grevler artıyor. Toplam iki buçuk milyon öğretmen, posta işçisi, hastane ve temizlik işçisi, ulaşım işçisi ile diğer kamu çalışanları, büyük ücret kesintilerini içeren toplu sözleşme görüşmelerinin ortasında “uyarı grevlerine” katılıyor. Siyaset kurumunun, Rusya ile savaş için Almanya’yı tamamen yeniden askerileştirme planına karşı büyük bir halk muhalefeti var.

Birleşik Krallık’ın sağcı Daily Mail gazetesi “grevin Avrupa ekonomilerini sarması” ile oluşan “kargaşa”dan söz ederken, bu işçi mücadelesi Avrupa çapında tekrarlanıyor. İtalya’da havayolu ve havaalanı çalışanları, demiryolu işçileri, eğitim emekçileri ile yerel ulaşım çalışanları bu ay grev yapıyor. İspanya’da hava trafik kontrolörleri, havayolu çalışanları, sağlık çalışanları, Amazon personeli ve öğretmenler greve gitti. Portekiz’de ise demiryolu çalışanları, doktorlar ve eğitim emekçileri de dahil olmak üzere grevler son on yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

COVID-19’un yayılmasını önlemeye yönelik bütün bilimsel politikaların Avrupa hükümetlerince reddedilmesinin yol açtığı hastalık ve ölümlerin yükünü çekmek zorunda kalan sağlık, eğitim ve ulaştırma emekçilerinin her ülkede yaptıkları eylemler özellikle önemlidir.

Kitlelerin yükselen taleplerinin egemen sınıfta yarattığı panik ve korku, Rusya ile savaşı tırmandırmalarının ardındaki en önemli itici güçtür. Aklını tamamen yitirmiş olan egemen sınıf, savaşı tırmandırmanın sınıf mücadelesinin büyümesini en azından geçici olarak bastıracağına dair umutsuz ve pervasız bir kumar oynuyor.

Oysa savaş karşıtlığı sosyal ve siyasi protestolarda belirleyici bir faktör haline geliyor ve kapitalistler ile işçiler arasında açık bir siyasi çatışmaya gelişiyor. Bu ay Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yaklaşık 50.000 kişi, askeri harcamalardaki artışı finanse etmek için bir resmi tatil gününün kaldırılması planlarına karşı gösteri yaptı. Avrupa’nın dört bir yanındaki grevciler, ücretler ile halk sağlığı ve emekli maaşları gibi sosyal hizmetler için para bulunamazken savaş bütçesindeki artışlara devam edilmesini tekrar tekrar protesto ediyorlar.

O zamanlar İsviçre’de siyasi sürgünde olan Bolşevik lider Vladimir Lenin, I. Dünya Savaşı’nın ilk yılında, dünya savaşının patlak vermesinin dünya sosyalist devrimi için nesnel koşulları da yarattığını vurgulamıştı. Dünya savaşını destekleyen ve devrim olasılığını reddeden Avrupalı sosyal demokratlara uzlaşmaz bir şekilde karşı çıkan Lenin’e göre devrimci bir durum şu şekilde karakterize edilir:

[Devrimci durum] şu üç ana belirtiyi gösterir: (1) Egemen sınıfların herhangi bir değişiklik olmaksızın egemenliklerini sürdürmeleri imkânsız olduğunda …; (2) Ezilen sınıfların acıları ve yoklukları normalden daha şiddetli hale geldiğinde; (3) Yukarıdaki nedenlerin bir sonucu olarak, kitlelerin bağımsız tarihsel eyleme geçme faaliyetlerinde önemli bir artış olduğunda.

Lenin’in analizi bir asır sonra, Avrupa’da yaşanmakta olan krizin nesnel olarak devrimci karakterine ışık tutmaktadır. Avrupa burjuvazisi, Stalinist bürokrasilerin Doğu Avrupa’da kapitalizmi restore etmesinden ve 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtmasından sonraki dönemde olduğundan farklı olarak artık eski yöntemlerle yönetememektedir.

Avrupa burjuvazisi 1991’den bu yana Irak, Yugoslavya, Afganistan, Libya, Suriye, Mali ve başka yerlerde NATO savaşları yürüttü ve içeride acımasız kemer sıkma politikaları uyguladı. II. Dünya Savaşı’nda Sovyetlerin Nazi Almanya’sını yenilgiye uğratmasından sonraki dönemde taktığı reformist maskeyi tamamen çıkardı ve bugün açıkça faşist partileri ve polis devleti yönetimini destekliyor. Avrupa burjuvazisi, olağanüstü asalak bir mali aristokrasidir. Serveti, yurtdışında durmak bilmeyen askeri tırmanışa ve spekülatif borsa çılgınlıklarına bağlıdır. Bunlar da sosyal kesintilere ve banka kurtarmalarında kamu parasının onlara aktarılmasına dayanmaktadır.

COVID-19 pandemisi dünya tarihinde tetikleyici bir olay oldu ve onlarca yıldır gelişen sınıf çatışmalarını niteliksel olarak yeni bir yoğunluk seviyesine taşıdı. Egemen seçkinlerin kâğıt üzerindeki serveti yeni banka kurtarma paketleriyle büyük ölçüde şişirildi ancak kitlesel ölüm ve acılara karşı duygusuz kayıtsızlıkları nedeniyle itibarlarını yitirdiler. Egemen seçkinler bu duruma, Rusya ile intihar niteliğinde bir savaşı körükleyerek ve ülke içindeki protestolara yönelik asker-polis baskısını arttırarak keskin bir sağa kayışla karşılık verdiler.

Pandemi, işçi sınıfı için, acıların ve yokluğun şiddetli bir şekilde yoğunlaşması anlamına geliyordu. Avrupa’da iki milyon insan COVID-19’dan ölürken, devasa yeni banka kurtarmalarından gelen ani nakit arzı enflasyonist bir hareketi tetikledi. İşçi sınıfının taviz sözleşmelerine ve ulusal sendika bürokrasileri ile egemen sınıflar arasındaki “sosyal diyaloga” karşı Avrupa çapında başlattığı uluslararası mücadele dalgası, onun bağımsız tarihsel eyleme girişini ifade etmektedir.

Patlayan toplumsal öfke, işçi sınıfının kıta çapındaki grev hareketini körüklüyor. Bu hareket, sınıf mücadelesinin küresel ölçekte patlak vermesinin ileri bir ifadesidir. Belirleyici sorun, işçi sınıfı içinde patronlara ya da ulusal hükümetlere karşı mücadelelerin, kapitalizme karşı nesnel olarak birleşik, uluslararası işçi sınıfı hücumunun bir parçası olduğu bilincini geliştirmektir.

Günümüzün küresel olarak bütünleşmiş kitle toplumunun zenginliğini yaratan emekçiler, bu zenginliğin nasıl kullanılacağına karar verme hakkına sahip olmalıdır ve temel toplumsal ihtiyaçları karşılamak ve sürekli genişleyen savaşı durdurmak için mali aristokrasinin ekonomi üzerindeki diktasını yıkmalıdır. İşçi sınıfının ileri katmanları arasında böyle bir anlayışın geliştirilmesi, bu mücadelelerin emperyalist savaşa karşı sosyalizm mücadelesinde birleştirilmesinin temelini oluşturacaktır.

Savaşı durdurmak ve kemer sıkmaya son vermek, işyerlerinde ve okullarda sendika bürokrasisinden bağımsız, tabandan güçlü uluslararası mücadele örgütleri inşa etmeyi gerektirir. Patlak veren her grev, sendika bürokrasisinin işçileri işverenlerle ve kapitalist devletle olan ilişkilerine ve her ülkede kapitalist sınıfın savaş politikasına tabi kılmak için çalıştığı gerçeğini doğrulamaktadır. İşçi sınıfı bankaların kemer sıkma taleplerine ve NATO’nun Rusya’ya karşı savaşına karşı ancak yeni mücadele örgütlerini inşa ederek uluslararası ölçekte birleşebilir.

Dünya Troçkist hareketi, yani Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), kemer sıkma politikalarına ve savaşa karşı mücadelenin temel bir öğesi olarak Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nı inşa etme çağrısında bulunuyor ve bunun için mücadele ediyor. Sınıf mücadelesi Avrupa çapında genel grevlerin patlak vermesine doğru evrilirken, bu girişimin yerindeliği daha da açık hale gelmektedir.

İşçi sınıfı hareketinin karşı karşıya olduğu devasa siyasi görevler, onun uluslararası siyasi önderliği olarak DEUK’un inşasını gündeme getirmektedir.

En büyük genel grev bile kapitalizmin Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklenmesini ve işçi sınıfına yönelik amansız sosyal saldırı ve baskılarını durduramayacaktır. İşçi sınıfı, siyaset kurumunun tüm güçlerinin kendisinin yeminli düşmanları olduğu konusunda net bir anlayışla donanmalıdır. Kriz, daha solcu kapitalist hükümetler seçmeye çalışarak çözülemez; ancak iktidarı işçi sınıfının mücadele içinde inşa ettiği örgütlere aktarma mücadelesiyle çözülebilir. Bu, Avrupa ve dünya çapında işçi iktidarını ve sosyalizmi kurma mücadelesi demektir.

Almanya’daki Sosyal Demokratlar ve Britanya’daki İşçi Partisi gibi eski reformist partiler, hükümette ya da muhalefette, kemer sıkma politikalarının ve savaşın azılı savunucularıdır. Stalin’in sözde “tek ülkede sosyalizm” teorisinin destekçilerinin sahte solcu siyasi mirasçıları ya da Troçkizmden kopmuş küçük burjuva dönekler de bir alternatif oluşturmamaktadır.

Almanya’da Sol Parti, Fransa’da Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA) ve Jean-Luc Mélenchon, İspanya’da Podemos ve Yunanistan’da Syriza (“Radikal Sol Koalisyon”) gibi hali vakti yerinde orta sınıf çevrelerin sicilleri onları teşhir etmektedir. Syriza Yunanistan’da iktidara geldiğinde, kemer sıkma politikalarını sona erdirme vaatlerini yerine getirmek yerine emekli maaşlarını ve sosyal harcamaları kesti ve sığınmacılar için toplama kampları kurdu. Bugün iktidarda olan Podemos ise Ukraynalı neo-Nazi Azov Taburu’nu silahlandırıyor, bankaları kurtarıyor ve grevdeki kamyon şoförlerine ve metal işçilerine saldırmak üzere çevik kuvvet polisi gönderiyor.

Jeremy Corbyn ve sahte sol destekçileri, Britanya İşçi Partisi’nin liderliğine geldiklerinde partinin sağ kanadına karşı herhangi bir mücadele yürütmeyi reddederek liderliği grev karşıtı ve savaş kışkırtıcısı Keir Starmer’a devretti. Mélenchon ve Sol Parti gibi güçler seçimlerde milyonlarca oy aldılar ancak savaşa karşı kitlesel duyarlılığı harekete geçirmek için herhangi bir çağrı yapmaktan kesinlikle kaçındılar.

Bu sağcı, savaş yanlısı çevreye karşı alternatif, DEUK’un savunduğu, Ekim Devrimi’nin temelini oluşturan Marksizm ve Sürekli Devrim perspektifidir. Bu, işçi sınıfının mali aristokrasiyi mülksüzleştirme, kapitalizmi yıkma ve Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’ni inşa etme mücadelesi için siyasi ve tarihsel bir temel sağlamaktadır.

DEUK, Avrupa’da ve uluslararası ölçekte, tırmanan savaşa ve devrimci krize, işçi sınıfı içinde Marksist devrimci bilinç uğruna mücadeleyi yoğunlaştırarak yanıt verecektir. Hareketin ölçeği ve nesnel devrimci potansiyeli ile düşman sınıf güçlerinin arta kalan etkisi arasında, kararlı mücadele yoluyla aşılması gereken bir uçurum bulunmaktadır. İşçi sınıfının büyüyen devrimci hareketini sosyalizm uğruna bilinçli bir harekete dönüştürmek için mücadele edeceğiz. Bu, DEUK’u ve şubelerini sosyalist devrimin yeni kitle partileri olarak inşa etmek anlamına gelmektedir.

Loading